Çocukluğuma dönüpbakıyorum da…

Evimiz, şehirde yaniUrfa’da olmasına rağmen, çocukluğumun iyi-kötü büyük bir kısmı doğduğum köydegeçti.

Hani Urfa içinseyyahın biri;

‘Yazı yaz… Kışı…’demişti ya… Bu şehrin yazı hakikatten yaz onun içindirki, yaz aylarında bu şehirden kaçış her zaman insanın hoş gidiyor hele çocukkendaha bir hoş oluyor hoşuna gidiyor.

Şehrin, gürültüsünden,patırtısından özellikle ve özellikle sıcağından kaçmak, doğduğum köye sığınmakbana ayrıca bir heyecan veriyordu.

Vesait Bozova’dan dahaçıkar çıkmaz içimden bağırarak;

‘Ben geldim Kepirdje!

Şehirden ben geldim…

Tanıdın mı beni? Deyipseslice haykırmak isterdim.

Tabi o zamanlar,böylesine çokça vesait felan yoktu.

Pazar hariç, haftanınher günü köy postaları köylere müşteri taşırdı o da sadece günde bir defayamahsus olmak üzere, belli bir saat olurdu.

Özel bir durum hariç,öğle saatlerinde güneş tam da tepede iken şehirden hareket ederdi.

Peki, müşterilerini nezaman şehre getirirdi?

Müşterilerini,güzergâhlarında olan köylerden toplar, sabahın erken saatlerinde şehregetirirdi.

Sabahın çok erkensaatlerinden öğle vaktine kadar bir zaman olurdu. Bu zaman içersinde

Müşterileralış-verişlerini yapar, öğle namazını kılan kılar, kılmayanda ya lokantadayemek yer, ya da farklı şekillerde bu zamanı doldurur, aracın kalkacağı garajagelirdi.

Köy postaları;aşağı–yukarı bulundukları garajlardan aynı saatlerde birer-ikişer kalkar,gidecekleri güzergâhtan yollarına koyulurlardı.

Varsa eğer, güzergâhüzerindeki köy ve kasabalardan müşteriler onları yolda indirir, ikindiyevarmadan son noktaya varmış olurlardı.

‘Köy postaları’dedikse yanlış anlamayın…

Belki yeni yetmekuşaklar ve uşaklar yanlış anlar.

Öyle; mektup, telgraf,telefonu felanı filanı çağrıştıran bir durum yok ha ortalarda.

‘Köy postası’dediğimiz şey;

Magrus, Ford, BMCmarkasını ve armasını taşıyan kamyonlardı.

O dönemler henüzminibüsler, midibüsler pek piyasada yok. Köylere posta olmamış, stabilize köyyollarına düşmemişlerdi anlayacağınız.

Bu köy postalarının,kasaları büyük olmasına rağmen, bazen oturacak yer bulamazdık, çoğunlukla“aşlık” dediğimiz un çuvalları ya da şehre satmaya getirilen buğday arpa vs.çuvallarının üzerine oturur,  kanatlıkanatsız hayvanların arasında, kasabaya, şehir yolculuk yapardık.

Kamyonun şoförmahalline oturmak mı dediniz?

Orada oturup seyahatetmek öyle her babayiğidin harcı değildi.

Ya şoförden torpilli,ya da 1-2 gün önceden randevu yapmış olmanız şart.

Tabi çocuklarındünyasını büyüklerin dünyası gibi düşünmeyin çünkü bu iki dünya tamamenbirbirinden farklı.

Çocuklar dünyayı,sadece kendi dünyalarından ibaret zannederler ilişki durumunda ona göre tepkiverirler o tepki neticesine kendilerini korurlar gerekirse savunurlar.

Oysa büyüklerindünyası öyle mi?

Değil… Çünkü onlardaha önce o yoldan geçmiş, belli bir yaşa gelmişler de ondan...

İşte çocukluğumundünyasında ki, ‘Yaz’ aylarının karşılığı ve bu karşılığa denk gelmesi bunu  iple çekmemin nedenlerinden biri de buydu.

Gün geçmesin ki, bizimköyden her hangi bir akrabam, hısımım, tanıdığım gelmesin.

Köyden gelen akrabalardediysek;

Dede, nine, teyze,hala dayı vs.

Gelmedikleri gün,içimden dualar ederdim ‘Allah’ım ne olur!

Çünkü onların gelmesidemek, benim köye gitmem için, bir fırsatın doğması demekti.

Akrabalarımızıniçerisin de evini ilk şehre getiren de bizdik, babamın işe girmesi memuriyetebaşlaması nedeniyle.

Haliyle köyden hergelen de bize misafir olurdu, bin dokuz yüz yetmişli yıllarda ve sonrasında.

O zaman nüfusumuz azdıtabi sonradan çoğaldı sayı dokuzu buldu.

Altı erkek üç kız…

O zaman anneminpesirinde erkek kardeşim, bir de çok konuşkan olan cin gibi kız kardeşim vardı.

Birileri köyden bizemisafirliğe geldi mi, onlarla köye gitmek için, bir gün öncesinden annemeyalvarırdık belki insafa gelir ya da iyi bir tarafına denk gelir diye.

Normal yollardan sonuçalamayacağımızı anladığımız an işi dramatize etmeye böylece sonuç almayaçalışırdık.

Sonuç alamayınca budurum kendini, Küsme şeklinde bazen bir köşede sessiz sessiz gözyaşı dökme,bazen de sesli bir şekilde zırlama olarak gösterirdi.

Çoğu zaman gelenmisafirin yuğa yüreği dayanamaz annemi ikna etmeye bize umut vaddetmeyeçalışır;

‘Bakın söz! Bir dahaki gelişimde sizi de götüreceğim… ‘Der bizi teselli etmeye çalışırlardı.

Ya da:

‘Tamam, tamamgitmiyorum birkaç gün daha siz de kalacağım!’ deyip bizi rahatlatmayaçalışırdı.

Annem bu konudatecrübeli bu durumlar sık sık başına geldiği için bu işi bildiği için, birşekilde bizi oyalar, ya da evin diğer odasına götürür, bir şeyleri bahaneederek, misafiri/misafirleri unutturmamıza çalışırdı.

Dalgın olduğumuzsezdiği bir anda, daha önceden belirlenmiş ve üzerinde çalışılmış bir işaretile misafir durumu çaktırır misafirimizde durumu çaktırmadan, kapıyı sessizcekapatır çekip giderdi.

Tabi ki ardından bizimdurumu sezmemiz, ağlamalarımız, kendimizi yere atmamız, kapıya yönelipmisafirlere yetişme telaşımız devreye girerdi.

Ama her defasındaçırpınışlarımız boşunaydı çünkü bu girişimler sonuçsuz kalırdı.

Bazen de annemgönlümüzü alma adına, kucağında ki erkek kardeşim, kız kardeşim ve ben şimdikiAbidenin olduğu yere gider, Akarbaşından gelecek olan köy postasını o yazsıcağında bazen 1-2 saat beklerdik.

Saat biraz geçtiğindebu defa da acaba… Gitmiş mi-gitmemiş mi telaşına düşer üzülür, gelen gidenarabalardan gözümüzü hiç ayırmazdık.

Köyümüzün postası;Akarbaşında bulunan Aslanlı Hanın içerisinden kalkar, çarşının içerisindengeçer, Köprübaşı, Abide, Karaköprü güzergâhından Bozova yoluna sapardı.

Yaz aylarını düşünün,güneşin tam da tepede olduğu o sıcak saatlerde, Abidede bir tek ağacınolmadığını şöyle bir düşünün…

Abide, eski ValiKonağının oradan şimdiki bulunduğu yere nakledilmiş.

Tabi bahsettiğim odönemlerde Abide var ama ortada kavşak felan yok, yol da tam Abidenin önündengeçiyor.

Garaja gitmediğimizzamanlar, Abidenin dibine çömelir köy postasının gelmesini öylecene beklerdik.

Sadık’ın kamyonuuzaktan gelince onu renginden bazen de modelinden tanır bazen de çıkarttığısesten tanımaya çalışırdık.

Kamyon durur damperinkapağı açılmaz birileri yukardan elimiz tutar bizi yukarı çekerdi.

O anda içimizitarifsiz bir sevinç kaplardı.

Ver elini kan ve kınakokan köyüm ve onun kepir topraklar

Ben geldim güzel köyüm!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.