Yeryüzünde insanı en çok korkutan ve etkileyen felaketlerin başında deprem gelir. Ne zaman ve nasıl olacağı önceden bilinmez, tedbir almakla önüne geçilmez. Aniden hazırlıksız yakalar ve şiddetine göre binaları yıkar, evleri mezara çevirir. İşte asıl korkunç olan yönü budur.

Deprem felaketine maruz kalan insanlardan ölenler bir yönüyle şanslıdırlar. Acıları kısa sürer ve bu dünyanın sıkıntılarından kurtulurlar. Masum olanlar şehid hükmündedir, Cenab-ı Hakkın büyük ikramına kavuşurlar. Ama hayatta kalanların yitirdiklerinin onulmaz görünen acıları, maddi ve manevi yaraları ve hatta deprem sırasında ya da enkaz altında yaşadıkları korku psikolojilerini de sarsar, yıllar süren tedavi kar etmeyebilir, hatta bu ruh travması ömür boyu devam edebilir.

İnsan hemcinsiyle her yönden alakadar olduğundan, yaşanan felaket, maddeten depremden etkilenmemiş olan yakınlardan uzaklardaki insanlara kadar herkesi sarsar, büyük bir korku, çaresizlik ve acı yaşatır. Her an “biz de bu felakete maruz kalabiliriz, bizi bundan koruyacak hiçbir güvencemiz yok!” tedirginliğini hissettirir. “Gökte olanın (Allah’ın) sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz? O zaman bir de bakarsınız ki yer, sarsıldıkça sarsılıyor.” (Mülk,16) ayetinin uyarısını anlamaya başlar. Depremin bu etkileriyle tüm toplumu sarsması, yıkımın yaşandığı merkezinden ziyade tüm toplumu hedef alan bir mesaja sahip olduğunu gösterir. Çünkü ders almak hayatta kalanlara mahsustur. Ölenler ders almaz ölümleriyle ders verirler. Şanlıurfalı şair Nabi, bu gerçeği ne güzel dile getirmiştir:

Fenâ-yı âlemi eyler cemaate tefhim
Cenaze vaaza çıkıp kürsi-i musallada

“Cenaze, vaaz kürsüsü hükmündeki musalla taşına çıkıp âlemin gelip geçici olduğunu cemaate anlatıyor.”

Deprem, insana aczini bilfiil yaşatarak öğreten müthiş bir derstir. Hiçbir gücün, hiçbir sigortanın, teknolojisi zirvede olsa bile hiçbir ülkenin önleyemediği bu felaket, Allah dışındaki güçlere bel bağlayanların bağını koparıp atar, Allah’a sığınmayı, O’na bağlanmayı yüreğine yerleştirir.

Depremin etkisiyle ruhlarda oluşan çaresizlik tazyiki Allah’a yönelişe sevk eder. Şeytanın çabaları bu yönelişi durduramaz. Ancak şeytandan ders alan ve şeytana bile ders verme seviyesine gelen bir kısım insanlar, ruhlarda oluşan ilahi haşyet atmosferini bulandırmak ve dağıtmak için var güçleriyle harekete geçerler. Depremdeki ilahi mesaj düşüncesi yerine, doğanın tesadüfî bir felaketi olarak sunmaya çalışırlar.

Her yıl milyonlarca nakışlı ve son derece düzenli gömlekleri giyen bu yerkürenin üzerinde yaşayan milyonlarca çeşit canlının her bir ferdinin kanatlarından midelerine kadar tüm organlarını büyük bir özen ve titizlik içinde yaratan Kudret, koca yerküresini başıboş ve tesadüfî sarsıntılara terk eder mi? Meydana gelen sarsıntı, iradesiz tesadüfî boşlukların çökmesinden ibaret olduğu söylenebilir mi? Kurulduğu günden beri asırlardır sayılamayacak kadar akıllı varlıkların, rehber peygamberlerin binlerce evliya ve salihlerin beşiği, anası, barınağı ve dönüş yeri olan yerkürenin hiçbir hareketi iradesiz ve tesadüfî olamaz, ilahî kastın dışında düşünülemez. Zahiri sebepleri tasarruflarına perde eden Allah, deprem olayında da yer altındaki bazı oluşum ve madensel faaliyetleri, fay hatlarını sebep kılmıştır. Zilzal Suresindeki şu ayetler Yeryüzünün Allah’ın vahyine muhatap olduğunu bildirmektedir: “Yer o müthiş sarsıntısıyla sarsıldığında, yer ağırlıklarını dışarı çıkardığında ve insan “buna ne oluyor?” dediğinde, işte o gün haberlerini anlatır, çünkü Rabbin ona vahyetti” (Zilzal,1-5)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.