Günümüzde İslam âleminde de yayılan doğum günü kutlamasının kökeni,  İslam’dan önceki çağlara dayanmaktadır. Bazı tarihi kaynaklarda ve ansiklopedilerde anlatıldığına göre, en eski doğum günü kutlaması tanrılık iddiasında bulunan Mısır firavunlarına aittir. Firavunlar dönemi Eski Mısır, Yunanistan, Roma ve Perslerde, tanrıların doğum günlerinin kutlandığı, kendilerini tanrı ilan eden kralların doğum günlerini bayram olarak kutlamayı halklarına dayattıklarını bu kaynak eserlerden öğreniyoruz. Örneğin The Encyclopedia Americana kitabında söz konusu tanrı kralların doğum günlerinin kutlandığı, Romalıların Yunan tanrıları Artemis’in ve Apollo’nun doğum gününü kutladıkları bilgisi yer almaktadır.

Henüz daha tam tahrifata uğramamış ilk Hıristiyanlar, doğum günü yerine dünyanın çile ve sıkıntılarından kurtuluş olarak kabul ettikleri ölüm gününü kutluyorlardı. Meşhur Hıristiyan azizlerinin doğum günü değil, ölüm günlerinin kutlanmasının nedeni de budur. Hatta Hıristiyan otoriteleri, o zamanlar doğum gününü kutlamayı “Mısır firavunlarının ve putperestlerin adetlerine benzemek olarak” görmüş ve büyük bir günah kabul etmiştir.

Ancak Milattan sonra 4. asırdan itibaren Hıristiyanlık tamamen tahrif olup İsa ilahlaştırıldıktan sonra onun doğumu da tanrılık dava eden diğer krallarınki gibi kutlanmaya başlamıştır. Allah’ın kulu ve Resulü olan İsa (AS)’a ilahlık yakıştırması, Hıristiyanlıkta teslis inancının da temelini oluşturur. Tahrif edilmiş Hıristiyan itikadına göre, insanlığın babası Âdem’in yasak ağaçtan yemesi nedeniyle işlediği suç güya kalıtsal bir şekilde tüm zürriyetine bulaşmış ve tüm insanlık suçlu olmuştur. Allah, insanlığı temizlemek için –hâşâ- oğlu İsa’yı, insan olarak doğurtmuş ve insanlık adına çarmıha gerilmiştir. Bu itibarla İsa’nın doğumuyla tüm doğumlar kutsanmıştır. Çünkü İsa, bütün doğanlar adına doğmuştur. Buna istinaden Kilise, İsa başta olmak üzere herkesin doğumunun kutlanması gerektiğini öne sürmüştür. Önceleri sadece İsa’nın doğumunu kutlamakla sınırlı kalmış fakat daha sonra Kilise’nin teşvikiyle tüm topluma yaygınlaştırılmış, artık herkesin doğum günü bugünkü şekliyle kutlanmaya başlamıştır. Çocukların doğum günü kutlamalarında Kilise tarafından tutulan doğum günü kayıtları esas alınıyordu.

Peygamberimiz (ASV)ın doğumundan iki asır kadar önce Hıristiyanlıkta bu sapkın inanç şekillenmiştir. Muharref İncil’de yer alan bu saçma düşünceler, Hıristiyanların temel inançlarını oluşturur. Fatiha Suresinde “dallîn: sapkınlar” kavramıyla Hıristiyan inancını özetleyen Yüce Allah, Kur’an’ın diğer birçok ayetlerinde ayrıntılı olarak bu sapık inançlarını çürütmekte ve onları bundan vazgeçmeye çağırmaktadır.

Hıristiyanların başta İsa’nın doğumu olmak üzere bütün doğum günlerine aşırı itibar etmeleri ve bunu sapıkça bir inanca dayandırmaları nedeniyle İslam, doğum günü kutlamasına iltifat etmemiştir. Çünkü İslam, insanların kanına işlemiş batıl inançların temizlenmesi ve yeniden fıtrata dönüş için batıl inançlara en küçük benzeyişleri dahi kabul etmemektedir. Bu nedenle kılık kıyafetten tutun, inanç ve yaşam biçimlerine kadar her şeyde batıl inanç temeline dayanan en küçük benzemeyi müminlere yasaklamıştır. Hiç kimse doğum gününü kutlama âdetinin, batı kökenli değil de, Müslümanların icadı olduğunu söyleyebilir mi? “Yeni yıla girerken kötü ruhların tasallatunu önlediği” şeklindeki İslam dışı batıl bir inanca dayanan mum yakmak, üflemek ve yaş pasta, doğum günü kutlamanın Hıristiyan işi olduğunun en bariz göstergesidir. Dolayısıyla bunun bir ritüel olduğu şüphe götürmez. Sakın kimse çıkıp “Ameller niyetlere göredir, bizim niyetimiz farklıdır.” Demesin. Evet, Hadis-i Şerifte, ameller niyetlere göredir, buyrulmuştur, ama âyinler niyetlere göredir denilmemiştir. Doğum günü partisi amel değil, âyindir.

Hz. İsa’nın doğum günü O’ndan dört yüz yıl sonra kutlanmaya başlamıştır. Garip bir benzerlik olarak Peygamberimiz (ASV)’ın doğumu olan Mevlid kandili de Peygamberimizden dört yüz yıl sonra ihdas edilmiştir. Peygamberimiz, Ashabı Kiram ve Tabiînden hiç kimse Peygamberimizin doğumunu kutlamamıştır. Bu kutlamanın da Hıristiyan âdetine özentiden çıktığı anlaşılmaktadır.

İsa (AS) Hıristiyanlarca ilahlaştırılmış ama Peygamberimiz (ASV) için böyle bir durum asla söz konusu değildir. Çünkü Peygamberimiz (ASV) “..Allah seni insanlardan koruyacaktır”  (Maide, 67.) ayetinin sırrıyla Allah’ın koruması altındadır. Bu koruma, kendisine yapılan suikast ve saldırıları kapsadığı gibi, övgüde aşırılığın yol açtığı ilahlık yakıştırmasını da kapsamaktadır. Dikkat çekicidir ki Peygamberimizin (ASV) Hz. Ali gibi bazı tabileri, bir takım aşırı ve sapkın gruplarca ilahlaştırıldığı halde, hiçbir zaman peygamberimize böyle bir yakıştırma yapılmamıştır. Bazı mekân ve türbeler putlaştırıldığı halde O’nun mübarek Ravza’sı korunmuştur.   

Mevlit kandili kutlaması ilk olarak Hicri dördüncü asırda Şiî Fatimiler tarafından uygulamaya konmuştur. Halkın yoğun ilgisiyle kısa sürede bütün İslam âlemine yayılmıştır. Hz. Peygamberin doğum gününü kutlamanın bid’at ve mahzurlu olup olmadığı konusunda âlimler fikir ayrılığına düşmüşlerdir. Maliki âlimleri gibi bazı âlimler mevlit kutlamasına bid’at gerekçesiyle şiddetle karşı çıkarken, Şafiî ve Hanefi âlimleri ile Bediüzzaman gibi alimler de "Bid'at-i Hasene" diyerek kutlamada bir mahzur görmemişlerdir. Çünkü söz konusu Resulullah (ASV) olunca akan sular durur. Kendisini canından daha çok sevmek Allah'ın emri olan (Ahzab, 6.) Habibullah'ın dünyaya gelişine sevinmek de ibadettir. Bu açıdan Resulullah’a has olarak onun doğumu kutlanabilir, denilmiştir.

Ancak şunu da belirtelim ki, mevlit kandilinde beis görmeyen âlimlerin bu tutumunu, herkesin doğum gününe bir cevaz olarak değerlendirmek yanlıştır. Resulullah (ASV) diğer insanlarla aynı tutulmamalıdır. Salâvat O’na mahsus olduğu gibi, bazı işlemler de O’na hastır. Sözgelimi kişi çocuğuna salâvat getirebilir mi?

Allah Resulü (asv) diğer insanlardan farklı olarak dinin kaynağıdır, Kur’an onun diliyle indirilmiştir, onun dili dinin ve ibadetin dili olmuştur. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetlerinde, sürekli “peygamberlik görevine” ve O’na has üstün hallere vurgu yapılarak O’nun sıradan bir insan olmadığı belirtilmektedir. Bu itibarla O’nun dünyaya teşrifi de sıradan bir doğum değil, kendisinden önceki peygamberlerin müjdelediği ve bütün insanlığı ilgilendiren bir doğumdur. 

Mevlit kandilini onaylayan âlimlerden olan Bediüzzaman, bütün gücüyle halkın çok zayıflayan imanını ve din bağını kurtarmak ve güçlendirmek için çırpınmıştır. Halkın çoğu mevlit gibi bazı bidatlerle dine bağlanmıştı. Onu da koparmak uygun değildi. Üstad halkın dinle bağlantısı kurmak ve güçlendirmek istiyordu. O yüzden "bidat-ı Hasene" diyerek onları basamak yapıyordu. İslamî birtakım maslahatlar için başka hiçbir âlimin söylemediği sözler de söylüyor, hiç bir âlimin yapmadığı şeyler yapıyordu. Mesela sakal sünnetini terk etmesi, "Kur’an’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem, orası da bana zindan olur.." demesi gibi. Üstadın mevlidi tebrik etmesi, mevlidle olan toplumun din bağını güçlendirmek içindi. Yoksa çocuğunu putlaştıranların doğum günü kutlama hevesini meşrulaştırmak değil.  

Bendeniz, Mevlit kandilini Hıristiyanların doğum günü kutlamalarına benzeyiş olarak değerlendirip bid'at sayarak mevlit kutlamasına karşı çıkan âlimlerin görüşlerinden yana olmakla birlikte, mevlit kandilini kutlayan Müslümanlara ve bunda beis görmeyen âlimlere de saygı duyarım. Âcizane bana göre, Peygamber (ASV) sünnetleriyle günlük hayatın her alanını kapsadığı için her an müminlerle birliktedir diğer peygamberlerden farklı olarak kıyamete kadar her an her müminin her gün hayatının her alanına müdahil olmaktadır, yılda bir gece ile anılmasına ve kutlama yapılmasına ihtiyacı yoktur. Bununla beraber müminlerin ona bağlılıkları ve taşan sevgileri nedeniyle başka milletlerin icadı olan gün ve geceleri ne amaçla icat edildiğine bakılmaksızın Peygamber (ASV)'a sevgi ve bağlılığının gösterisine dönüştürülmesinde bir mahzur bulunmasa gerektir. Ancak çocukların ve diğer insanların doğum günlerinin kutlanması için aynı şeyleri söylememiz mümkün değildir. Çünkü peygamber aleyhisselatu vesselam'a sevgi ve bağlılık ve bunu her fırsatta göstermek ortaya koymak dindir ve Allah içindir ama çocuklara ve diğer şahıslara olan sevgi ve bağlılık, ya cibillidir ya millidir veya hissi bir amaç taşımaktadır. Yani Mevlit kandili ile doğum günlerini kutlamanın amaçları ve dayandıkları temelleri farklıdır. Biri peygamber sevgisine ve imana dayanır ki membaı kalptir. Diğeri hissi, cibilli bir sevgiye dayanır ki kökeni nefistir. Bu nedenle mevlit kandili'ni kutlamak çocukların doğum gününü kutlamaya bir örnek ve delil olmaz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.