Mekke müşrikleri, Efendimiz(s.a.v)’e daha Peygamberlik vazifesi verilmeden önce; “EL-EMİN” yani güvenilir Muhammed diye hitap ederlerdi.Uzak bir yere gittiklerinde, varsa kıymetli eşyalarını ona teslim eder, aralarında vuku bulan ihtilaflarda onu hakem yaparlardı.Çünkü, Resulullah (s.a.v)’in, çocukluğundan kırk yaşına kadar; tüm yaşamı onların arasında geçmiş, dolayısıyla onlar Hz. Muhammed’in güvenilir insan “EL-EMİN” vasfını kabul etmiş ve İslam geldikten sonra dahi Resulullah ’ın (s.a.v) bu vasfını inkar etmemiş/edememişlerdi.

                                         Ta ki, Resulullah (s.a.v) Risalet ve Nübüvvetle vazifelendirilene kadar; Mekke’nin uluları O’na böylece saygı ve ihtiramda bulunup kusur etmezlerdi. Onun getirmiş olduğu ilahi davaya iman edip, etrafında öbekleşen bir avuç Müslüman’da; İslam ile tanıştıktan sonra hemen “Emin” birer insan oluverirlerdi. Hayatları değişir, toplumun içerisine, tutum ve kamil davranışlarıyla yepyeni birer insan olma sıfatıyla çıkıp insanları kendilerine gıpta ettiriyorlardı adeta.

                                         İkinci Akabe bey’atında bulunan yetmiş üç kişilik Medineli Müslümanlar, O’nu (s.a.v) kendi şehirlerine davet edince; Hz. Abbas: (efendimizin amcası ve o zaman daha Müslüman da olmamıştı) Medineli Müslümanlara hitaben: yeğenimi kendi Şehrinize davet etmekle nasıl bir tehlikeye davetiye çıkardığınızın farkında mısınız? Diye sorduğunda, onlar: “Evet, Arabistan yarım adasınıhatta dünyayı ve tüm İslam karşıtı güçleri karşımıza aldığımızın bilincindeyiz diye cevap vermişlerdi. Çünkü, biz buişin muhasebesini kendi aramızda uzun uzun yaptıktan sonra; O’nu (s.a.v) vatanımıza davet etmeye karar verdik demişlerdi.

                                         Onu sevenleri sever, onun düşmanlarını da düşman belleriz. Onunla sevinir, onunla üzülürüz dediler; ve yüce ALLAH onların bu emin, samimi ve candan insan olmalarına karşı, onları “ENSAR” Yani yardımcılar sıfatıyla şereflendirdi. İşte emin insan olmanın karşılığı ve emin insan olabilmeyi başarabilenin yol haritası budur!...Daha sonra ki süreçte, Müslümanlarla Mekke müşrikleri arasında baş gösteren tüm savaş ve olumsuzluklara rağmen; Mekkeli müşrikler, hiçbir zaman Efendimize (s.a.v) “EL-EMİN” sıfatının dışında yeni bir isim takmadılar/takamadılar ve onu asla yalancı gibi bir sıfatla nitelemediler/diyemediler.

                                         Peki, Müslümanalar olarak bu gün geldiğimiz noktada; yeryüzünde 1,8 milyar nüfusuyla dünyada varlığı söz konusu olan Müslümanlar; ahlaktan siyasette, alışverişten insanlarla olan münasebetlerine varıncaya kadar, diğer insanlara karşı “EMİN” insan olabilmeyi başarabildik mi?Bu gün Müslümanlar Modern çağın, insanın onur ve kimliğini öğüten dişlileri arasında öğütülmüş ve başta “EMİN” insan olma özelliğiyle birlikte birçok değer yargısını kaybetmiş durumdadır… Namaz dinin direğidir, onu terk edenin dini yıkıktır/yıkılmıştır” nebevi beyanın aksine bu gün İslam beldelerinde dünyaya gelen Müslüman nesillerin kahır ekseriyeti; başta Namaz ibadeti olmak üzere, birçok konuda kulluk vazifelerini bıraktıkları ve batı Moderniz’ minin kriterlerini baz alarak yetiştikleri için, emin insan olma konusunda da sınıfta kaldılar...

                                         Ahlaki davranışlarımızdan tutun da, yaşamın diğer alanlarına varıncaya kadar; başta kendimiz olmak üzere, Müslüman kardeşlerimize ve diğer insanlara karşı ne kadar “EMİNİZ”? Hakikatten baktığımızda bu gün, Müslümanların/Müslüman geçinenlerin çoğu; batılılar gibi giyinmekte, onlar gibi yaşamakta, onlar gibi birçok menfi konuları savunmakta ve onlar gibi yatıp kalkmaktadırlar. Ve hal böyle olunca, zürriyetler; emin insan olabilme şanslarıyla birlikte, gerçek hürriyetlerini de kaybettiler! Evet, neden bu gün insanlar bize güvenemiyor/güven duymuyor/duyamıyor ve sırtlarını bize dayama konusunda şek, şüphe ve endişe taşıyorlar? Taşıyorlar çünkü biz/bizler yirmi birinci yüz yılın dünyevileşme seline kapıldığımız için; asıl olan rotamızı kaybettiğimiz için, bu duruma düştük!

                                         Şimdi neden fertler, insanlar, aileler, toplumlar ve devletler huzursuzdurlar? Demek yerine, nerede yanlış yaptık/yaptılar da bu hale geldik/geldiler demenin muhasebesini yapmamız/yapmaları lazımdır aslında! Bu gün İslamcoğrafyasında neden huzur ve asayiş kalmamış? Fertten aileye, aileden topluma ve dolayısıyla devlet kademelerine varıncaya kadar; insanlar birbirlerine güven duymuyor/duyamıyorlar. Karı kocasına, koca karısına; baba oğluna, ana kızına güve duymaz/duyamaz hale geldi. Batılı devletler İslam coğrafyasına ihraç ettikleri insan icadı ideolojilerle; başta eşitlik yalanı olmak üzere, feminist oluşumlar vasıtasıyla aile müessesinin altını oyup; insanları yalnızlaştırdılar. Öyle ki, (istisnalar hariç) artık yaşadığımız coğrafyada; can ve mal emniyeti dahi kalmamış… Nedenine gelince, Müslümanlar olarak; “EMİN” insan olma vasfımızı kaybettik…

                Dünyaya ve maddeye dalanlarla birlikte daldığımız için, bu gün en büyük acı ve felaketler başımıza gelmekte, aramızdaki güven duygusunu da yitirdik galiba!... EL-EMİN” OLUN, EMNİYETTE KALIN. Dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6