UA-89691712-1

Eleştiriye eskiden “tenkid” denirdi. “gagalamak” anlamına gelen tenkid, para anlamındaki nakd kelimesiyle aynı köktendir. Altın ve gümüş paranın üretiminde sivri bir nesneyle tıklanıp noktalandığı için paraya da “nakd” ismi verilmişti. Söz konusu paranın gerçek olup olmadığı veya ayarının belirlenmesi için mihenk taşına vurulurdu. Bu da bir nevi gagalamaya benzediğinden bu işleme “tenkid” denilmiştir. Bundan hareketle, söz ve bilgilerin kalitesini, doğruluk ve hakkaniyet derecesini ortaya çıkarmak amacıyla yapılan sorgulama için de “tenkid” kelimesi kullanılmıştır. Günümüzde bu kavramın yerini Yunanca asıllı “eleştiri” kelimesi almıştır.

Tenkid ya da eleştiri, yargılamak, suçlamak veya saygısızlık etmek değildir. Gerçeği ortaya çıkarmak amacına yönelik olmalıdır.

Eleştiren, eleştirdiği kimsenin seviyesinde olmalıdır ki eleştiriye hakkı olsun. Yani bilgi ve tecrübesiyle, hedefi ve konumuyla en aza eleştirdiği kimsenin düzeyine erişmiş olması şarttır. Bir çocuk, babasını eleştiremez; henüz ders almaya yeni başlamış öğrenci, hocasını eleştiremez.

Hiç bir Müslüman, sahabileri eleştiremez. Peygamber (ASV)’dan ders almış, O’nun mübarek yüzünü görmüş, yüzlerce mucizelere mazhar mübarek elini tutup biat etmiş bir sahabinin düzeyine erişmek, sonraki hiç bir dönemde hiç bir müslümana mümkün olmaz. Buna rağmen yapılacak en küçük bir eleştiri, saygısızlık olur. Peygamber (ASV) bu konuda ümmeti şöyle uyarmıştır:

“Ashabım hakkında Allah’tan korkunuz! Ashabım hakkında Allah’tan korkunuz! Benden sonra onları hedef alıp eleştirmeyiniz. Onları seven beni sevdiğinden dolayı sever. Onlara buğzeden de bana buğzettiğinden buğzeder. Onlara eziyet eden bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden de Allah’a eziyet etmiş olur. Allah’a eziyet edeni de Allah hemen cezalandırabilir.” (Tirmizi, Menâkıb, 58, Hadis no:3862)

Eleştiri bir haktır ama saygısızlık sınırına ulaşan eleştiri haksızlıktır. Eleştiri, hakkaniyet ölçülerine uygun ve hakkı ortaya çıkarma amacı taşıyorsa, bir de hakaret içermiyorsa yararlıdır. Ancak kişisel hırs ve nefsin gururuna dayanan eleştiri, haksızlık ve saygısızlıktan hali değildir. Günümüzde eleştiri adı altında çeşitli haksızlıklar, haddini aşan sataşmalar, dünya hayatlarını İslam’ın hizmetine vakfetmiş âlimlere karşı ileri geri konuşmalar yapıldığını görüyoruz.

İslam’ın sırtından para kazanarak zengin olan ve en küçük bir keyfinden taviz vermeyenlerin, İslam’ın çilesini çekmiş, dünyasını İslam’a feda etmiş âlimleri eleştirmeye hakları yoktur. En zor şartlarda, çoğu zindanlarda yazılmış eserlerin sayesinde üniversitelerde makam ve rütbe kazandıktan sonra söz konusu bu eserlerin müellifini eleştirmeye hatta haddi aşan suçlamaya girişmeleri haksızlık, vicdansızlık ve ukalalıktır. Bu tavırlarının Allah indinde cezasız kalmayacağı bilinmelidir.

Eleştiri adı altında düşmanca bir saldırıya maruz kalan İslam’ın büyük âlimlerinden biri Bediüzzaman’dır. Milyonların imanını kurtaran ve Kur’an’ın asrımızdaki en muhteşem tefsiri durumundaki eserlerini ne zor şartlarda yazdığı, zindan ve sürgünlerde ne büyük sıkıntılar yaşadığı herkesçe bilinmektedir. “Sizden hiç bir ücret istemeyenlere tabi olun, onlar hidyette olanlardır” (Yasin, 21) ayetini hayatının temel düsturu edinmiştir. Yokluk içinde muhtaç bir durumda olmasına rağmen ücret almak şöyle dursun, hiç bir hediye dahi kabul etmemiştir. Bediüzzaman, zindanlarda bu dinin çilesini çekerken, o zamanlar korkusundan “ben müslümanım” bile diyemeyenler, bu gün koltuklarına kurulmuş O’nu eleştiriyorlar.  

Yöremizde, “Kürm-é daré jı daréyı” (Ağacın kurdu ağaçtandır) derler. Gerçek manada İslam’a hizmet eden ilahiyatçıları tenzih ederiz ama ne acıdır ki Bediüzzaman’a saygısızlık edenler, daha çok ilahiyatçı geçinen bazı zavallılardır. Bedava “bismillah” bile demeyen, televizyonlara çıkıp her konuşmalarından para alan, koltuğuna kurulmuş keyifle kahvesini yudumlarken, Kur’an hizmeti uğruna bütün hayatı zindan ve sürgünlerde geçmiş Bediüzzaman’ı utanmadan karalamaya çalışıyorlar.

Vaktiyle dine düşmanlığı meslek edinmiş, mahkemelerde saldırgan bir tutumla Bediüzzaman’ı suçlayan müdde-i umumî’yi taklit edercesine Bediüzzaman’a saygısızlık eden sözde İlahiyatçılara yazıklar olsun! Vefatından sonra bile dünyanın gündeminden düşmeyen ve bütün ümmetin bağrına bastığı bu büyük müceddide saygısızlık, içlerindeki şeytani kibrin etkisiyle kendilerini üstün gösterme çabasından kaynaklanmaktadır.

Bu saygısızların çabası beyhudedir. Köpeklerin havlaması, bulutlara zarar vermez. Kur’an, ilahi koruma altında olduğu gibi, Kur’an’ın kanatları altındaki hadiminin de korunacağı unutulmamalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ayşenur Rızvanoğlu 2 hafta önce

Ne de güzel anlattınız hocam.