‘Şiir:

 Biraz çok hüzün demiş!’

Şair:

Geçmiyorbana nazın demiş!

Evet.

Şair HasanAkçay’dan...

Aslında obiraz değil, o biraz çok şair.

Trabzon dadoğmuş.

Çok bellietmese de, bir Karadenizlinin, tüm karakteristik özelliklerini üzerinde taşıyorHasan Akçay Hoca.

AtatürkÜniversitesi, Edebiyat Bölümünden mezun.

Erzurum’unkarını kışını da görmüş, Trabzon’un başı dumanlı dağlarını da…

Yirmi yıldanfazla bir zamandır da, Harran Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde öğretimgörevlisi.

Kendi tabiriile Urfa’ya kısa bir zaman kalmak ve sonra çekip gitmek için gelmiş, aklındaböyle bir plan program varmış lakin…

Demek kiaklına da pek öyle güvenmeyeceksin şair!

Şaka ilekarışık, aklın devreden çıktığı zamanlar ve mekânlar var demek ki...

Şiir yanısıra, edebiyatın; hikâye, deneme, makale türünde eserler veren Hasan Akçay’ın,

Birçokdergide, antolojide, bu eserleri yayınlamış.

Yurtiçi veyurt dışında ki birçok şiir şöleninde bulunmuş, şiirlerini kendine has üslubuile seslendirmiş.

YayınlananKitapları:

EylülYorgunu(1991)

Şiir Birazçok Hüzün (2008)

Gül Şafaklıbir Özlem(2000)

DolunayGülüşleri(2012) adlı dört adet şiir kitabı;

Bir Göz AçıpYummuş(2011)

Vefasözleri(2013) adlı iki deneme kitabı;

Kuş Düğünü(2015)adlıöykü kitabı yayınlanmış.

Bu eserlereimza atarken, elbette bir yolu olmuş, o da tutup o yolun yolcusu olmuş.

Bakın nediyor:

‘insan biryolcudur, kılavuzsuz yol yürümez!’

Şair şiiryolculuğuna çıkarken, elbette ona eşlik eden tılsımlı sözcükler vardır.

Fısıldarkulaklarına şairin hem yolun hem de yolcunun sahibi olan…

O sözcükler,şairi alır;

Bazen; Kafdağının ardına,

Bazendenizde bir martının kanadına,

Bazen insaneli değmemiş ormanların kuytularına,

Bazenmecnunun kılığında Leyla’nın peşine götürü seni çölün en uzağına…

Bazen demevsimlerin peşinden koşturup durur.

Onun içindeğil mi ki:

‘Geldinizdaha dündü sıcak bir eylüldünüz

Gülüştenbaharları muştulayan güldünüz…’ diyor şair.

Mevsimleriöylesine birbirine karışmış bu coğrafyada, biraz olsun içimizi ısıtanyukarıdaki mısralarda, baharın, gülün muştularla karşılanması ne hoş içindehüzünde olsa.

Ve yine:

‘Sesinizrüzgârlara karışıp gidecek mi?

Zamanhatıralara ihanet edecek mi?’ derken

Ey! İçâlemini, kolay kolay dış âlemine açmayan, suskunluğu bir çığlık gibi içindesaklayan şair

Konuş biraz!

Konuşkelimeler dile,

Bülbüllergüle gelsin

Ele gelsinbele gelsin

Bırak nasılgelirse

Öylegelsin..!

Konuşturmaben diyorsun öyle mi?

Peki, bu ne:

‘Gözleriminönünde astılar

Birrüzgâr vurgunuydu deniz olan saçların

Tutup korbir ateşe bastılar gözlerini

Biryangının külüdür bende kalan gözlerin...’

Şiirlerindesık sık doğayı,

Yetiştiği veyeşerdiği coğrafyanın hırçınlığını,

Aşkın,acının, denizin, dağın, ırmağın esintilerini görmek mümkün.

Amaşiirlerinde iflah olunmaz aşkın izini sürmeyin çünkü bu ize rastlamanız pek demümkün değil.

Çöle de şiiryazmış yazmasına amma… Çünkü deniz insanı ile çöl insanının ortak bazıözellikler var.

Denizinsana, inanılmaz derecede zorluklara sabretme alışkanlığı tavsiye eder veonunla nasıl mücadele edileceğini öğretir.

Çöl de aynıtavsiyeleri ve zorluğu inanılmaz derecede insana verir adeta kafasına vura vuraöğretir.

MeselaKaradeniz’de başınızı nereye çevirirseniz, sadece ve sadece gökyüzünügörürsünüz

Niye?

Her tarafyüksek dağlarla çevrilidir de ondan…

Ha bir deuçsuz bucaksız denizi…

Çoğu zamanufuk çizgisini seçemezsiniz.

Hatta çoğuzaman hayalinizden daha ötesine de geçemezsiniz.

Ama bucoğrafya Mezopotamya öyle mi?

Çoğu zamanbir köyde durup, diğer birkaç köyü, kasabayı, şehri görmeniz pek ala mümkün.

Çöl insanı,bozkır insanı, uçsuz bucaksız toprak denizini, kum denizini seyreder durur.

 Bazen durduğunuz yerden, bırakın başka birköyü başka bir ülkeyi görürsünüz.

Biriyeşilliğe doyarken ötekisi ağaca hasret kalır, suya hasret kalır.

İşte tüm buiklim serenadı, şairin ruh derinliklerinde yer eder.

Mısralarböylesi susuzsa çölde büyüyen şair ne yapsın…

Çölikliminde büyüyen şairler;

Sıcağa,kuma, toprağa övgüler dizer…

Ama denizülkesinde doğan ve büyüyün şairler öyle mi bakın:

‘Dokunmadenizime açıkta gemiler var

Hüzündüradım şimdi sor yeminler söylesin

Sus…Konuşma, öyle dur ortasında gecemin

Gülkırılır içimde ne zaman ufka baksam

Ay yaralıbu akşam…’

Şair çağınhüznün omuzlarında taşır

Oysa ohüznün ve vebali şair olmayanlarında boynunda!

Savaş görmüşçocukların dilinden annesine şöyle sesleniyor:

‘Busesler hangi çağdan taşınır

Hangivadilerde kaybolur anne?

Tozbulutları inmez mi yere

Kulaklarımı sağır, onlar mı dilsiz anne?

Çiçeklerhangi dağlarda açar

Çocuklarhangi bahçelerde şimdi

Onlarınsokaklarında

Aynıkokular var mıydı anne?’

Bu ölümlüdünyada hepimiz birer faniyiz.

Herkessırasına savmanın peşinde,

Kimsedeölümü görmez düşünde

Ölüm gelirdüşünü bulur.

Şairler ölürama şiir ölmez

Evet.

‘Ölülerbirbirini tanımaz

Kalınkalın perdeler vardır

Işığa,sese, gülüşe çekilmiş

Aynıyerde ayrı dünyalar

Herkeskendi ölümünü yaşar!’

Hüzün sadecehazan mevsiminde yaşanmaz.

Nerde olursaol gelir seni bulur yeter ki ruhen ve bedenen bu işe hazır ol.

Belki şiirdebiraz hüzün ikliminde yazılır.

Öyleolmasaydı:

‘Kızılsularında yaprakları ömrün

Kırık veyorgun sonbahar bakışlarında

Çiçeklerigülüyordu dallarında daha dün

Üşüdüsaçları sevdanın, savruldu rüzgarlarda

Derin biruğultu şimdi bakışın kışlarında.

Ağustosgüneşiydi, dolunaydı sandım yüzün

Yüzümkuşların gülüşünde derin mavilik

Yokuşlarbakışları yoruyor akşamüstleri

Velhasıgidenlerin ardından kalan

Özetiömrümüzün:

Şiir:biraz;

Çok:hüzün…’

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6