Suriyesavaşı başladığından bu yana, bu coğrafyada trajediler hiç eksik olmadı.

İnsanlarınakın akın, sınırlara akın ettiği, bir zaman diliminden geçtik.

Onlarcanlarını ve ruhlarını, zorbaların elinden kurtarmak için, çok uzun bir yol katederek buralara geldiler.

Kimi, Deyr-iZor’dan,

KimiRakka’dan,

KimiKobani’den,

Halep’ten,Hama’dan, Humus’tan,

Musul’dan,Tel Afer’den, Şengal’den…

Bucoğrafyada herkesin az-çok bir hikâyesi vardır.

Büyükolasılıkla, yarım kalan hikâyelerine de, göç ettikleri yerlerde devamedeceklerdir.

Aslındaonların bu topraklardaki yaşama tutunma azimlerini, bir yerde kutsamak lazım.

Trajedilerineortak olmak lazım.

Hele kisavaş koşullarında herkesin katmerli bir hikâyesi olur.

Tıpkı barışzamanlarında olduğu gibi...

Coğrafyanıniçi dışına çıkarken,

her tarafkan ve gözyaşına boğulmuşken,

elbetteilerde yazılacak çokça hikâyeler olacaktır.

Çokçaromanlar olacaktır.

Bu kadimcoğrafyada,

çocuklarınanasız babasız

kadınlarınkocasız kaldığı, yığınla hikâyeleri yazılacaktır.

Açlığın,sefaletin, yokluğun, yoksulluğun hikâyeleri yazılacaktır.

Acımasızsavaş kurallarında ve koşullarında, birilerine göre her şeyin mubah olduğu,yazılıp çizilecektir.

Kölepazarlarının,

kelleavcılarının,

haysiyetcellatlarının,

kanasusayıcıların,

zorun vezorbalığın edebiyatı yapılacaktır.

Bucoğrafyada tarih tekrar tekrar, tekerrür edecektir!

Otekerrürden bıkmayacak, biz tekrarlamaktan bıkmayacağız.

Savaşın vefelaketin kucağına düşen bu insanların içine düştüğü durumu, zaman zamanhatırlayacak namuslu insanlar da olacaktır.

Yerlerini,yurtlarını terk edip, yeni hayatlara alışmalarını da yazacaktır.

Ahh! Bucoğrafyanın zavallı tarihi…

Ölümpahasına, Akdeniz’in, Ege'nin soğuk ve tuzlu sularında yok olan ve kıyaya vurano küçücük bedenleri hatırlayacaktır!

Birilerikendince yazacak kendince izah edecektir.

Ölümün göğüskafesleri üzerinde nasılda kendileri ile birlikte, dağ, taş demeden gezdiğini,

güçlününzayıfı nasıl da ezdiğini

bucoğrafyanın zavallı tarihi, kendi dilinde yazacaktır!

Günlerce;aç, be ilaç bir şekilde oradan oraya savrulduklarını bizlere hatırlatacaktır.

Üst, başaçık, yalın ayak, canını kurtarma pahasına yollara düşenlerin hikâyesinibizlere aktaracak birileri de bunu kayıtlara geçirecektir.

Bir asırönce bu coğrafyada yaşanan dramları,

kan vegözyaşı ülkesinde olanları

yeniden bizehatırlatacak, bir bağ kuracak, ders almaya, bizi ikna etmeye çalışacaktır.

Bütünbunları niye anlattım…

Anlatayım.

GeçenSuriyeli Heykeltıraş bir arkadaşım var…

Beniziyarete geleceğini söyledi.

Önce telefonaçtı,

Telefonda okadim Arapça’yı konuşuyor

Ben de pekkadim olmayan Türkçe’yi konuşuyorum.

Amaanlamıyoruz birbirimizi…

O telefondabana bir şeyler söylüyor ben anlamıyorum.

Benimsöylediklerimi o anlamıyor.

Sıkılıyorum,bozuluyorum, büzülüyorum, üzülüyorum…

Bucoğrafyanın bin-iki bin yıllık geleneksel tarihinde;

aynı dini,

aynı kaderi,

aynı gelenekgöreneği yaşayan,

aynı havayıteneffüs eden halkların, nasılda bir asırdan beridir, birbirinden kopukyaşadığını görüyor acı duyuyorum!

Yüzyıldıryüzümüzü Batıya, Avrupa’ya, geleneğimizi, göreneğimiz, medeni olan, olmayankanunlarımızın tamamını aldığımız Avrupa…

Geçen Urfa’dakiyeni Asri Mezarlığa gittim,

oradaSuriyeli kardeşlerimizin de metfun bulunduğu mezarlığa şöyle bir baktım.

Mezartaşlarında tek-tük Türkçe ve Arapça yazılarda;

Kimi Hama

Kimi, Homs,

Kimi Halep

Kimi Rakka…dan gelmiş kadim Urfa topraklarına…

Ama hepsikucak kucağa bizim ölülerle birlikte ebedi istirahatgâhlarında uyuyorlar.

Dirilerimizbirbirine karıştığı gibi, ölülerimiz de artık birbirine karışmış durumda.

Ama biz elliyıldır Avrupa’nın kapısında bekliyoruz.

Avrupa-iolalım diye…

Tamam,olalım olmasına… amma yüzümüzü din kardeşlerimizden çevirmeden yapalım bunu.

Tamam,Avrupa’nın bir parçası olun/olalım kimsenin buna itirazı yok zaten amaSuriye’den gelen mülteciler 3-4 dil konuşurken, İngilizceyi takır takırkonuşurken, senin kendi ana dilini dahi doğru dürüst konuşmaman, garip birdurum değil mi arkadaşım?

Neyse konuyudağıtmayayım.

Arapça biriki kelime ile ‘gel falan yerdeyim’ dedim.

Arkam Saffandostum otobüse binip üniversiteye yanıma geldi.

Ee… Budefada nereye gittiğini bilmediği için, tekrar telefon açıp, gelip- gelmediğinisordum.

Telefonuaçtı bu defa da; nerede olduğunu söyleyemedi ben de zatenanlamadım/anlayamadım.

Kalkıpotobüs durağına gidip, gelen-geçen üniversite öğrencileri arkadaşlara sorayımbelki aralarında Arapça konuşan vardır diye.

‘Arapçabilen var mı?’ diye beklemeye, gelene-gidene sormaya başladım.

Neyse birSuriyeliye öğrenci arkadaşa;

‘Arapçabiliyorum… Evet…’ dedi.

Zaten Türkçeaksanından da anlamıştım.

Öğrenciarkadaş iktisat fakültesinde okuyormuş.

Arkam Saffandostumu aradım sonra da telefonu arkadaşın eline verdim.

Arapça birşeyler konuştular;

Arkadaşa;

'Söyle falanyere gelsin…’ dedim.

‘Tamam’dedi.

Konuşmabittikten sonra:

-Nerelisin?dedim

-Suriye…Deyr-i Zor’dan…

Ben de espriolsun diye:

-Zor biryerden gelmişsin...’ dedim.

Gülümsedi…

Bu telefondakonuştuğun arkadaş var ya…

Hah işte o da Deyr-i Zor’dan yani sizin oradan.

Yaa...dedi...

Evet.

Dünya küçükne yapacaksın.

Ben Türkçekonuşuyorum, o Arapça birbirimizi anlamıyoruz.

Tutuptelefonda bir birini tanımayan iki kişiyi kendi ana dillerinde konuşturuyorum.

Onlar daaynı memleketten olmalarına rağmen birbirilerini tanımıyorlar.

Belkigeçmişte birileri, kendilerine;

İşte siz…Falan tarihte… Falan yerde, falan zamanda, Türkçe konuşan biri tarafından telefonlagörüşeceksiniz… Deseydi, size güler yok daha neler… Derlerdi!

Bu coğrafyaböyle bir yer işte.

Çok değilbir asır önce, burada; ölümden, tehcirden, tercihten kaçıp Suriye’nin çöl şehriolarak anılan Fırat kenarında ki Deyr-i Zor'a gidenlerin, günümüzde tekrardanUrfa'da olmaları,

birtercihimdir

birtevafukumdur,

birtesadüfümdür bilinmez;

ama birgerçek var ki o da

BugünUrfa’da nereye bakarsanız bakın

ÇoğunluğuDeyr-i Zor’dan Urfa’ya gelenler.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6