banner18

Hafta içinde Milli Eğitim Bakanı’nın Urfa temaslarında yaşanan üzücü ve olmaması gereken azarlama hadisesi ile birlikte Urfa’nın birçok alanda olduğu gibi eğitimle ilgili sorunlarının da sağlıklı bir tarzda ve platformda ele alınmadığı bir kez daha gündeme geldi. Konunun bu boyutu da önemli olmakla birlikte bu yazıda; genel anlamda eğitimin temel sorunlarından birkaçını, Urfa’yı da dahil ederek, irdelemeye çalışacağım.

Bir daha hiçbir öğretmenin, eğitimcinin gerek medya gerekse yöneticiler, amirler, siyasetçiler tarafından rencide edilmemesini, öğretmenlik mesleğine yönelik süregelen itibarsızlaştırıcı tutum ve davranışların son bulmasını, bu hususta sorumlu davranılmasını umuyor, talep ediyor ve diliyorum.

Her konuda olduğu gibi eğitimde de ciddi sorunlarımızın olduğu bir gerçek. Saymaya kalksak; bitiremeyiz. Bu sorunların kimisi direkt eğitimle ilgilidir ve sistemden kaynaklanır. Kimisi de diğer sorunların eğitime olumsuz etkileri sonucu oluşan problemlerdir.

Ülkemizde eğitiminin genel sorunları yanında bölge ve topluma has demografik ve kültürel yapıdan kaynaklanan versiyonları da mevcut. Urfa da bu anlamda hem eğitim hem de diğer sorunlarla oldum olası boğuşur durur.

Her toplumun örgün eğitimde hedeflediği temel parametreler aşağı yukarı aynıdır. Mesela; yaklaşık 20 yıl önce Urfa merkezde bile 60-70 kişilik sınıflar varken; yapılan okullar ve atanan öğretmenler sayesinde ortalama 30 kişilik sınıflarda eğitim verilecek bir duruma gelindi. Ancak bir diğer sorun ise bunun kısa süreli olabileceği, zira nüfusu hızla artan bir şehirdir Urfa ve buna, yine nüfusu hızla artan sığınmacı komşularımızı da eklediğimizde durum daha da ağırlaşıyor, tıpkı sağlıkta olduğu gibi.

Konumuza dönecek olursak; eğitimdeki bu niceliksel denge devam ediyor etmesine de eğitimde niteliksel olarak neredeyiz? Yani kalite artıyor mu; artıyor elbette ancak dezavantajlı kesimler var ve bu kesimlerdeki dezavantajlı durum bir süreklilik arz ediyor, giderilemiyor.

Kimdir bu dezavantajlı kesim/ler?

Yaklaşık olarak Urfa'daki eğitim görenlerin yarısına tekabül eden kesimden veya kesimlerden bahsediyoruz:

Kırsal kesim veya kenar mahallede yaşayan ailelerin çocukları, dar gelirli ailelerin çocukları, maddi durumu uygun olmayan çok çocuklu ailelerin çocukları, eğitimle ilgili yeterli bir imkanı olmayan ve yeterli bir eğitim ve bilince sahip olmayan ailelerin çocukları, başka şehirlerde çalışmaya giden mevsimlik işçi ailelerin çocukları...

Bu tarz dezavantajlı kesimler her yerde var ama Urfa’ da bu oran oldukça yüksek. Bu kesimlere mensup çocukların, münferit çabalarıyla sıyrılanları hariç, başarılı olma şansları yoktur.

Mevsimlik işçi ailelerin çocukları, çalıştıkları şehirlerde okullarına devam edebilme olanağı sağlanmasına rağmen yine de diğer kesimdeki çocuklarla rekabet edememekte ve aradaki açığı kapatamamaktadırlar.

Eğitimde başarılı (neyin başarı sayılması gerektiği tartışmaya açık tabi) olma çıtası her yıl daha da yükseliyor. Şehir merkezlerinde belli bir eğitim kalitesine ulaşmış okullarda okuyan çocuklar, maddi durumları elverdiği için özel okullarda okuyan çocuklar, bununla yetinmeyip etüt, dershane ve özel derslerle bu yarışa katılan çocuklar ile demin bahsettiğimiz kesimlerin çocukları arasında büyük bir uçurum vardır; kaldı ki, avantajlı saydığımız bu kesimin çocukları da bu büyük çabalara rağmen eğer atanabilecekleri bir üniversiteyi kazanıp bitirebilirlerse; bir iş bulma imkânına sahip olabilmektedirler.

-Tabi bu yoğun bilgi/malumat yükle/n/menin ne derece sağlıklı bir iş olduğu ve adının eğitim olup olmadığı ayrı mesele

-Dolayısıyla Urfa gibi iller söz konusu olduğunda; hem eğitim hem de diğer konularda genel sorunların yanında bölgeye/şehre/topluma has değişkenler de dikkate alınarak özel bir uygulamaya tabi tutulmalı ve farklı bir strateji geliştirilmelidir, izlenmelidir. Genel anlamda eğitimin, giderek çocuklara gelecek vaat eden bir nitelikten uzaklaşması ve ilgi görmemeye başlaması gibi bir durumla da karşı karşıyayız. Zira daha nitelikli ve daha donanımlı üniversite mezunlarımız olmasına rağmen bunları eskisi gibi istihdam edebilme durumunda bulunmamaktayız.  Neredeyse artık her üniversite mezunu; yeni bir üniversiteli işsiz anlamına gelmektedir. Giderek biriken üniversite mezunu gençlerin sayısı bir basınç oluşturuyor.

Ailelerin üniversite mezunu çocuklarına yönelik iş talepleri; üniversiteyi bitiren herkesi işi alamayız, böyle bir imkan ve uygulama hiçbir yerde yok, şeklinde cevaplarla karşılaşıyor. Bir sanayi ve üretim ülkesi olamadığımız için özel sektörde de gençlerin en azından asgari ücretle bir iş bulabilme şanslarının olmaması ve bunların sosyal veya daha farklı bir destek de almamaları bu sorunun ağırlaşarak devam etmesine neden oluyor. Bu da aslında eğitim, üretim ve istihdam ilişkisinin resmini bize vermektedir.

Netice olarak; artık ailelerin eğitimle ilgili kafa karışıklığı haklı olarak giderek artıyor. Aileler, üniversiteyi bitirip iş bulamayacağı az çok belli olan çocuğunun, okuyup işsizler ordusuna dahil olmasının nedenlerini sorgulamaya başlıyor ve en azından okuyamayacak çocuklarını okutup okutmamakla ilgili kararsızlığa sürükleniyorlar.

Bu bağlamda ciddi yapısal tedbirlere ihtiyaç vardır:

Bu tedbirlerden biri; en azından lise ve ortaokulun zorunlu eğitim kapsamından çıkarılması, diğeri ise mesleki eğitimi, yeni bir vizyonla tepeden tırnağa yenilemek ve yapılandırmaktır.

-Bu arada her ne kadar mesleki eğitim denildiğinde; akla üretim ve istihdamın gelmesi olağan olsa da; Türkiye’ de eğitim denildiğinde; iş/meslek, aş, ekonomi, üretim vd iktisadi kavramların akla gelmesi ise sadece eğitim ve ekonomideki sorunlardan değil çok daha derin tahliller gerektiren sistemsel sorunlardan kaynaklanmaktadır. Zaten eğitimin ana sorunlarının eğitim sisteminden kaynaklanıyor olmasının nedeni de budur.

-Aslında Milli Eğitim Bakanı’nın Urfa’ ya geleceğini öğrendiğimde; Türkiye’ nin en çok gelir getiren Meslek okuluna övgüler dizeceği bir tablonun oluşacağını tahmin etmiştim…

Yine de mezkur iki konu bağlamında devam edeceğiz inşallah.

Selam ve dua ile…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.