“Darda kalan kendine dua ettiği zaman karşılık veren ve sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hâkimleri kılan mı? Allah’tan başka bir tanrı mı var? Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz” (27/62)

“Kullarım sana Beni sorarlarsa, bilsinler ki Ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip Bana inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar” (2/186)

Her ne kadar dua; “Kulun bütün benliğiyle yüce yaratana yönelerek ondan istek ve dilekte bulunması anlamında dinî terim ve bu amaçla icra edilen bir ibadet şekli.” (TDV) şeklinde tanımlansa da; duanın bundan fazlası olduğunu söylemekmümkün.

Dua, sadece bir istek değildir. Dua, bir buluşmadır; bu yüzden namaz en önemli duadır.

Dua, gidilecek bir yerimizin var olmasıdır, en önemli korunak ve sığınaktır; güvende olmaktır; umutlu ve huzurlu olmak.

Dua; değer vermek ve değerlenmektir. Dua, irtibattır; irtibatın devam etmesidir.

Dua, silahtır, güçtür, güçlenmektir.

Dua, kaldıramadığımızı düşündüğümüz yüklerimizin hafiflemesidir.

Dua, kabul edilebilir; gerçekleşebilendir.

“Deki: Duanız olmasaydı, rabbiniz size değer verir miydi?” (25/77)

Dua, yaklaşmaktır. Dua, teslimiyet, samimiyet ve kulluktur.

Dua, müstağni olanın Allah; muhtaç olanın kul olduğunun tescili; kibrin giderilmesidir.

Dua, en büyük secdedir; secde de en büyük dua.

Dua, yapmamız gerekeni Allah’tan istemek değil; çağrıya icabet etmektir, yardım istemektir.

Dua, tevhittir; birliği güncellemek, yeniden deklare etmektir.

“Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz” (Fatiha: 4)

Dua, hissetmektir. Bize, bizden yakın olanı hissetmek, en büyük otoriteyi; kendinden başka ilah olmayanı.

Dua, direkt temastır. Aracı kabul etmez.

“Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.” Kaf:16

“Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki o haddi aşanları sevmez” (7/55)

“Rabbinize alçak gönüllü ve ümit ile dua edin” (7/56)

Dua, en güzel şiirdir.

Nurullah Genç, ‘Yağmur’ adlı şiirinde içtenliğini şu mısralarla dile getirir.

“Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur

Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından

Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur

Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından

Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat

En müstesna doğuşa hamiledir kainat.

Yıllardır boz bulanık suları yudumladım,

Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.

Hasretin alev alev içime bir an düştü,

Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,

Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,

Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin,

Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla,

Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,

Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,

Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak,

Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım,

Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı,

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.

Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü,

Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü,

Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe,

Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü.

Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden,

Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına,

Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden,

Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına,

Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin,

Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin.

Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım,

Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide,

Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.

Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından,

Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından.

Madeni arzuların ardında seyre daldım,

Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini,

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım.

Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü,

Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü,

Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali,

Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü.

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü,

Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü,

İniltiler geliyor doğudan ve batıdan,

Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü.”

Sözlerimizi, Cahit Zarifoğlu’ nun ‘Sultan’ adlı şiiriyle sonlandırırken, Rabbimden bizleri; hakkıyla tevbe ve dua edenlerden eylemesini dilerim.

“Seçkin bir kimse değilim

İsmimin baş harfleri acz tutuyor

Bağışlamanı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım

Kolaysa esirgeme

Hayat bir boş rüyaymış

Geçen ibadetler özürlü

Eski günahlar dipdiri

Seçkin bir kimse değilim

İsmimin baş harflerinde kimliğim

Bağışlanmamı dilerim

Sana zorsa yanmaya razıyım

Kolaysa affı esirgeme

Hayat boş geçti

Geri kalan korkulu

Her adımım dolu olsa

İşe yaramaz katında

Biliyorum

Bağışlanmamı diliyorum”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6