Adamın biri camide ellerini açmış, içten ağlayıp yalvararak kısık bir sesle dua ediyordu. Miktarını belirterek Allah’tan para istiyordu, “Çok ihtiyacım var ya Rabbi. Sen bu parayı bana vermezsen ben ne yaparım, çocuklarıma, aileme ne diyeceğim Allah’ım..” diyordu. Bu isteğini tekrarlıyor, bazen sözleri boğazında düğümleniyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kim bilir ne zamandır bu duayı usanmadan bütün içtenliğiyle sürdürüyordu.

Varlıklı bir adam da o camide namaza gitmiş, dua eden adamın dua ve hıçkırıkları dikkatini çekmiş, duada ne dediğini merak etmiş, namazını tamamlamış ama bir süre kulak kabartmış. Bu samimi yakarıştan etkilenmiş. Adama acımış. Cami adabına uygun şekilde yanına yaklaşmış, üzerine eğilmiş. Duada telaffuz edip istediği miktardaki parayı cebinden çıkarıp adama vermiş. “İhtiyacın olduğunu duydum. Bu, duanda Allah’tan talep ettiğin miktardaki paradır. Allah için sana veriyorum, lütfen kabul et.” Demiş. Adam sevinçle parayı almış. “Allahım sana şükürler olsun..” demiş.

Varlıklı adam fakirin sevinciyle mutlu olmuş, sonra kartvizitini uzatmış ve “Burada telefonum ve adresim yazılıdır, her ne ihtiyacın olursa beni arayabilirsin, ben zenginim, senin her ihtiyacını karşılarım.” demiş. Fakir adam öfkelenmiş, kartı elinin tersiyle itmiş ve bizlere de ışık tutan büyük bir ders niteliğindeki şu sözleri söylemiş: “Sen kimsin ki senden isteyeyim. Sen de ancak benim gibi bir kuldan başka bir şey değilsin. Ben ancak Allah'tan isterim. Şimdi bana verdiğin bu parayı da ben senden değil Allah'tan istemiştim, Allah seni bana gönderdi.”

Kulun, yalnızca Allah’a ibadet etmesi gerektiği gibi, bütün ihtiyaç ve isteklerini de aracısız olarak yalnız O’na arz etmelidir. Çünkü her şeyin anahtarı O’nun yanında, her şeyin dizgini O’nun elindedir. O, her şeyin kendisine muhtaç olduğu ama kendisinin hiçbir şeye ihtiyacının olmadığı “Samed”dir. Ayrıca Fatiha suresinde Yüce Allah, “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz..” ayetiyle, dua ve ibadetin yalnız Allah’a yapılması gerektiğini bize öğretmekte bu şekilde davranmamızı istemektedir. Bu itibarla acizliğini ve muhtaçlığını hissedip dileğini Yüce Rabbin’e arz etmede “Allah’ı çağırmak” esas olduğu için bu tarz ibadet “çağırmak” anlamına gelen dua kelimesiyle ifade edilmiştir.  Yüce Allah, her insana şah damarından daha yakın olduğu, her sesi, her çağrıyı işittiği, kalplerden geçen her şeyi ve bütün dilleri bildiği için, tören, merasim, aracı, makam, belli bir ses tonu gibi insanları etkilemeye yönelik hususlar duada gerekmez, hatta olmamalıdır.

Duada samimiyet esastır. Bu nedenle Kur’an’da duanın nasıl olması gerektiği şöyle açıklanmıştır: “Rabbinize tazarru’ halinde (yalvara yakara) ve gizlice dua edin. Biliniz ki O, haddi aşanları sevmez.”  (A'raf, 55.)

Demek dua tazarru’ şeklinde yalvara yakara olmalı. Bu da acizliğini, kul olduğunu hissetmekle olur. Yapmacık olmayan ciddi bir tazarru ve niyaz, ancak samimiyetle gerçekleşir. O halde tazarru’ kavramında samimiyet anlamı da vardır. Bir de dua gizlice olmalı. Çünkü dua halka yönelik bir arz değildir ki halk duysun diye aşikâre olsun. Duanın muhatabı, gizli-açık her şeyi bilen ve her şeyi işiten Yüce Allah’tır. Bu itibarla yalnız Allah’a arz etmek, gizlilikle olur. Ayrıca gizlilik, samimiyeti zedeleyen gösterişten duayı korumuş olur. Ayetin belirttiği diğer bir husus da duada haddi aşmamak gerekir. Peki, duada haddi aşmak nedir, onu açıklığa kavuşturalım.

Kulluğun en önemli bir sırrını taşıyan ibadetlerin başında dua gelir. Dua, kulun ihtiyaç ve dileğini arz ettiği Rabbiyle özel bir diyalogudur. Bu özel görüşme, ciddi ve içten olursa kulun kalbine huzur ve mutluluk verir. Ancak ciddiyetsiz, riya kokan, ya da adabına aykırı bir şekilde yapılanlar, haddi aşan dualardır. Duada asıl unsur, zelilane bir şekilde ve toplumsal bir gösteri olarak değil, yalnız başına gizlice yalvarıp yakarmaktır. Eğitim-öğretim amacı dışında toplum içinde yüksek sesle, ya da televizyonlarda bir gösteri mahiyetinde yahut şimdilerde moda olduğu gibi sosyal medyada dua yapılması bu ayete aykırıdır. İçten olmayarak gayr-ı ciddi, tazarru’ şeklinde değil de azarlarcasına bağırma çağırma şeklinde yahut eğitim gibi bir sebep yokken toplum karşısında yüksek sesle dua etmenin “duada haddi aşmak” kapsamında olduğu da ayetten anlaşılmaktadır.

Sa'd b. Ebi Vakkas (RA)’ın oğlunun şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bir gün benim, "Ey Allahım! Senden cenneti, nimetlerini, güzelliğini, şunları ve şunları isterim. Cehennemden, cehennemin zincirlerinden, bukağılarından, şunlarından ve şunlarından... sana sığınırım" diye dua ettiğimi babam duyunca şöyle dedi: “Yavrucuğum! Böyle yapma, ben Resulullah (ASV'ın: "Duada haddi aşan bir topluluk gelecek" buyurduğunu işittim. Sakın sen onlardan olma! Şüphesiz sana cennet verilirse içindeki hayırlarla birlikte verilir. Cehennemden korunursan ondaki şerlerden de korunursun." (Ebu Davud, Tefriu' ebvabi'l-vitr, 23, Hadis no: 1480)

Resulullah (ASV)’ın haber verdiği “duada haddi aşanlar” galiba büyük ölçüde günümüzde bulunmaktadır. Gösterilerde, mitinglerde, televizyonlarda ciddiyetsiz bir şekilde bağıra-çağıra dua edenler, dua adabına uymayanlar, olmayacak dualar yapanlar, duada haddi aşanlardır. Bir de duayı alaya alanlar türedi. Çeşitli eylemlerde, protesto gösterilerinde duaları alay konusu ederek kullananlar, yüklü bir miktardaki borcunu ödemeyip tahsil edilmek istenince meydana çıkıp tepki amacıyla, “Ya Rabbi bu borcu başımızdan def eyle!” şeklinde dua ederek dua ile dalga geçenler, Hadis-i şerifin haber verdiği duada haddi aşan guruptandır. Bunların aklını başına alması gerekir. Dinin kurumlarıyla uğraşmayı bırakmalıdırlar. Unutulmamalıdır ki, dinin sahibi olan Allah, haddini aşanlara hadlerini bildirecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.