İnsan daima rahatlığı arar, hiç kimse, rahatlık varken zahmeti, seçmez. İnsan rahatına düşkündür. Asrımızda hayatı kolaylaştıran, rahatlık sağlayan bunca çaba, icat, teknoloji, zenginlik, bolluk gibi unsurlara rağmen rahat ve huzur sağlanmamıştır. Uçaklar, özel arabalar, telefonlar, teknik imkânlar, rahatlık ve konfor hizmetleri en ücra yerlere kadar yayıldığı halde, insanın peşinde koştuğu rahatlığı sunmaktan aciz kalmıştır. Hatta rahatlık sağlamak şöyle dursun, insanlığın başına eskide pek rastlanmayan stres, depresyon, hırs ve gerginlik gibi yeni dertler açmıştır. İnsanlık, yıldızlara bakıp oralara gitme hayali kurarken önündeki kuyuyu görmeyip içine düşmek gibi bir duruma düşmüştür. Dünyada genel olarak hiç kimsenin, halinden, konumundan, işinden memnun olmadığı görülmektedir. Kimi dinlerseniz rahat olmadığını söyler, dert yanar. Hakiki olarak şükredenleri tenzih ederiz ama şükredenlerin çoğunun bunu dil ucuyla yaptıklarını, içten olmadığını biraz konuşturunca anlıyoruz.

Çocuk, “Ben ne zaman büyüyeceğim” diyerek büyüklüğe odaklanır, çocukluktan rahatsızdır. Genç, gençliğinden memnun değil, “keşke çocukluğa dönseydim” der. Yaşlı ise, gençliğe özlem duyar, “keşke bir gün gençliğim geri gelseydi.” Diye temenni eder. Bekârlar evlenmeyi, evliler bekârlığa dönmeyi ister. Çocukları olmayanlar çocukları olanlara, çocukları olanlar çocuksuz olanlara imrenir.

 “Yemin olsun ki biz insanı zorluk içinde yarattık.” (Beled, 4.) ayetinin bir nevi tefsiri olarak Peygamberimiz (ASV) "Dünyada rahat yoktur." (Zerkeşî, et-Tezkira, Zühd, Hadis No: 4; Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, II, 262, Hadis No: 3066.)  "Dünya müminin zindanı, kâfirin cennetidir." (Müslim, Zühd, 1.) Şeklindeki hadisleriyle ümmetinin, dünyanın fena ve fani olan bu yüzüne karşı dikkatli olmasını istemiştir.

Yüce Allah asırlar sonra olacakların bir kısmını mucize olarak peygamberine bildirmiş, nübüvvet gözüne göstermiştir. Bu itibarla müminler kâfirler gibi dünyaya dalıp aldanmamaları için peygamberin dilinden uyarılmışlardır.

Bediüzzaman’ın tesbitine göre, dünyanın, biri Allah’ın esma-i Hüsna’sına, diğeri ahiretin tarlası olarak ahirete bakan iki güzel yüzü yanında bir de insanın nefsanî heveslerine bakan fena ve fani üçüncü bir yüzü vardır. İşte ayet ve hadislerde insanın sakındırıldığı ve aldanmaması istenen yüzü budur. İşte insanın rahat ve huzurunu kaçıran en temel neden, kanaatsizlik sonucu dünyanın fena ve fani yönüne aşırı bağlanmaktır.

İnsan sürekli ileriye dönük, istikbaline ait hedef ve ümitleriyle beraber, endişe ve tedirginlikleri de vardır. Kişi bazı aşamalardan geçip genel olarak amacına ulaştıktan sonra, bu kez çocuklarının, hatta torunlarının geleceği, başarı ve hedefleriyle ilgili endişe ve sıkıntılar, aklını kurcalıyor, rahatsız ediyor.

Bediüzzaman’ın tabiriyle insanın gücü elinin yetiştiği yere kadardır ama arzuları ise gözünün ve hayalinin yetiştiği yere kadar geniş bir dairedir. Emel ve arzularının neredeyse tüm kâinatı saracak kadar geniş olması itibariyle küçücük düşüncesine kâinat kadar telaş ve sıkıntı giriyor. Hani derler ya, karınca kendi bedeninden kat kat büyük yükler taşıyor diye. Aslında insan da düşüncesinde, kendinden kat kat büyük manevi yük ve sıkıntı taşıyor. “Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmekten kaçındılar, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Şüphe yok ki insan çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab, 32.) ayeti, insanın bu pervasızca yüklenme özelliğine dikkat çekmiştir. Elbette bu durumda olanın başı dertten kurtulmaz.

İnsanın bitmeyen arzuları karşısında gücünün yetersizliği de rahatını ve huzurunu kaçıran unsurlardan biridir. Sürekli bir çaba içinde ve bu çabanın sıkıntılarıyla boğuşma halindedir. Kur’an-ı Kerim, insanın bu vaziyetini şöyle ifade buyurmuştur: “Ey insan! Kuşkusuz sen Rabbine doğru çaba üstüne çaba sarf etmektesin, nihayet O'na kavuşacaksın.” (İnşikak, 6.)

İnsan rahat etme çabası içindedir. Çalışması, para kazanması, hedeflediği makam, mevki gibi kazanımlara ulaşması hep daha rahat etme çabasından kaynaklanır. Rahatsızlıklar yaşamak, birçok sıkıntılara katlanmak rahat bir sonuca ulaşmak içindir. Ne var ki bu hedefe ulaşmadan ömrü bitiyor ve dünyadan ayrılıyor. Aslında Yüce Allah insana rahatı ve nimetleri tadımlık olarak veriyor çeşitli sıkıntılarla da dünyanın asıl rahat yeri olmadığını göstererek dikkatleri ebedi rahat, huzur ve güzellikler yeri olan ahirete çeviriyor. İnsan bütün ömrünü rahatlığa ve nimetlere kavuşmak için çırpınarak sıkıntılar içinde geçiriyor, demek ebedi bir rahat ve huzur yeri var ki bütün bunlara katlanılıyor, bu fıtrî meyil onun göstergesidir.

İnsanın içini parçalayan, yüreğini yaralayan, huzurunu kaçıran öyle sıkıntılı halleri var ki, bahçesinde fidelerin kurumuş yapraklarını, çürümüş domatesi, dalında kararmış narı, sincapların kaçırdığı cevizi akla bile getirmiyor. Keşke tüm sıkıntılar bunlar gibi olsa dedirtiyor. Can sıkıcı küçük şeyler, büyük kederlere teselli bile olabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.