Yüce dinimiz İslam, insanlara balık yemeyi değil; balık avlama sanatını öğrenmesini/öğretmesini ön görür. Yani, insanın kendi çaba ve gayretini ortaya koyup; hiç kimseye yük olmadan, hayatını idame etmesini telkin eder. İnsanoğlu için, ancak çalıştığının karşılığı vardır; İlahi ferman tüm insanlara şamil bir hükümdür aslında. İnanan veya inanmayan, her insanın; belli bir gaye ve maksat için çalışması lazımdır. Allah’a ve ahiret gününe iman edip ve hesap günü şuurunu taşıyan Mü’minler, Allah’a karşı olan yükümlülüklerini ifa etmeleri gerektiği gibi; başka insanlara el avuç açmamak için, çalışıp helal yollardan kazanç elde etmeleri de istenmektedir kendilerinden!

Bu gerçeklik, hiç kimseyi ayırt etmeden; tüm insanları ilgilendiren bir hakikattir. Hiçbir şeye inanmayan insanların dahi, yaşamlarını sürdürebilmeleri için; çalışarak kendilerinden/geçim ve maişetlerinden sorumlu oldukları insanların temel ihtiyaçlarını gidermeleri gerekmektedir. Her insan, Annesinden doğduğunda hiçbir şeye malik değildir. Ancak belli bir zamandan sonra, sorumluluk yükünü omuzlayan her ferdin; çalışarak para kazanma yollarını (helal veya haram), araştırdıkları/araştırmaları gerekli olduğu başlıca vazifelerindendir.

Ne ki, Müslüman olan herkesin üzerine; şartlar ne olursa olsun, harama ve şüpheli şeylere bulaşmadan, tevessül etmeden, yalnızca helal yollardan kazanç elde etmeleri vecibe olarak istenmektedir! Bu hakikati göz ardı edip, kazandıklarının helal mi yoksa haram mı diye bakmadan; kasa ve keselerini doldurma gayreti içerisinde olanların hesap ve kitapları ise, öldükten sonra kendilerinden sorulacağı mukakkaktır.

İnsanların en faziletlileri olan, başta Peygamberimiz (s.a.v) olmak üzere; tüm peygamberlerin hiç kimseye yük olmamak için, farklı meslek dallarında çalışıp para kazandıkları bilinmektedir. Evet, Müslümanlar olarak; en azından dünya ve ahiret kazanımlarımızı dengede tutmaya gayret etmeliyiz. Dinimiz İslam, Yalnızca ahiret için çalışarak, aile efradının ona buna muhtaç olmasına sebep olmayı kabul etmediği gibi; ahireti unutup sadece dünya için çalışarak para istiflemeyi de reddeder. Bizden istenen şey, öncelikle esbaba tevessül edip, sonra da Allah’a tevekkül etmeyi bilmektir. Çalışmadan, çaba ve gayret sarf etmeden, meşru sebepleri araştırıp onlara tabi olmadan; tevekkül ettik demek kadar kuru ve kısır bir mantık yoktur. Ve İslam söz konusu olan kuru ve kısır mantığı reddeder.

Bakınız Hz. Ömer (r.a), söz konusu kuru ve kısır mantığı reddederek şöyle buyurmuştur: “Sizden hiç biriniz rızık talep etmekten (onun için uğraşıdan) geri durup; Ya Rabbi! Ya Rabbi! Demesin. Gökyüzünün ne altın ne de gümüş yağdırmayacağı malumdur.” Demekle bir inceliğe işaret etmiştir. Fakat ne acıdır ki, günümüzde insanların çoğunun; çalışmadan, ter dökmeden, yorulmadan, en kestirme yoldan para kazanıp zengin olmayı temenni ettiklerini görmekteyiz. Mesela Siyasete giren birinin, girmeden önceki tutum ve davranışlarıyla; girdikten sonraki tutum ve davranışları arasında dağlar kadar farkın olduğunu görmekteyiz. Günümüzde (istisnalar her zaman bunun dışındandır) siyasete fakir ve naçar giren birçok kimsenin; birkaç yıl zarfında, nasıl da mevki ve kariyer sahibi oldukları, tahminlerin de ötesinde akıllara durgunluk vermektedir.

Adam ne yaptı ki, nasıl çalıştı ki bu kadar kısa bir zaman zarfında; bu kadar servet sahibi olabildi diye sormadan edemiyor insan! Ama velakin, özellikle günümüzün birçok kesimi için geçerli olan kaidesi şudur ki; “çok lafın yalansız, çok malın da haramsız olmadığıdır… Evet, Kâinatın EFENDİSİ olan, Hz. Muhammed (s.a.v) vefat ettiğinde mübarek zırhı borç arpa karşılığında bir Yahudi’nin yanında rehin olacak; ama diğer taraftan kendini ona nispet eden sözüm ona; birçok kesim veya topluluğun, O’na tabi olmadan, kısa yoldan nasıl servet sahibi olabiliriz diye fasit alış verişlerin ve kirli kazancın peşinden koşan günümüzün modern Müslümanları (!)

Unutulmasın ki, şu üç günlük dünya hayatının geçici lezzetleri uğruna; ebedi olan ahiret hayatını düşünmeyenler kadar nasipsizlik ve müflisliğin olmadığıdır! Elbette çalışacağız ve para kazanacağız lakin, çalışma alanlarımızla kazanç elde ettiğimiz kapıların meşru olma zorunluğu vardır. Bu gerçek özellikle biz Müslümanlar için, inancımızın gereğinin; olmazsa olmazı olduğunu hiçbir zaman unutmayalım. Şişme bot misali, birkaç yıl zarfında servet sahibi olan bir kısım İnsanların nasıl kazandıklarına bakmaktan ziyade, nereden kazandıklarına bakıp ve, ona göre kendimizi ateşe atmamalıyız. Çünkü helal kazanç, damlaya damlaya göl olur misali geç birikir ama temeli sağlam bina gibi muhkem olur; fakat haram kazanç ise üfürülen balon misali çabuk şişer lakin ufak bir dikenin batmasıyla patlayıp yok olur. İşte bu misalde olduğu gibi, “Çalışmadan dünyanın da, ahiretin de kazanılamayacağını bilmemiz lazım. Kadirşinaslıkla efendim. 22 Ekim 2020.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.