Arakanlılar, bu Kurban Bayramınınkurbanları oldu.

Uzakdoğu’da, Bangladeş ve Malezyagibi ülkelere yakın olan, evleri yakılan ve layık görülmedikleri vatandaşlıkhakkı verilmeyen vatanlarından sürgün edildiler. 

İşin tarihi nedenleri ve bugüneyansıyan yüzünde İngiliz çıkarları en belirgin etken.

Elbette ki bu halk, mazlumdur veküresel zulüm altındadır.

İlkin, dünyanın uzak bir köşesinde,lokal/yerel bir anlaşmazlık algısı oluşturulan bu jenosidin, dünyanın diğerbölgelerinde, kurbanlarının genellikle Müslümanlar olduğu operasyonlarla aynıniteliklere sahip olduğunu bilmemizde yarar var. Yani bu halkın yaşadıkları dadiğer benzerleri gibi küresel ölçeklidir. Nijerya’da, Somali’de, Afganistan’da,Filistin’de, Suriye’de… yaşanan ne ise ve yapılanların amacı ne ise; burada daaynıdır. 

Bunu, İsrail’in Myanmar’a silahsatmaya devam ettiği için, o bölgedeki doğalgaz ve petrol trafiğiyle ilgili Çinve ABD arasında bir rekabetin devam ettiğinin gündeme gelmesi için desöylemiyorum. Elbette daha geriye gidip, İngiliz sınır çiziciliğinin,demografik oyunlarının, geleneksel sorun bırakma metotlarını uygulamaktakimaharetlerinden ve bölgedeki ekonomik ve stratejik  hesaplarındanda dem vurulabilir.

Ama tüm bunlara gerek yok. Olay dahabaşka açıdan ortada gibi. O da şu ki; o bölgeye de aynı yöntemle ve Körfezmarifetiyle IŞİD benzeri bir yapı kurulmuş ya da ileride kurulacak mı bilinmezama Arakanlıların gerçek anlamda bir direniş gücüne sahip olmasınışimdiden engellemek için bölgedeki ARSA adındaki örgütün iradesineipotek koyma girişimlerine dikkat çekmeden geçmemeli. 

İleride yapılacak diğer operasyonlariçin ya bu örgütleri değiştirmek ya da kendi kontrollerinde küresel çıkarlarahizmet edecek örgütler görmemiz mümkün olabilir. böylesiörgütlere yaptırılacak provokasyonlara/bahanelere ihtiyaç olduğundadevreye bu örgütler girecek. Umarız, olmaz.

Çünkü yöntem aynı. Eğer böyle birörgüt varsa; küresel operasyonlar için bahane de hazır hale geliyor ve direnişiçin harcanacak çaba, tam tersine küresel planın işleyişine katkı sunuyor vedolayısıyla boşa gidiyor. Sen direndiğini zannederken, farkında olarak veyaolmayarak düşmanına yardım etmiş oluyorsun. IŞİD’le, Eşşebap’la, Bokoharam’la,Elfetih’le…yapılanların hepsi aynı işleve sahip ve bunun temel adı/zeminiIlımlı İslam.

Mekke'de büyüyen Arabistan uyruklu“ARSA” kurucusu Attullah Ebu Amar Jununi'yi ve örgütünü fonlayan Riyadyönetimi, Arakan'daki olayları kendi amaçları adına kullanarak bölgedeki doğalkaynakların geçiş noktalarını insansızlaştırmak ve “güvenli” hale getirmekistemekte olduğuna dair güçlü emareler var. Suudi'nin bunu tek başına ve kendihesabına yaptığı elbette düşünülemez.

“ARSA”'nın 25 karakolun basılmasıtalimatını Riyad'dan aldığına dair iddialar yabana atılır gibi değil. Yine, birtek Suriyeli mülteci kabul etmeyen Krallığın 2009'dan bu yana mülteci durumunadüşen yaklaşık 500 bin Rohingyalı'ya oturma izni vererek Arakan'a sızmayaçalıştığı bilinmekteydi.

Küresel ölçekte oynana oyunun bu tarzve planlarda, değerlerin, sadece yöntem ve araç olarak anlam ifade ettiği birgidişatta, öldürmeye en karşı olan bir öğretinin (Budizm) rahiplerini katillerhaline dönüştürebilen, Nobel “Barış” ödülü almış ve “insan hakları” kimlikliinsanları soykırımcı faşistlere dönüştüren küresel planın bu yüzünde de batılıoyun kurucular görülmekte. 

İnsanların onlar için birkaç gösterive açıklama yapmaları veya onlara insani/gıda yardımı yaparak gerçek anlamdasorunlarını çözmüş olduklarını düşünmemek gerek. Bu duyarlılıklar önemli vedeğerli elbette ama, vicdanlara, BM’ye seslenmek, ümmet, dua, kardeşlik gibigibi sloganlarla “STK”cılık yapmakla sadece pansuman yapabilir, kendimizitatmin etmiş oluruz.

Arakan da dahil olmak üzere,sorunlara küresel/kategorik bir bakış açısıyla bakarak, adaleti veantiemperyalist duruşu sergilemek insan olan, Müslüman olan tüm vicdansahiplerinin takınması gereken tavırdır. Başka şekilde doğru bir çaba içindeolamayız ve doğru yolu bulamayız.

Bu bakımdan, kendimizi, mensupolduğumuz kurum, kuruluş, yapı her ne ise, bu ölçülere göre yeniden dizaynederek, durmamızın, mazlum ve müslümanlara faydalı olacağı noktayı belirlememizaciliyet arzeder. Mensubu olduğumuz partinin, hükümetin, STK’nın faaliyetleri,ilişkileri, bulunduğu kulvar küresel egemenlerin yanıysa; Arakan’a ne kadargıda gönderse de fayda sağlamayacaktır.

Tüm bunların ardından ilk etapta veacil olarak yapılabilecekler; bu halkın en temel insan haklarından olan yaşamhakkı başta olmak üzere tüm haklarının garanti altına alınması, vatandaşlıkhakkının derhal verilmesi, taraflardan, suça karışmış olanların adil şekildeyargılanması taleplerinin, uluslararası hukuk ve diğer kurumlarcagerçekleştirilmesi yönünde yapılacak girişimler olabilir.

BM Genel Sekreteri AntonioGuterres’in, Arakan'da etnik temizlik riski bulunduğunu belirterek durumun oseviyeye ulaşmamasını umduğunu söylemesi ve isteksiz tavırları dikkatçekicidir.

Yine de Guterres’in; umutsuzluk vezulümden kaçan yaklaşık 125 bin kişinin Bangladeş'e sığındığını, çok sayıdakişinin yolda hayatını kaybettiğini, Rohingyaların yaşadığı çileye çözümbulunmamasının mevcut yarayı daha da derinleştirdiğini, Arakan'dakiMüslümanlara vatandaşlık ya da en azından şimdilik normal bir hayat sürmelerinitemin edecek yasal statü verilmesinin hayati önem taşıdığını, seyahat etmeözgürlüklerini kazanmaları, çalışma hayatına girmeleri, eğitim ve diğerhizmetlerden faydalanmaları için bunlar sağlanmalı şeklinde açıklama yapmasıönemli ancak uygulanması için nelerin yapılabileceğine dair ve bu konuda atılacakadımlara yönelik bir çalışma ya da plan yok.."

Guterres, sadece Arakanlısığınmacılara kapılarını açan Bangladeş'e zor durumdaki insanlara yardımulaştırma çağrısı yaparak BM'nin gereken desteği sağlayacağı sözünü vermekleyetindi.

Evet, sistematik bir kıyım için,gelen yoğun çağrılara ve ısrara binaen, isteksiz bir şekilde konuyu ele alanBM’nin bu açıklaması, ne yazık ki önemli bir gelişme olarak lanse edilebiliyor.

600 milyonluk bir nüfusa sahip,Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN)’ın da, 50 milyonluk Myanmar’ınmillietçi ve ötekileştirici duvarını aşarak Arakan konusunda çözüm bulamamasıda düşündürücüdür.Elbette, ASEAN, çıkardığı sözleşmede, insan hakları ihlallerive sair şikayetler alabilecek ancak cezalandırma yetkisi olmayacak. Ama yinede bu devasa yapıdan, adil ölçütlere dayalı bir tespit, rapor ve etkili bir kınama ve çağrı gelebilirdi.

İnsanlık suçları, temel insanhaklarının ihlali, tehcir, toplu katliam ve kıyımları yapanlar eğer güçlü veküresel egemenlerden ise ya da tüm bunlar, bu egemenlerin bir planlarınınparçası ise ortada hiç suç yokmuş gibi, kimse cezadan bahsetmez ve yapanınyanına kalır.

Özetlersek; en yakınımızdaki yarayaodaklanmadığımız müddetçe uzaktakiler yaralanacaktır. Müslümanların,mazlumların, küresel planları ve işleyişi iyi okumaları, dostunu, düşmanını iyitanıması gerektiği, insanlığı felakete götüren sürece direnmek için bireysel vetoplumsal tutumlar geliştirmesi gereği vardır. 

Yaramızı kendimiz saracağız, başkayolu yok. Rabbim, mazlumların yardımcısı olsun, onlara direnme gücüversin, bizi de düzeltsin. 

Selam ve dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6