Yakın bir tarihe kadar bırakın evleri, ulaşım araçlarında hatta şehir içi taşıtlarda bile sigara içilir, kimse de ayıplamaz ve engel olmazdı. Hatırlanacağı üzere önce şehir içi ve şehirlerarası toplu taşıma araçlarında sigara yasaklandı. Daha sonra çıkarılan bir yasa ile bu yasağın alanı genişletildi ve tüm kapalı mekânlara yaygınlaştırıldı. Devletin ulaşamadığı ve engel olması da mümkün olmayan ortam ve mekânlarda da artık toplumsal bir yasak olmaya başladı. Şimdi sigara içenler kendi evlerinde dahi içmemeye başladılar. Ancak bilinmelidir ki bu sigara yasağı evlerde bile uygulanabiliyorsa yasanın ihtiva ettiği cezadan değil, kamu vicdanında kabul görmesinden dolayıdır. Sosyal akıl ve vicdanda yer etti.

Aynen bunun gibi dinin kuralları, değerleri de tüm akıl ve vicdanlarda yankılanmış ve yer edinmiştir. İnanç esaslarını kabul etmeyen toplumlarda bile tedrici olarak etkisini göstermiştir. Din geldiği günden beri sosyal hayatta akla hayale gelmedik inkılaplar gerçekleştirmiştir. Sigara alışkanlığından çok daha vahim alışkanlıkları bir bir ortadan kaldırmış, çok kısa bir süre içinde kötü huy ve tutkulardan arınmış bir toplum yetiştirmiştir. Ona inanmayan şahıs ve toplumlarda bile manevi bir manyetik güç gibi bir etkiyle etkisi altına almıştır. Bütün dünya toplumlarında kabul gören ahlaki ve etik değerler dinin bu etkisinin eserleridirler. Sosyologları, toplum mühendislerini hayrete düşüren bu başarı, Peygamber (ASV)’ın mübarek şahsiyetine ait olmakla birlikte, dinin kuralları ve hükümlerinin akıl ve vicdanlarda kabul görmesinin de söz konusu bu başarıda rolü bulunmaktadır.

İlkeleri, kuralları, hükümleri ve davranışlarda görünen güzellikleriyle din, insanlığa büyük bir ahlaki düzen armağan etmiştir. Bu nedenle hiçbir olumsuz gücün etkisinde olmayan akıl ve vicdanlarda ışık ve su gibi hayati bir etki oluşturmuştur. Hatta şartlanmış beyinlerde bile iz bıraktığı bir gerçektir.

Güneş doğup yükseldiğinde açık ve kapalılığı oranında her mekân onun ısı ve ışığından hissesini alır; en kuytu kapalı mekânları bile aydınlatır, onu istemeyenlerin evlerine de ışık doldurur. Onu sevmemek, aydınlatmasına engel olamaz. Yarasa gibi ondan rahatsız olup gözlerini yumanların bile ısısından ve az da olsa ışığından istifadeleri önlenemez. Gözlerini güneşe karşı sıkıca kapatanların bile en azından gece olmadığını anlayacak kadar ondan hisseleri kaçınılmazdır.İşte İslamiyet güneş gibidir, onu karşı çıkmak, onu kabul etmemek, onun kâinata doldurduğu ışığından etkilenmeye engel olamamıştır. 

Dine inanmadığını söyleyen bir kısım ateistler bile din kaynaklı bazı etik değerleri kabul ediyorlar. Aklı başındaki herkes kabul ettiği için dünya kamuoyunda dinin bu değerlerine “evrensel değerler” adı verilmiştir. Nasıl ki ehl-i imanın bazılarında görülen kötü vasıflar, dinlerinden ve inançlarından kaynaklanmadığı gibi, ehl-i küfürde görülen bazı ahlaki güzellikler de onların inançsızlığından değildir, aksine dinin etkisindendir. Ehl-i imanda görülen birtakım kötülükler dinin yaşantısındaki kusurlarından kaynaklanır. Makul ve vicdani bütün güzelliklerin kaynağı dindir, akıl dışı ve vicdanı yaralayan tüm kötülüklerin kaynağı ise küfürdür.

Müslüman toplumda hatta Müslüman ailede yetişmiş olanların tamamen dinin değerlerinden mahrum bir hayata girmeleri asla mümkün olmamıştır. Nedenini izah edemedikleri yararlı bir takım tavır ve davranışlar, etik kuralları kabullenmeler, her ne kadar “dine uymak değil, insanlık gereği” deseler de, bunun din kurallarının özümsenmesinden kaynaklandığı ortadadır. Çünkü gerçek insanlık kuralları da dinin eseridir.

Bediüzzaman, İslamiyet’in etkisi sayesindekâfirlerin bile inkârlarından şüpheye düştüklerini, mutlak inkârda samimi olmadıklarını, ebedi hayat konusunda ümitlendiklerini şöyle ifade etmektedir:

"Arkadaş! İslâmiyet, bütün insanlara bir nur, bir rahmettir. Kâfirler bile onun rahmetinden istifade etmişlerdir. Çünkü İslâmiyetintelkinatiyleküfr-i mutlak, inkâr-ı mutlak, şek ve tereddüde inkılâp etmiştir. O telkinatın kâfirlerde de yaptığı in'ikâs ve tesirat sayesinde, kâfirlerin, hayat-ı ebediye hakkında ümitleri vardır. Bu sayede, dünya lezzetleri ve saadeti onlarca tamamıyla zehirlenmez. Bütün bütün o lezzetler elemlere inkılâp etmez. Yalnız tereddütleri vardır. Tereddüt ise, her iki tarafa baktırır. Devekuşu gibi, tam manasıyla ne kuş olur ve ne de deve olur. Ortada kalarak her iki tarafın zahmetinden kurtulur."(Mesnevi-i Nuriye, Katre’nin Zeyli, s. 70)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.