Çocukluğumda hatırlıyorum, rahmetli ninem, “Domuz hapşırmış, burnundan fare düşmüş” derdi, sonra da domuzun her yönüyle necis ve haram olduğunu, ondan uzak durmak gerektiğini, böylece İslam’ın hükümlerini biz torunlarına anlatırdı. Küçücük zihnimizde domuzun iğrenç bir yaratık olduğu yerleşmişti.

Şimdiki çocukların bu tarz bir eğitimden de mahrum olduğunu düşünerek üzüldüm. Bir anlatan olsa da, ondan etkilenme imkânı yok hükmündedir; televizyon ve internet marifetiyle çeşitli görsel etkinliklerle ve cazip programlarla çocuklar İslam’a zıt bir kültürün kucağına düşürülüyor.

Yıllar sonra Kurtubi tefsirini okurken, ninemin söylediği “farenin domuzun hapşırığı olduğu” bilgisini, İbn Abbas (RA)’a dayandırılan bir rivayet olarak orada gördüm. “hapşırmış burnundan düşmüş” tabiri, bir benzetme ifadesidir. İki şeyin benzerliğini belirtmek için bu tarz deyimler her dilde vardır. Örneğin Türkçede, “hık demiş burnundan düşmüş” deyimi “tıpatıp aynısı” anlamında bir benzetmedir. Söz konusu bu rivayette de farenin domuz benzerliğine, onun bir nevi küçülmüş bir minyatürü olduğuna dikkat çekilmiştir. İkisi de iğrenç ve necistir.

Yanlış anlaşılmasın, hayvanlardan bazılarının necis ve haram kılınması, o hayvanları suçlamak ya da onlara zarar vermeyi teşvik için değildir. Tabi tutulduğumuz ilahî imtihan gereği uzak durmak içindir. Yani “İlahî imtihan yasağı” noktasında insanlar için necis sayılmıştır. Allah’ın bazı hayvanları haram kılmasından dolayı imanın duyguları etkilemesi sonucu müminlerin nazarında iğrenç bir vaziyete düşmektedir. Hiçbir hayvan suçlu değildir, hayvanlarda sorumluluk yoktur. Suçluluk yalnızca mükellef olup sorumluluklarını yerine getirmeyen insanlara ve cinlere mahsustur.

Günümüzde sosyal yaşantının değişen şartları nedeniyle at, merkep gibi hayvanları evde barındırmak da ortadan kalkmıştır. Apartmanda at beslemek mümkün olmadığı gibi, ona ihtiyaç da yoktur. Bu durum, atlara karşı bir haksızlık değildir. Aynı şekilde evde köpek bulundurma ihtiyacı da kalmamıştır.

Geçen gün bir televizyon kanalında çocuklara yönelik bir programda hayvanlarla ilgili bir çizgi filme rastladım. Avrupa veya Amerikan yapımı olduğu belliydi. Bu filmde domuzlar ön plandaydı ve diğer hayvanlardan daha sempatik ve sevimli gösteriliyordu. Bizim zihnimizde iğrenç olarak yer alan, her şeyiyle necis ve gördüğümüzde resminden bile iğrendiğimiz bir yaratık olan domuz, çocuklara çok temiz, çok güzel, cana yakın bir hayvan olarak gösteriliyordu.  Dinimizde bütün her şeyiyle necis olduğu bildirilen domuzun Müslüman çocuklarına temiz ve sevimli gösterilmesi, küçücük zihinleri bu yönde etkilemeye çalışması doğrusu beni üzüntü içinde bıraktı.

Televizyonlarda buna benzer çocuk çizgi filmlerine ve çocuklara yönelik programlara başka zamanlarda da çok rastlıyorum. Çocukların çok ilgisini çekiyor, çocuk ondan engellenemiyor.

Avrupa kültürü, bir kasırga gibi İslam beldelerini etkisi altına almış, dini ve kültürel değerlerimizi yıkmaya çalışıyor. Son yıllarda memleketimizde de Avrupa benzeri köpek edinme furyası, yaygınlaşmaya başladı. Bir ideoloji boyutuna getirilen “köpekçilik” İslam toplumunun geleceği açısından endişe vermektedir. Kimse bana hayvan sevgisiyle açıklamaya kalkmasın, bu hayvan sevgisi değil, İslam kültürüne düşmanlıktır. İslam’dan daha çok hayvan haklarını gözeten bir düzen yoktur. Ayrıca hayvan sadece köpekten mi ibarettir?

Ne yapıp edip köpek edinmeyi İslam coğrafyasında yaygınlaştırdılar. Kolay kolay Avrupa kültürünü kabullenmeyeceğini düşündüğümüz Şanlıurfa’da bile “köpek edinme” modası fazlalaştı, artık yollarda, parklarda, süs köpeği gezdirenlere rastladığımız gibi, apartmanlarda komşu evlerden de geceleri köpek seslerini duyuyoruz. Korkarım ki domuzculuk da bir gün yaygınlaşacak. Zaten Türkiye’de yıllardan beri bazı batı şehirlerinde domuz çiftliklerinin kurulduğunu biliyoruz. Kur’an’a zıt bu sapkın domuz kültürünün ülkemizde yayılması İslami yaşantı adına ehl-i imanı tedirgin etmektedir.

Görsel basın ve yayın yoluyla yapılan program, etkinlik ve paylaşımlarda sanki domuzu İslam’ın inadına meşrulaştırma çabası görünüyor.

Düşündüm ki: Müslümanlar bırakın başkalarını, kendi çocuklarını bile şiddetle kötüledikleri gâvur kültüründen koruyamıyorlar. Kültürümüze ve inancımıza uygun alternatif çizgi filmler yapamıyorlar. Bazı kanallarda gösterilen bazı çizgi filmler, programlar, çalışmalar var ama etkileyici olamıyor, yetersiz kalıyor. Güya çocukları etkilemeye yönelik yapılan çoğu tasavvufi konuların işlendiği bu çalışmalar, çocukların değil, ancak 75 yaş üstü ihtiyarların ilgisini çekiyor.

Müslümanlar olarak elbirliğiyle, çocukları Avrupa’nın köpekli, domuzlu ve her türlü sapkınlığı barındıran çirkef kültür ve medeniyetinden korumak için gerekli adımları atmamız, ne gerekiyorsa bir an önce yapmamız gerekiyor. Bu tür başarısızlıklardan dolayı da topyekûn vebal altında bulunduğumuzu unutmamalıyız. Övünmeler, bağırışlar, edebiyatlar, hepsi koftur, bu tehlike karşısında hiçbir şey ifade etmez.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.