Diğer doğal afetler gibi deprem esnasında da insanlar birbirlerinden ve özellikle kurumlardan bir yardım, bilgilendirme, ilgi ve yönlendirme beklentisi içerisine girerler onların psikolojik durumu, korkmuş olmaları, panik durumları, yaralanma, açlık, soğuk, hastaların durumları gibi depremin şiddetini göre meydana gelen sorunların hızlı bir şekilde giderilmesi oldukça önemlidir.

 Bu bakımdan gerek deprem öncesi gerekse depremden sonraki süreçte toplum olarak ve özellikle kurumlar olarak ciddi şekilde hazırlıklı olmamız oldukça önem arz etmektedir.

Deprem de diğer doğal olaylar gibi bir takım fiziki/doğal kurallar sonucu meydana gelir. Fiziki olayların kuralları, neden sonuç ilişkisi de Rabbin ayetlerindendir. İşin fiziki/maddi kısmı için, depremin tabii bir olay olduğu muhakkaktır. Türkiye de az çok deprem ülkesi sayılabilir. İşin ilginci, en önemli ve nüfusu en çok olan İstanbul gibi bir şehrin, hatırı sayılır fay hatları üzerine kurulu olmasıdır…

Elbette depremle ilgili olarak; fay hatları, depremin nerelerdeki  ve ne tip yapılara daha fazla zarar vereceği, nerelerde yerleşim yapmanın deprem açısından sakıncalı olduğu gibi deneyimlere zamanla ulaşılmış olmasına rağmen, depremle ilgili bilgiler hala çok yetersizdir ve insanları rahatlatmamıştır.

Şimdilik depremi önceden tahmin edememekteyiz ve dere kenarı, fay hatlarının geçtiği bölgelere bina yapmamak, dayanıklı yöntem ve malzemelerle yapılan inşa etmek ve deprem sırasında nasıl davranılacağı gibi önlemlerle yetinmekteyiz.

Riskli yapıların sağlamlaştırılması, kentsel dönüşüm gibi önlemler ise büyük bütçeler gerektirmekte ve zaman almaktadır…

Deprem gibi hayati ve her türlü politik hesabın üstünde olması gereken bir konuda; 99 depremi sonrası alınmaya başlanan deprem vergilerinin yerinde kullanılmadığına yönelik iddia ve tartışmaların yaşanması üzücü olmuştur.

Elbette bu konuda tasarrufu bir kenara bırakarak, çağın gereklerine uygun politikalar izlemek, insan hayatının değerliliği ilkesi gereğidir. Gerekli denetimlerin yapılmasından taviz verilmemelidir.

Japonya gibi deprem ülkesinde büyük sarsıntılar olmasına rağmen, insanlar buna alışmış ve can kayıpları ise neredeyse yaşanmamaktadır. Bu, alınan maddi tedbirlerden dolayıdır.

1999 depremini yaşamış bir toplumun deprem konusunda olması gereken yerde olduğu söylenemez. O depremde bizden de beş kişilik bir aile tamamen yok olmuştu.

17 Ağustos 1999 depremi için, dönemin Kandilli Müdürü merhum Prof. Ahmet Mete Işıkara, 7.4’ lük deprem için; “Depremin merkez üssü Gölcük Donanma Komutanlığının olduğu bölge” demişti. Donanma Komutanlığı 28 Şubatçılar’ ın ana üssüydü. Durum böyle olunca, bunun ilahi bir ikaz olduğu iddiaları da gündeme gelmişti.

Oysa depremden korunmak için öncelikli olarak yapmamız gereken, depreme karşı tedbir almaktır.

İstanbul’u ve çevresini 4.6 ile sallayıp iki gün sonrasında da 6 büyüklüğündeki şokla devam eden sarsması, yirmi yıl öncesini hatırlattı.

Bu deprem aynı zamanda, benzer bir sarsıntının olması halinde; buna yeterince hazır olmadığımızı da ortaya koymuştur.

1999 depreminde yaşanan acılar, annesiz babasız büyüyen çocuklar, devasa yıkım hala gözlerimizin önünde.

Sonuç olarak; 99 depreminden ders almalı ve deprem konusunda harcanan emek ve para asla boşuna gitmiş sayılmamalı, bu konudaki politikalardan taviz verilmemelidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6