UA-89691712-1

Bediüzzaman  Said Nursi Hazretleri “İnsan, şu âlem-i kebîrin bir misâl-i musağğarıdır” der. Yani Kâinata büyütülmüş bir insan denildiği gibi, insana da küçültülmüş kâinat denebilir. Demek ki insan bütün kâinatın numunesidir. Bu hakikat şöyle açıklanabilir: İnsanın vücudundaki elementler (unsurlar) ve organlar kâinattaki unsurları temsil etmektedir.

Mesela: İnsanın vücudundaki kemikler, girinti ve çıkıntılar, yeryüzündeki dağlara, taş ve kayalara işaret etmektedir. İnsanın başında ve vücudunda bulunan saç ve kıllar, yeryüzündeki ağaç, bitki ve ormanlara işaret eder.

İnsanın vücudundaki damarlarda dolaşan kan (kan dolaşımı),  burnundan, gözlerinden ve ağzından akan sular, yeryüzündeki akarsular, nehir, ırmak ve pınarlara işaret eder.

Aynen bunlar gibi, insanın ruhu, hayali, uykusu ve uykuda gördüğü rüyaları da, âlemi misale, yani ölümden sonraki kabir ve berzah âlemine ve hayatına delalet eder. İnsanın duygu, emelleri ve arzuları ile bu arzu ve emellerin sonsuzluğu da haşir, ahret ve ebedi hayata işaret etmekte ve gerektirmektedir. Böylece anlaşılıyor ki insan tek başına küçük bir kâinattır, küçük bir âlemdir.

Yüce Allah, insanı yaratmış ve ona verdiği akıl nimetiyle onu bütün varlıklara hakım ve yönetici yapmış ve onu kendisine muhatap seçmiştir. Gökteki ay güneş ve yıldızları ona ısınma ve aydınlatma kaynağı yaptığı gibi, yönleri, mevsimleri ve ibadet zamanlarını da onlarla ayarlama ve tanıma vasıtası kılmıştır. Ayrıca, yeryüzündeki her şeyi su, toprak ve havayı (atmosferi), bitki, ağaç ve hayvanları onun emrine vermiş, ona geçim ve yaşama kaynağı yapmıştır.

Bu büyük ve sonsuz nimetlerle beslenen ve kâinatın amiri ve yöneticisi hükmünde olan insanın, onun emrindeki diğer canlılar gibi sorumsuz, başıboş ve imtihansız bırakılması elbette düşünülemez. Çünkü büyükler, yöneticiler ve amirler sorumluluk altındadır ve bütün söz, hareket ve davranışları kayıt altına alınmakta ve inceden inceye gözetilmekte ve sorumluluğa tabi tutulmaktadır.

Mesela sıradan bir vatandaş, toplumu idare etme veya yönetme yetkisi gibi bir görevi olmadığından, topluma karşı herhangi bir sorumluluğu ve hesap verme durumu da bulunmadığından gider, gelir, gezer, eğlenir a ma hiç kimse ondan ve yaptıklarından bahsetmez, başına büyük kazalar gelse ve işinde çok başarılı olsa bile basın yayın organları onu takip etmediğinden kimsenin ruhu dahi duymaz. Çünkü bu vatandaş, makam, mevki ve herhangi bir yöneticilik sıfatı bulunmadığından gözetim ve takip altında değildir.

Fakat toplumun amiri ve yöneticisi makamında olan kişiler  topluma karşı büyük bir sorumluluk taşımaktadırlar. Dolayısıyla bütün söz, hareket ve davranışları basın tarafından takip edilir, yazılır  ve televizyonlarda görüntülenir. Hatta bir lokantada yemek yeseler veya lavaboya gitseler dahi yazılıp çizilir ve haber yapılir.

İnsan da bütün kâinatın sultanı, hâkimi ve yöneticisi olduğundan onun bütün söz ve işleri takip edilmekte ve omuzlarındaki melekler tarafından yazılmakta ve manevi kameralara kaydedilmektedir. Dünyada birçok imtihana tabi tutulmakta olup  ahirette de hepsinden sorulacaktır.

Burada insanın aklına şöyle bir soru gelebilir: Yüce Allah, ilmi ezeli olduğu için kullarının her şeyini biliyor, kimin cennetlik ve kimin de cehennemlik olduğunu da şüphesiz biliyor. Öyle ise kulları imtihana tabi tutmaya ne lüzum var madem her şeylerini biliyor iyilere mükâfatını ve kötülere de cezalarını versin, imtihana ne gerek vardı?

El cevap: Bir öğretmen, bir yıl boyunca sınıfta ders verdiği ve dinlediği öğrencilerinden hangisinin sınıfını geçmeyi hak ettiğini ve hangisinin sınıfta kalması gerektiğini gayet iyi bilmektedir. Bununla beraber sene sonunda onları imtihana tabi tutmaktadır. Şayet bir kısmını geçirse bir kısmını da bıraksa ve zaten sizin durumunuzu biliyordum, imtihana gerek görmedim dese, sınıfta bıraktığı öğrenciler itirazda bulunacak ve “hocam imtihan etseydin imtihanı kazanabilirdim” diyecekler. İnsan da böyledir. İmtihansız ve hesapsız cennete ve cehenneme konulsalar, cehenneme gidenler: “niye hesabım görülmedi? Sorguya çekilseydim kendimi müdafaa ederdim” diye itirazda bulunacaklar. İşte onların itiraz bahaneleri kalmasın diye dünyada ve ahrette imtihana tabi tutulmaları ilahi hikmetin gereğidir.

Afiyette kalın

samburek@gmail.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.