Üniversitede öğrenci iken bir yayınevinde, Avrupa'dan ithal edilen bir ilkokul eğitim setinin tanıtılması amacıyla "eğitim uzmanı" unvanı ile bir süre çalıştım. Çalışma sistemi şöyle idi:

             Yayınevi, okulları gezerek öğrencilere broşür veriyordu.  Öğrenci broşürü götürüp velisine veriyordu. Veli broşürü inceleyip eğitim setini daha yakından tanımak ihtiyacı hissederse broşürün arkasında bulunan formu doldurup, "eğitim uzmanının evime gelerek bu eğitim setini  anlatmasını istiyorum" bölümünü işaretleyip telefonunu ve adresini yazıp imzalıyordu. Yayınevi bu talepler doğrultusunda verilen telefon numarasından veliye ulaşıyor  hem tanıtım için evine gidilmesini teyit ediyor, hem de uygun olan tarih ve saati belirleyip randevu oluşturuyordu. Bu doğrultu da oluşturulan randevu bana veriliyor, bende buna uygun hareket ediyordum.

             Gündüz okulda olduğumdan dolayı  benim için oluşturulan randevuların hepsi gece saat 20.00 dan sonra idi. İşleyiş güzeldi. Tanıtımını yaptığım eğitim seti de çok yararlı ve güzel bir materyal idi. Kaliteli ve güzel bir plastikten mamul bir kutu vardı. Okey taşlarına benzer  bir tarafında birden başlayıp 32 ye kadar olan rakamlar, diğer tarafında ise renkli şekiller vardı. Her bir taşın üzerindeki renkli şekiller bağımsız olarak hiç bir mana ifade etmiyordu ancak, tamamı belli bir düzen içinde yan yana oturtulduğunda anlamlı bir şekil veya resim oluşuyordu. Bunun için sette yer alan matematik, Türkçe ve diğer dersler ile ilgili kitapçıklarda konu anlatımından sonra Otuz iki sorudan oluşan deneme sınavları vardı. Öğrenci bu soruları sırayla cevaplandırmak durumunda idi. Mesela herhangi bir numaralı taşı alır eline . Bu numara aynı kaçıncı soruyu cevaplandırması gerken numaralı soruyu okur, cevabının sonunda cevap kaç numaralı rakam da verilmiş ise taşı  kutuda yer alan aynı numaradaki bölmeye yerleştirirdi. Tamamı bittiğinde kutuyu kapatıp ters çeviri ve açar, eğer istenen şekil oluşmuş ise test doğru cevaplanmıştır. Herhangi bir terslik var ise sorular tekrar gözden geçirilirdi. Güzel bir sistemdi.  Pahalı sayılırdı ama, O günün teknolojik şartlarında değişik bir sistem olduğu için ekonomik durumu iyi olan veliler için çok cazip bir eğitim materyali idi.

            Bir gün fakültede dersimin bitiminden sonra şirkete gittim ve o gün ki randevu listesini aldım. Dört randevum vardı. Dolayısıyla dört set alıp hareket ettim.o akşam İlk gittiğim ev oldukça zengin görünümlü, bahçeli bir villa idi. Kapıyı frak giymiş bir hizmetçi açtı. Yaka kartımı gösterip durumu izah ettim. Bekle deyip gitti. Biraz sonra geldi ve beni içeri aldı. Bahçeden yürürken azgın iki tane köpek bana saldırmak için yırtınıyor bir halde idi. Zincirlerinden bir boşalsalar her halde benim parçalarım bile kalmayacaktı. Uzun sayılacak bir bahçe yürüyüşünden sonra nitekim köşkün kapısına ulaştık. İçeri girdim ve salon gibi bir yerde beklememi istediler. Biraz sonra asık suratlı, hani "yüzünden şer akıyor" ibaresinin eksik bile kalabileceği elli yaşlarında bir adam geldi. Evinde bulunmama rağmen bana hitaben "ne istiyorsun" lafına şaşırdım. Biraz da hayret ettim. Neyse ki kısa zamanda toparlandım. Adam ellerini arkasında birleştirmiş karşımda durmuş bir vaziyette beni küçümseyen eda ile benden cevap bekliyordu. Ben de

            "-Efendim ben değil, siz istemişsiniz" deyip önce kendimi tanıttım, üniversite öğrencisi olduğumu söyledim. Kendilerinin bu saatte randevu talebine rağmen nezaket gereği rahatsız ettiğimden dolayı da özür dilediğimi söyledikten sonra da  o an orda bulunma sebebimi nazik bir dille anlattım.

Bunun üzerine adam sert ve azarlayıcı bir şekilde:

            "-Ne seti kitabı be! Ben de böyle şeylere para verecek göz var mı? Benim zamanım kıymetlidir. Çabuk terket burayı dedi. Doğrusu neye uğradığımı şaşırmıştım. Biraz da telaşlanarak ayağa kalktım ve yine de yaş itibariyle benden yaşlı olmasına hürmeten,

            "-kusura bakmayın rahatsız ettim" dedim ve çıktım. Gelirken bana eşlik eden hizmetçi yine bana eşlik ederek bahçe kapısına doğru yürüdük.

Bana:

            "- kusura bakma bey çok asabi." dedi. Sesini biraz daha alçaltarak " Anlayacağın huysuz biri" diyebildi. Ben de tebessüm ederek ona:

            "Sen canını sıkma ben alışkınım böyle şeylere. İyi akşamlar" dedim ve ayrıldım. O gece başka randevularım da vardı. İkinci gideceğim ev İncirli den bir kaç durak aşağıda meteoroloji adıyla bilinen ve bazı gecekonduların da olduğu bir semt idi. Gecekondu evlerini belirtmemdeki gaye buralarda ekonomik gelirleri düşük vatandaşların yaşıyor olmasıydı. Oradan da pek ümidim olmamasına rağmen Randevularıma sadakat gösteriri ve ne olursa olsun gitme prensibim olduğundan dolayı belirtilen adrese gittim. Adresteki sokağa girince köşede Kırk Beş, Elli yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir adamın beklediğini gördüm. Otobüs durağının karşısında duruyordu. Beni görünce elimdeki çantadan tahmin etmiş olmalı ki bana doğru geldi ve :

            "-Kardeş, eğitim uzmanı sen misin" evet deyince. Bana doğru geldi ve ceketini iliklemeye çalışırken de bir yandan elini uzatıp,

            "- Hoş geldin. Bizim eve gideceğiz. Ben evi ararken sıkıntı çekmeyesin diye burada bekledim" dedi.Doğrusu çok şaşırmıştım.  Ne diyeceğimi şaşırmıştım. Kısa bir hal hatır sorma faslından sonra büyük bir saygı ve ihtimamla buyur etti, yürümeğe başladık. İçimden acaba beni bir devlet görevlisi veya memuru mu zannediyor diye geçirdim.Bunun için Kendimi tanıtmaya üniversite öğrencisi olduğumu söyleyerek başladım.  O isminin Süleyman olduğunu, Elazığlı olduğunu ama rızık peşinde buralara kadar geldiğini ve Belediyede temizlik görevlisi olarak çalıştığını söyledi. Doğrusu adamın gösterdiği samimiyet ve sıcaklık uzun bir süreli dostluğun veya ciddi bir akrabalık bağının var olduğu konusunda beni şüpheye bile sevk edecek cinsten idi. Bu nedenledir ki; O na "Süleyman abi" diye hitap etmeye başlamış ve kısa sürede samimi olmuştuk. Derme çatma sayılacak bir bahçe duvarının aynı şekilde eski ve kırık bir kapısını aralayıp gecekondu olduğu muhtemel bir evin önünde durduk. Kapıyı çaldı içerden büyük bir kalabalık grubun uğultusu geliyordu. Açılan kapıdan beni içeriye buyur etti. Girdik. Geçtiğimiz oda küçük sayılırdı. İçerde yaklaşık on veya on iki kişi vardı. İçimden "epey kalabalık bir aile" diye geçirdim. Bir tarafta Eski  yaylı bir kanepe, tam karşı tarafında da üzerinde minder ve nakışlı yastıkların olduğu bir divan vardı. Kadınlar bir tarafta erkekler bir tarafta duruyordu. Hepsi de büyük bir saygı ile bana "hoş geldin" dedi.Oradakilerin ve ev sahibinin sıcak ve samimi tavırları, evin ve odanın mütevaziliği çok hoşuma gitmişti.Kendimi bir an memleketimde akrabalarımın içinde hissetmiştim. Ben oturmadan hiç biri oturmadı. Neyse oturduk. Hoş beş ettikten sonra ev sahibi Süleyman abi evdekileri tanıttığı zaman  anladım ki ev sahibinin tek bir çocuğu var. ilkokul üçüncü sınıfa gidiyor. Adı Zeynep . Evdeki diğer kalabalık ise komşularıymış. "Zeynep için bir eğitim seti alacağız tanıtım için gelecekler siz de gelin" diye davet etmişler. Onlar da büyük bir merak ve memnuniyetle kabul edip gelmişlerdi. Hepsi gariban sayılacak insanlardı...

            Süleyman abi ve eşi Ayşe abla bana o kadar samimi davranmışlardı ki bir an önceden tanıştığımız veya akraba olma ihtimalimizin varlığı konusunda kafamda tereddütler oluşmaya başlamıştı.

            Gerçekten de samimi bir ortam oluşmuş bunun ahengine kaptırarak ben de harika bir gece geçirmiştim. Bir ara Süleyman abi ye, o anda orada olmayıp, Üniversitede veya askerde olabilir düşüncesiyle Zeynep'ten başka çocuklarının olup olmadığını sordum. Biraz duraksadı. Derin bir nefes çekti ve Dört çocuklarını ikisini doğmadan ikisi ni de doğduktan hemen sonra kaybettiklerini anlatırken mahzunlaştı. Sonra da:

            "- Uzun sayılacak bir aradan sonra Allah bize Zeynebimizi gönderdi. Ne kadar şükretsek azdır" dedi. Doğrusu ben belki de acılarını depreşmeye neden olduğu için bu soruyu sorduğuma pişman olmuştum.

            Ben hemen tanıtımı yapıp ayrılmak durumunda olduğumu söyledim. Süleyman abi :

            "Acelen niye? Ayşe ablan börek yapmış, sırf sen geleceksin diye. Böreği yedirmeden bırakmaz valla" diye gayet samimi bir hitapta bulundu. Ben de "daha gidecek iki eve randevum olduğunu" söyleyince Ayşe abla çay ve börek faslını hızlandırma gayretine girdi.Çaydan sonra da hemen meyve ikramında bulundular ki bence sırf o akşam onlara misafir gideceğim için meyve aldıkları kanaati oluştu. Değim yerindeyse " İçim cız etmişti."

            Eğitim Setini özellikle de kullanacak olan çocuğu muhatap alarak anlattım. Ayşe abla Bu arada çay ikramında bulunurken bir yandan da büyük bir merakla beni dinliyordu. Evde bulunan herkes Çıt çıkarmadan adeta soluklarını tutmuş bir vaziyette beni dinliyorlardı. Kendimi eski türk filmlerindeki köy öğretmeni rolünde hissetmeye başlamıştım. Anlatımımı tamamladıktan sonra, Zeynep'e bir iki örnek yaptırdım, hemen kavramış ve başarmıştı. Bu evdeki herkesi çok mutlu etmişti. Tanıtımını yaptığım Eğitim seti şimdiye kadar hiç böyle ha birinin eline geçmemişti. Ev sahibi ve evde bulunan zevat bu seti çok beğendiler. Süleyman abi artık Fiyat konusunu konuşalım demiş,  Benim de içime bir sıkıntı girmeye başlamıştı.  Ailenin ekonomik durumunu düşündükçe fiyatı nasıl söyleyeceğimi düşünür olmuştum. Zira. Bu eğitim  setinin satış fiyatı Süleyman abi gibi bir işçinin maaşının en az yarısı demekti. Zeynep, Ayşe abla ve Süleyman abi nin heyecan ve merak dolu bakışları beni oldukça müteessir ediyordu. İçimden bir hesap yapıyordum;

            Bu seti bu aileye satarsam, zaten zar zor geçindikleri apaçık ortada olan bu aile. Ne yer ne içerler. Evet pahalıydı. Ben ne yapabilirdim ki? Çaresiz fiyatı söyleyecektim. Fiyatı söylediğimde  evde buz gibi bir hava esmeye başlamıştı. Süleyman Abi ve Ayşe ablanın kanları çekilmişti neredeyse ama bunu hiç de yansıtmamışlardı.. Hiç bir şey diyemeden öylece bir kaç dakika geçti. Süleyman abi  Zeynep'in tereddüt ve endişe dolu bakışlarına karşılık:

            "-Zeynebime feda olsun, Paranın ne önemi var. " dedi. Bununla beraber küçük Zeynep'in çakmak çakmak bakan gözlerinde resmen bir bayram havası esmişti. Süleyman abi bana dönerek:

            "Canım Kardaşım, biz okuyamadık çocuklarımız okusun bunun için ne gerekirse yapacağız. Sonuçta parayı onlar için kazanıyoruz"  dedi.

            Olan biteni içimden değerlendirdikten sonra kararımı vermiştim. Bu pahalı eğitim setini bu gariban aileye satmayacaktım. Evet kesin olarak satmayacaktım.Bu işi yapmaya başladığımdan beri  İlk defa bu kadar satın almak isteyen bir aileyle karşılaşmıştım. Ancak; bu aileye bu eğitim setini satmak onları büyük bir eziyete koymak olacaktı. Herkes merak içinde satış sözleşmesini çıkarıp taksit senetlerini yapmamı beklerken ben, içimden yaptığım basit bir hesabın sonucunu ilan etmeye hazırlanıyordum. İçimden " Bir aylık kazancımın karşılığı olan bir eğitim seti bu aileye ve özellikle de küçük Zeynep'e helal olsun. Bir aylık kazancımı bu çocuğun mutluluğu için harcasam çok mu?" diye geçirdim ve kararımı açıkladım:

            "-Ben bu seti size satmayacağım." dedim. Herkes ne demek istediğimi anlamamış olacak ki birbirine ve bana merak dolu bakışlar fırlatmaya başladı. devam ettim:

            "Bu set benim Küçük Zeynep'e hediyem olacak" dedim. Kısa bir şaşkınlıktan Sonra toparlan Süleyman abi:

            Olmaz, kabul edemem. Dedi. Olur mu hiç? Senin emeğin, Talebe adamsın. Mümkün değil" diye tekrar edip duruyordu. Ben herkesin şaşkın bakışları arasında çantamı topladım ve ayağa kalktım. Evdekilerin tamamı da ayağa kalktı. Ben Zeynep'i yanıma çağırıp  saçlarını okşarken, bu arada onun boyuna ayak uydurabilmek için de çömelmiştim. Gözleri o kadar mutluluk doluydu ki... Eğitim setinin olduğu paketi ona uzattım ve:

            "-Zeynep bu senin. İnşallah çok başarılı olacaksın" dedim. Zeynep boynuma sarılırken babası ve Annesi de halen olmaz böyle parasız kabul edemeyiz demeyi sürdürüyordu. Ben biraz daha hızlandım ve evdekilerle vedalaşıp kapıya yöneldim. Süleyman abi ve Ayşe Abla dışarı kadar geldiler.  Süleyman abi:

            "-Kardeşim, bak böyle olmaz.  Senin kazancına nasıl engel olacağız? Kazancını bize verdin" diye söylenirken ben son bir veda için dönüp onlara:

            "Bu akşam o kadar büyük bir kazanç içine girdim ki anlatamam. Sizin gibi değerli dostlarım, arkadaşlarım oldu. Bir de Küçük bir kızın kalbini kazandım. Bunun para ile ölçülmesi olur mu? Her şey para ile ölçülür mü? Siz gönlünüzü ferah tutun" dedim. Bu arada karı koca ikisinin de gözleri dolmuştu.

             Nihayet, ara sıra evlerine gideceğimin ve unları unutmamamın sözünü aldılar ve vedalaşıp ayrıldım. O gece çok harika bir iş yaptığım için kendimi kutlamalıydım.

            Ertesi, gün şirkete gittiğimde hiç beklemediğim bir sürpriz ile karşılaştım. Bir aylık satışlarım çok iyi olduğu için "Ayın Eğitim Uzmanı " seçilmiş ve ödül olarak da yarım cumhuriyet altını ile taltif edilmiştim. Gözümün önüne bir anda Süleyman abi, Ayşe abla ve Zeynep geldi. Allah'ım sen ne büyüksün. Sana şükürler olsun diye içimden dua ettim.

            Üniversiteyi bitirene kadar bir kaç kez daha onları ziyarete gittim. Ancak daha sonra görüşemedik. İnşallah Zeynep okuyup önemli yerlere gelmiştir...

Afiyette kalın

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.