İslam nizamında, insanlar reşit yaşlarına ulaşmayıncaya kadar; ilahi teklifler karşısında her hangi bir şeyden sorumlu değildirler/tutulmazlar. Ta ki, akıl baliğ olana dek, bu böyledir. Fakat beşeri sistemlerde, herinsan/insanlar doğar doğmaz; Devlet sistemineve yasalarına karşı sorumlu ve mükellef olarak doğar/doğarlar. Nüfus sayım sistemiyle, kayıtlara geçen her fert; devlete karşı birer vatandaş olarak yerine getirmesi gereken görevi/görevleri vardır ve kişi başına düşen borç ve diğer hasılalar karşısında sorumludur.

                     Mesela, Askerlik yapmak, vergi vermek vs. hemen hemen her vatandaşın yapması ve yerine getirmesi gerekenlerden. Ne ki, vatandaş devlete karşı birçok görevini ifa ederken; devletin görevlendirdiği kurumların bir kısmı, çoğu yerde vatandaşa karşı vazifelerini ya hiç yerine getirmiyor, ya da zamana bıraktığı için vatandaşı canından bezdirip usandırıyor. Eğitim müfredatlarının çoğu, insan fıtratına ve genç öğrencilerin zihin yapısına göre hazırlanmadığı için; yıllarca üniversite hayalleriyle çalışıp didinen birçok insanın ömürve gençliğiböylece harcanmaktadır…Bu girizgâhla, tüm dünyada ve özellikle ülkemizde; gevşek ve hantal işleyen başta bürokrasi ve siyasi mekanizmasına dikkatleri çekmek istedik!

                     Ve asıl konumuz, bürokrasi cenahının vatandaşa yaşatmış olduğu zorlukları dikkatlerinize sunmaya gayret etmek! İstersenizönce yaşamış olduğum bir olayı sizlerle paylaşayım: “Geçen yıl eşimi Umreye göndermek için, P.T.T’ şubesine altı aylık Pasaport bedeli olarak 300 TL. Para yatırdım. Ancak aradan geçen yirmi dört saatten sonra, Umre şirketi bana; altı aylık pasaport bedelinin yasal olarak kabul edilmediğini bildirince, bende sıkıntı yok gider süreyi uzatır ve ek ücreti neyse yatırırım dedim.

                     Tabi dediğim gibi kolay olsaydı, ne ala! Olmadı,P.T.T Şubesine yatırdığımız parayı, P.T.T’ den alamadık ve yönümüzü maliyeye çevirdiler. Yetmedi tabi, bu arada eşimin adına her hangi bir bankadan hesap açtırıp; bir dilekçe ve yatırmış olduğum 300 TL. ’nin dekontuyla birlikte maliyeye teslim etmem gerektiğini söylediler. İyi dedik, aldım hanımı tam dört bankaya gittik hesap açtırmak için; ancak eşim okuryazar olmadığı için gittiğim her banka, yasal olarak yasak olduğundan işlemi gerçekleştiremeyeceklerini söylediler. Peki, ne olacak dedim? Eşinizin yerine imza atmaya yetkili olabilmeniz için, gidip noterden bir vekâletname almanız lazım dediler. Notere gittik, maruzatımızı arz edince; görevli memur bana tamam ama 150 tl. Ödemeniz lazım deyince çileden çıktım. Ya paranın tamamı zaten 300 tl. 150’sini notere versem geriye kalır 150. Güler misin ağlar mısın bilmem ama boğazım düğümlendi!... Sonra vicdan sahibi biri bana,kardeşim gidin eşiniz adına bir mühür kazıttın ve o Mühürle müracaatınızı yapın deyince bira rahatladım. Neyse uzatmayayım, bankadan bir hesap açtırdıktan sonra,hesap numarası ve dilekçeylebirlikte götürüp Maliyeye teslim ettik. Eh sonra ne oldu? O, 300 TL. Olan paramızı alana kadar neredeyse üzerinden kırk güne yakınbir zaman geçti ki, ancak alabildik. Ha hoooo!

                     Şimdi Allah aşkına biri bunu bize/insanlara/ topluma izah etsin. Parayı yatırırken, P.T.T memuru bize böyle olmaz kardeşim diye sizi bilgilendirmiyorsa, yanlış bir uygulamadan dolayı yatırdığın parayı hemen alamıyorsan; günlerce peşinden koşuşturuyorsanbiri bize, bu ülkede hak hukuk, adalet var masallarını anlatmaktan vaz geçmelidir artık!... Ya yani, bir yanlış uygulamadan dolayı işin bürokrasiye düşüyor; sonra arkasından koşuştur ve canından bez. Bu nasıl bir mekanizma, nasıl bir işleyiş çarkı böyle? Sanki P.T.T. ayrı bir devletin, maliyede ayrı bir devletin kurumu; var mı böyle bir şey dünyada, ben şahsen bilmiyorum. Bildiklerimizi de unutmaya başladık!

                     Diğer bir hadise: “Sene 2017, C.B iletişim (basın ve enformasyon) başkanlığına Basın kartı müracaatında bulundum. İstenen bilgi ve belgeleri hazırlayıp İl iletişim müdürlüğüne teslim ettik. Sonra her ay, dört adet mesleki çalışma linklerinin başkanlığınsistemine göndermemiz konusunda bilgilendirildik. Ve birinci bekleme süremiz olan 180 günlük süre başladı. 2018’in son aylarında (kayıtlarda mevcut şimdilik tarihini tam hatırlayamıyorum) İkinci başvurumuzu yaptık. Hatta bir ara, İl iletişim Md.lüğünden beni arayıp, belgelerde ufak bir yanlışın söz konusu olduğu malumatı verilince; Gazetemizin Haber Müdürü sayın Hüseyin Özkan beyle bizzat düzeltilmesi için, bizden istenen bilgi ve belgeleri götürüp yetkili makamateslim ettik. Koş babam koş, yorul yorulduğun kadar!

                     Her hangi bir eksiğin olup olmadığını sorduğumuzda; bize hayır, artık ikinci bekleme süreniz başlamış ve iş Ankara’daki komisyonun toplanmasına kalmıştır denildi. Yanılmıyorsam bundan bir ay kadar önceydi, telefonum çaldı. Telefonumu açtım ve karşımdakinin, İl iletişim Md’ lüğünden aradıklarını söyledi. Ne istediklerini söylediğimde, bana; birinci basın kartı müracaatınızdaki dosyanızda kan grubunuz B (Rh) + belirtildiği halde, ikinci başvurunuzda ise kan grubunuz O (Rh) -  olarak belirtilmiştir deyince; hemen il basın müdürlüğünü aradım ve durumu arz ettim. Kısa bir aradan sonra telefonla bana dönüldü, evet, öyle bir yanlışlık olmuş ama kimden? Neyse ne yapmam gerektiğini söyledim? Düzeltilmesine dair bir dilekçenin yeterli olacağını söyleyince; dilekçeyi yazıp ilgili makama teslim ettik. Tabi bu arada iki yıldan bu yana, mesleki çalışmalarımızın linkleri düzenli olarak C.B. İletişim başkanlığınınsistemine göndermeye devam edildi. Süreç işlemeye devam ederken, bizde Ankara da toplanacak olan komisyonun toplanmasından sonra çıkacak olan kararı beklemeye başladık. Ta ki bu gün (19.07.2019 cuma) telefonuma şöyle bir mesaj gelene dek!

Mesaj harfiyen şu: “Bu başvuru Genel müdürlük tarafından; Şahsın başvurusu incelenmiş bekleme süresi içerisinde her aya dört adet olacak şekilde mesleki çalışmalarının, yayınlanan gazetede çalışmanın yer aldığı tam sayfanın fotoğrafının çekilerek sisteme yüklenmesi gerektiğinden iade edilmiştir.” NOT: “PDF, JPEG gibi dijital ortamda üretilmiş sayfalar kabul edilmeyecektir.”

Bu mesajı okuyunca, aklıma şu hikâye geldi: “Bir köyde birkaç tane yetim yaşıyormuş. Bir gün o yetimler karınlarını tam doyuracaklarken; köyleri o gün tam yedi defa haramiler tarafından saldırıya maruz kalmasın mı?  Demem o ki, değerli dostlar; bu ülkede işiniz bürokrasiye düştüyse işiniz kesat demektir. Olay bundan ibaret ve bizim iki yıllık yorgunluğumuzu, emeğimizi berhava ettiler anlayacağınız. Görelim Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler. Diyelim sizi Allah emanet edelim. 22 Temmuz 2019.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6