Türkiye nin siyasi yapısı, toplumsal çeşitliliği ve üzerinde uygulanan küresel projeler, onun eğitim yapısını, büyük oranda şekillendirmiştir.

Toplumsal yapısına göre bir kimlik ve siyasi yapıoluşturmasındaki güçlükler ve siyasi eğilimlerin eğitime yansımaları hep ağırve yıpratıcı olmuştur.

Sınıflı ve sosyal adaleti sağlamamaya yönelik güçlüeğilimleri devam ettiği oranda, bunun eğitime yansımaları olmuş ve temelamaçlar bakımından eğitim, bu süreçlerden olumsuz etkilenmiştir.

Türkiye’nin, gerçekten özgür bir şekilde insan eğitmeyeniyetinin oluşup oluşmadığı sorgulanması gereken asıl mesele olarak ortadadururken biz, daha çok son günlerde gündemde olan ve eğitimi köklü olarak çözmepotansiyelinden uzak, kısmından bahsedeceğiz.

Ondan önce kısaca, bu hızlı ve sürekli değişikliklerin,siyasetin eğitime etkisinin son yirmi yılda bizi nereden nereye getirdiğinedair ve sınav odaklı eğitimden kurtulma imkanlarından kısaca söz etmek isterim.Önceleri sadece okuldaki eğitme yetinmek varken; zamanla buna dershane, etütmerkezleri ve özel ders eklenmesine rağmen, tüm bunlar yarışı kazanmayayetmeyebilmektedir.

Aslında eğitimin temel sorunlarına girmek, eğitimle ilgilitüm etkileşimlerinden, öğretmenlik vasfından, eğitimin mekanlarından,araçlardan, eğitimin parasal/ekonomik boyutlarından, “dindar nesil” yetiştirme,“bilimsel eğitim”, “seküler eğitim” gibi sorunlu yaklaşım ve söylemlerdenbahsetmek, köklü değişikliklerin neden gündemde olmadığını sorgulamakgerekir...

Ama bizde, isim değişiklikleri, müfredat değişiklikleri,sınav sayısı değişikleri ve son günlerde gündeme gelen TEOG'un kaldırılmasıgibi kimi değişiklikler, hep köklü değişiklikler olarak sunulmuştur.

Şunu, önceden kabul edelim ki; toplum olarak ve yönetim olarak,üzerinde ittifak ettiğimiz, sağlıklı ve bize ait bir eğitimfelsefemiz/sistemimiz yoktur.

Eğitim sistemlerini oluşturmaktan tutunda, yetiştirilecekinsan tipine kadar tüm aşamalarda ya devlet doğrudan karar veren ve uygulayanolmuş, ya da müsaade ettiği yapılar eliyle bazı inisiyatifler kullanılmıştır.Hepsinin sonucu da fiyasko ile sonuçlanmıştır.

Bu kadar sık sistem değişikliği bile bu eğitim sistemininköklü ve sağlıklı olmadığının yeterli göstergesidir.

Son yirmi yılda sınav odaklı sistem değişmemiş; sadece sınavadları değişmiştir. Sınavın tamamen kaldırılması; diğer sistemselyapılanmaların, eğitime olan bakışımızın ve sosyoekonomik siyasetin değişip,sağlıklı bir gelir dağılımı sağlanmadan mümkün değildir.

Tüm bunlar, değişmeden, TEOG, YGS ve LYS sisteminde gerçekanlamda, ‘eskisinden çok daha iyi oldu’ dedirtecek bir uygulamanın ikameedilmesi mümkün değildir.

Bunu; OKS, LGS, SBS ve en son TEOG olarak adlarıdeğiştirilen orta öğretime geçiş sınavlarında uygulamalı olarak gördük.Yükseköğretime geçişte de aynı süreçler yaşandı, yaşanmaya da devam etmektedir.

Eğitim üzerinde ciddi bir hegemonya bulunmaktadır.

Eğitim, bir rant alanı haline getirilmiştir.

Terör ve çatışma ortamı, cemaat ve yapılar eliyle eğitimeyapılan müdahaleler, sınav ve eğitim sistemlerinin sürekli değişimi, siyasihesaplar, tek tip insan yetiştirme politikaları ve benzeri nedenlerden dolayıen az üç nesli heba ettiğimizi söylemek mümkün.

Eğitim kurumlarımızın tüm aşamalarından geçenler de dahilolmak üzere, uyuşturucu kullanan, suça bulaşan, toplumun huzurunu kaçıran, işbulamayan, bunalımlar yaşayan, kimlik sorunu yaşayanların oranı oldukçafazladır.

İletişim olanakları ve medya ağlarının sunduğu imkanlar, tümtoplumun, sürekli eğitime tabi tutulmasını/tabi olmasını sağlamıştır. Bu durum,imkanlar açısından oldukça yararlıdır ancak bu durum; sistemin, hem tek tipinsan yetiştirme eğilimini arttırmış hem de kontrolü kaybetmesini olanaklı halegetirmiştir. Bu iki zıt gibi görünen sonuçlar farklı alanlarda cereyanetmiştir…

Sistem, politikalarına uygun insan tipi yetiştirmek vetoplumu yapılandırmak için eğitimi bir silah olarak kullanmış, kullanmaya dadevam etmektedir. Eğitim sistemimiz, iyi insan yetiştirmekten hala oldukçauzaktadır.

Toplumumuzun sahip olduğu değerler doğrultusunda ailedenaldığımız eğitim ile, TV, diğer medyalar ve okuldan alınan eğitim aynıdoğrultuda değildir. Özellikle iletişim ağlarından alınan eğitim, hakimdeğerler bakımından, ailenin verdiği eğitime; eğitme/şekillendirme/zihniyetkazandırma etkisi bakımından baskın gelmektedir. Bu ciddi tehlikeyle mücadeleedilmemektedir. Bunun çözümünün devlet eliyle dindar nesil yetiştirmekolmadığını da belirtmekte yarar var. Yani devlet herhangi bir tip insanyetiştirmek zorunda değildir...

Eğitim; siyaset alanının, toplum üzerindeki kontrolünü devamettirmek için, tolum mühendisliği çalışmalarında araç olarakkullanılagelmiştir. Bunun için toplumda bir denge unsuru oluşturmak istemiş vesadece laik eğitim değil; gerekli gördüğü zaman ve miktarda dini ağırlıklıeğitimin önünü de açmıştır.

Toplum olarak,  busağlıksız eğitim sisteminin, hayatımızı bu denli etkilemesine karşı dahasağlıklı ve etkili bir duruş sergilemek zorundayız.

Zira, sistem, mevcut yapısını sürdürme gereği olarak, eğitimüzerindeki etkisini kullanmaya devam edecektir.

Zorunlu eğitim, sağlıksızdır. Toplumun tüm çocuklarının aynıeğitimden geçirilmesi özgürlükleri kısıtlayıcıdır.

Grup ve yapıların, eğitim faaliyetleri şeffaf vedenetlenebilir olmalı, toplum ve yönetim olarak denetlenmelidir. Siyasi, dinieğilimi ne olursa olsun, cemaat ve farklı yapıların; şiddette yönelten ve genelanlamda kişiyi düşünsel özgürlüğünden alıkoyan eğitimler verilmesine izinverilmemelidir.

Toplumsal yapı, sosyal adalet politikaları ve eğitim aynıyönde ve birbiriyle orantılı olarak değişebilir. Günümüzün ağır kapitalist,sermayeci ve üretimsiz ekonomik politikalarının, sağlıklı bir eğitim sistemineve toplumsal yapıya ulaşmamıza yol vermeyeceği bilinmelidir. Bu durum,iyi/olumlu insan yetiştirmeyi; iyi doktor, iyi öğretmen yetiştirmenin önünealmamızı engellemektedir.

Sınıflı toplum yapımız ve bunu sürdürmeyi sağlayan ekonomikve siyasal politikalar devam ettikçe, eğitimde en temel amaç olması gereken;önce iyi/olumlu olma, sonra bilgi ve donanım ilkesi hayata geçmez. Bu ilkeyiuygulayabilmenin yolu, ekonomik kaygıların yok edilmesidir.

İnsanların tamamına yakını, birinci derecede ekonomikamaçlar/meslek/iş/istihdam edilme, ikincil olarak konum/statü kazanmak içinokumakta, önemli bir kısmının ise bu toz duman içinde iyi insan olma ya dabaşarılı olabileceği bir dalda, sevdiği bir alanda eğitim görmek gibi bir“ayrıntı” ya da “engelleyici” söyleme ayıracak zamanı olmamaktadır.

Toplumun büyük oranını oluşturan ‘öteki’ ailelere; normalbir yaşantı sürdürebilmeleri için eğitim süreçlerinden geçme dışında seçenektanınmamaktadır. Çocukları, beş yaşından üniversite bitene kadar, yaşantısınınneredeyse tam zamanını alan süreçlerden geçmekte, buna rağmen iş bulması mümkünolmayabilmektedir…

Köklü değişiklikleri bir kenara bırakıp mevcut yapı içindede yapılabilecekler de vardır. Eğer gerçekten sınavları benimsemiyorsak,çocukları yarış ve stresten kurtarmak istiyorsak; ilk yapılması gereken,okullar arasındaki eğitim farkını eşitlemek, olmuyorsa azaltmaktır.

Eğitim ulaşılır olabilmelidir. İsteyen, istediği orandabilimsel eğitim, isteyen dini eğitim, isteyen dil eğitimi, isteyen siyasieğitim alabilmelidir.

İsteyen, örgün eğitim sistemi dışında eğitim alabilmeli;istiyorsa aldığı eğitimi, yapılacak kontrolle belgeleyebilmelidir, diplomasahibi olmalıdır.

İsteyen, istediği eğitimi daha kısa sürede alabilmelidir.

Bu önerileri uzatmak mümkün. Ama temel sorun, eğitimüzerindeki tekeli kaldırmak, çocukları eğitmede iyi insan olmayı öncelemek veonların hareketsiz zamanlarını azaltmak, okula/eğitime ulaşma seçenekleriniarttırmaktır, diye düşünüyorum. Tabi mevcut sistem içinde yapılabileceklerolarak. Bu yönde işaretler alamadığımıza göre; mevcut sistem içinde kalarak sonyıllarda önemli değişiklikler yapılmakla birlikte; köklü çözümleregidilmediğinden, son günlerde yapılması düşünülen değişikliklerin de, eğitimdeönemli sonuçlarının olacağı beklentilerine girmeye gerek yoktur.

Sonuç olarak söylemek gerekirse; bizim, eğitim alanındaköklü değişikliklere ihtiyacımız vardır.

Gerek yasalarla, gerekse buna zorlanarak, herkesin aynıeğitim süreçlerinden geçmek zorunda bırakılması temel insan haklarına uygunolamaz.

Ekonomik olarak ailelerin belini büken, onların tümzamanını, yaşam planlamasını etkileyen, çocuklarının zamanını ve çocukluğunuçalan, onları yarıştıran, oyalayan; gençlere iş olanakları sağlamayan, bukargaşaya, bu kuşatıcı eğitim terörüne son vermeliyiz.

Gençlerimizi, iş buluncaya kadar parasız bırakmamalıyız.

Sokakları tekrar çocuklarla doldurmak zorundayız, “sokakları”güvenli hale getirmek zorundayız. Okulda daha az zaman.

Az okul; çok sokak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6