Halâ Allah'a tövbe edip Ondan bağışlanma dilemeyecekler mi? Allah, çok bağışlayandır, pek merhamet edendir. (Maide,74)

Daha önceleri, günahlarla dolu hayatları olan birçok kişinin; tövbe ettikten sonra İslam’ın evrensel güzellikleri ve mesajını kendilerine kılavuz edenlerinin kimi âlim, kiminin de abid ve Zahit oldukları bilinen bir gerçektir.

Tıpkı İslam öncesi, Mekke deki insanların içinde bulundukları; karanlık şirk bataklığında bocalarlarken, İslam ile şereflendikten sonra, her birinin nasıl da birer Allah eri oldukları gibi. Öyle ya, daha önceleri yol kesen, kan döken, puta tapan insanların; Allah'ın onlara hidayet nimetini ikram etmesiyle, Peygamber Efendimizin, onlar için, Ashabım yıldızlar gibidir hangisine tabi olursanız yolunuzu bulursunuz, iltifatına mazhar oldukları nadide birer şahsiyet oluverdiler...

Ve bu hakikat, insanlık tarihi boyunca; hep böyle güzel örneklerle devam etmiş ve tarihin şehadetiyle de sabit olmuştur. İşte Malik İbn-i Dinar (r.alyh) da, tarihin şehadet ettiği o insanlardan sadece bir tanesidir. Malik İbn-i Dinar, daha önce yol kesici bir hayduttu. Bir gece hırsızlık yapmak için bir eve girer. Evin sahibi ise gece yarısı uyanmış ve teveccüh Namazı kılmakta ve şu ayeti okumaktadır.

"İman edenlerin Allah'ın zikrine ve indirilen hakka karşı kalplerinin huşu içinde olması ve daha önce kendilerine kitap verilip üzerlerinden uzun zaman geçince kalpleri katılaşan kimseler gibi olmamaları zamanı gelmedi mi? Onlardan çoğu yoldan çıkmış kimselerdir." (Hadid: 16) Hırsızlık yapmak için girdiği evin duvarının üzerinde bu ayeti işiten Malik İbn-i Dinar, bu âyeti dinledikten sonra; "evet şimdi, şimdi zamanı geldi..." der ve tövbe eder. Daha sonra Malik İbn-i Dinar en büyük âbidlerden, zahitlerden ve büyük âlim ve muhaddislerden birisi olur. (Şehid Abdullah Azam. Tevbe suresi Tefsiri, sh, 511) Hatta, Fudayl İbn-i İyad'ın durumu da, Malik İbn-i Dinar'ın, olayından çok da farksız değildir. Hatta, yukarıdaki hırsızlık hadisesinde söz konusu olan kişinin; Malik İbn-i Dinar değil de, Fudayl İbn-i İyad olduğunu söyleyenler bile vardır. Her halükârda, insanın ne oldum dememesi ne olacağım demesi lazımdır.

Malik İbn-i Dinar'a, neden İbn-i Dinar denildiğinde gelince; Rivayete göre, Malik İbn-i Dinar bir gün bir gemiye binerken, gemi sahibi yolculardan yol ücretini topladığında; sıra Malik İbn-i Dinara gelince parası olmadığı için, gemidekiler onu denize atmak isterler. Tam da o esnada, bir sürü balığın ağızlarında birer altınla suyun üzerine çıktıklarını görürler. Bu olayı gören gemidekiler, hemen tövbe ederler. Fakat Malik İbn-i Dinar yalnızca bir balığın ağzındaki altını alıp gemi sahibine verip ve onlara elveda ederek oradan ayrılır. Rivayetin biri böyle, birde farklı bir şekilde bazı kaynaklarda zikredilmektedir. Bizi ilgilendiren konu, aslında Malik İbn-i Dinar'ın kerametleri değil; bizi ilgilendiren tarafı; bir kişinin Nasuh tövbe ile tövbe edip Rabbine teslim olduktan sonra, nasıl bir takvaya, nasıl bir dereceye ulaşıp, Aziz ve Celil olan Allah'ın, onu insanlara nasıl sevdirdiğidir.

Konu tövbe olunca, Şöyle bir hikaye hatırımı geldi: "Her gün kadın elbisesi giyip, kadınlarla birlikte hamama girip onları seyreden Nasuh adında biri varmış. Bir gün, padişahın kızı bir erkeğin aralarında olduğunu fark eder ve durumu babasına anlatır. Padişah, kadınlar hamamının kapısına; herkesi üst arama yapmak için kadın görevlileri gönderir. Nasuh denilen adam, içeridedir ve durumun tehlikeli olduğunu anlar. Kurtuluşunun olmadığını, şayet foyası ortaya çıkarsa kellesinin gideceğini anlar. Tam da o esnada, Rabbine Hulusi kalp ile tövbe eder.

Allah'ım der, eğer beni bu insanların arasında rencide etmez ve kurtarırsın sana söz veriyorum bundan böyle; sağlam bir kul olmaya, tövbemi bozmamaya ve ömrümün sonuna kadar, rızan için çalışacağıma söz veriyorum. Neyse üst aramalar yapılır, ama kadınların arasından erkek falan çıkmaz. Nasuh’un tövbesi kabul olmuş ve Allah onu kurtarmıştı.

Değerli dostlar, bu anlatılan hikâyenin sıhhat derecesinin sağlam olup olmadığını bilmiyoruz tabi. Lakin bizi daha çok, Burada söz konusu edilen sağlam bir tövbenin; insanı nasıl değerli bir hale getirdiğidir. Daha önceleri, kötü yolda oldukları halde, tövbe ettikten sonra nice kimselerin; âlim, Zahid, âbid ve hak dostu birer insana dönüştükleri bilmektedir. Kâinatın Efendisi (s.a.v):"Günahlarından tövbe edenin, sanki hiç günah işlememiş duruma geleceğini (tövbesini bozmamak şartıyla) buyurmamış mıydı? Evet, o zaman tövbe edip üzerinde duran kim olursa olsun; Aziz ve Celil olan Allah onu affeder.

Hakiki tövbe ile ilgili anlatılacak, o kadar delil var ki; insanı hayrete düşürecek türden. Gerek ayetlerde gerek hadislerde ve gerekse yaşanmış olan hadiseler tövbe konusunu bize açık bir şekilde izah edip ve bizi; hakiki tövbeye davet ederler.

"

Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra Ona tövbe edin! Şüphesiz Rabbim, çok merhamet edendir, (tövbe edenleri) çok sevendir. (Hud/90) Gerçekten ben, tövbe eden, iman edip Salih amel işleyen, sonra da doğru yolu sürdüren kimse için çok bağışlayıcıyım. (Tâhâ/82) De ki: "EY nefisleri aleyhinde israfa/aşırılığa kaçmış kullarım! Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Gerçekten O, çok bağışlayandır, pek merhametlidir. (Zümer/53)

Rabbim cümlemizi, tövbe edip ve tövbelerini bozmayan Salih kullarından eylesin…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.