“Sahte tanrılara kulluk etmekten kaçınan, yüzünü ve özünü Allah’a çevirenlere müjdeler olsun. Söylenenleri dinleyip de en güzeline uyan kullarımı müjdele! İşte Allah’ın doğru yolu buldurduğu kimseler onlardır, asıl akıl iz‘an sahipleri de onlardır.”Zümer:17-18

Eminim ki; hepimizin sık rastladığı ve/veya okuduğu, konuştuğu bir konudur dinlemek konusu. Ama bir okuma/analiz etme/anlama ve anlamlandırma babında bir dinlemeden bahsediyor olunca, dinleme daha bir geniş kapsam kazanır ve kulak vermeyi aşan bir anlama bürünür.

Dinlemek, konuşmaktan daha önemlidir. Çünkü dinlersek okumuş oluruz ve okursak anlamış oluruz. Yani dinlemek de en önemli bir okuma/tanıma/keşfetme biçimidir. Sadece karşıdaki muhatabı değil; olay veya olgunun arka planını da, muhatabın hislerini de, kapasitesini de, toplumunu/kimliğini de, niyetini/hedefini/amacını da… dinliyor olmalıyız belki de.

Dinlemek; sadece durumu değil; mesajı da anlamaya yöneliktir, bilinçli ve hedefi olan bir eylemdir.

Duymak ve dinlemek aynı şey değildir. Biri istem dışı iken; dinlemek bilinçli bir tercihe dayanır. Aynı ilişki bakmakla görmek arasında da var. Duymak ve görmek sadece duyuları/maddi anlamda uyarırken; bakmak/dinlemek maddi ve tüm manevi/psikolojik donanımlarımıza ulaşır ve bunlar tarafından değerlendirilip sonuçlara ulaştırıcı bir eyleme tekabül eder.

Her zaman ve bu günlerde her zamankinden daha çok dinlemeye ihtiyacımız var.

Kendimizi dinleyelim, durup kendimizi dinleyelim. Nereden nereye geldiğimizi, şu anda ne yaptığımızı, nereye doğru gittiğimizi, farkında olmamız gerekenlerin farkında olup olmadığımızı dinleyelim.

Kendimiz konuşalım yine ama bu kez kendimizi, evet kendimizi, iç derinliklerimizi, vicdanımızı, aklı selimi dinleyelim.

Çünkü kendimize gelmenin, çıkmaz sokaktan dönmenin başka yolu yok gibi.

Çünkü tağut’ tan Belam’ a; Lat’ tan Menat’ a neredeyse her şer sıfat, kendini bizden tanıtarak bize hitap ediyor. Tevhide ve vahdete dönmemiz de yine kendimizi/içimizdeki sesi dinlemekle mümkün.

Kimleri, neyi kim ve ne adına, nasıl dinleyerek ne yapıyoruz? Neye evrildik, yaşadığımız, içinde bulunduğumuz dönüştüğümüz ve yöneltildiğimiz nedir/normal midir?

Farkında olmadığımız ve içinde bulunduğumuz/memnun/ikna edildiğimiz/alıştırıldığımız hal/ durum nedir?

Bu bağlamda şartlandırıldığımız, ayartıldığımız, kandırıldığımız ve toplum olarak işgal altında olduğumuz zihni sahneyi okuyabiliyor muyuz?

Hala iyi miyiz? Yaratılış gayemize uygun konumdan ne kadar sapmışız?

"İman eden ve salih amel işleyenlerden" miyiz?...

Bu bağlamda ve dinlemenin bu yönleriyle ilgili de değerli akademisyen Mücahit Gültekin’ in, 15 Kasım 2019 tarihli “Konuşmak ve Dinlemek” adlı Milli Gazate’ deki yazısından bazı alıntılarla sonlandıralım:

“Yuval Noah Harari’nin çok satan kitabı “Hayvanlardan Tanrılara Sapiens”in ilk sayfasında ilginç bir not yer alır: “Bu kitapta Türkiye’den verilen örnekler metnin orijinalinde yer almaktadır. Yazar kitabın yayınlanacağı her ülkeye özel değişiklikler yapmıştır.” Bu kısa not hayli öğreticidir. Yazar, kitap hangi ülkenin diline çevriliyorsa o ülkenin aşina olduğu örnekler kullanmaktadır. Yazarın amacı kitabın mesajının okuyucuya ulaşmasıdır. Mesajını taşıması için, muhatabının dünyasından örnekler seçmektedir. Diğer bir ifadeyle okuyucusunun diliyle, onun dünyasından konuşmaktadır. Fakat bunu yapabilmesi muhatabının dünyasını tanımaya bağlıdır.

Aynı yöntemi Cola reklamlarında da görüyoruz. Cola’nın 2019 Ramazan reklamı bunun iyi bir örneğidir. Reklamda, “iftar”, “hamsi”, “yazma”, “fistan”, “menemen”, “başörtüsü”, “sakal”, “güllaç”, “cami”, “minare”, “hurma”, “pide”, “yaprak dolma”, “kuru fasulye” gibi bizim dünyamızı yansıtan pek çok simgesel unsur yer almaktadır. İftarın yapıldığı apartmanın ismi bile “Memleket Apartmanı”dır. Tabii ki iftar sofrasının ortasında ve herkesin elinde Cola vardır.

Napolyon da 1798’de Mısır’ı işgal ettiğinde halka dağıttığı bildiride halkın dilinden konuşur. Şöyle der bildirinin bir yerinde: “Kadılar, şeyhler, imamlar, çorbacılar! Halka deyiniz ki: Hakiki Müslümanların dostuyuz... Padişahın (Allah onun ne muradı varsa versin) dostu ve düşmanlarının düşmanı olan biz değil miyiz?”

Bu örneklerin hepsi, muhatabın iyi dinlenildiğini gösterir. Harari de, Coca-Cola da, Napolyon da muhataplarının dilinden ve dünyasından anlar. Bunu, muhataplarını dinlemiş ve anlamış olmalarına borçludurlar.

Söylediklerimiz muhatapta makes bulmuyorsa, ilk sorgulayacağımız şey muhatabı yeteri kadar dinleyip dinlemediğimiz olmalıdır. Herkesin çokça konuştuğu ama dinlemeyi terk ettiği bir dünyada, dinlemeye daha çok ihtiyacımız var. Büyüklerimizin “iki dinle bir söyle” demiş olmasının sebebi de bu olsa gerektir.” https://www.milligazete.com.tr

Rabbim bizleri, sözün doğrusuna uyan, iman eden ve salih amel işleyenlerden eylesin. Selam ve dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6