"Yaşama itici gücünü veren ölümdür.

Ölüm olmasaydı, yaşam içeriksiz -anlamsız- olurdu...

İnsanın en anlamlı yaratısı mezardır.

İnsanların en anlamlı oldukları yer, mezarlıktır

- ölülerin de, yaşayanların da..."

(Oruç Aruoba; De Ki İşte)

Ölüm, azizim ölüm. İşte görüyorsun bir virüs sebebiyle gündemimizdeki yerini korumaya devam ediyor... Oysa azizim biz, ölümü daim gündemde tutmayı salık veren bir dinin mensupları değil miydik? “Lezzetleri yok eden, ağzınızın tadını bozan ölümü çokça anın” diyen bir peygamberin ümmeti değil miydik? Hayatı tek dünyalı olarak; burayı öteden, öteyi buradan bağımsız düşünerek yaşamanın asıl ölüm olduğu bilincini ne zaman yitirdik? Ne çok kutsadık dünyayı ne çok sever olduk. Milyon sene yaşayacakmış gibi bir hal üzere yaşamaya ne zamandan beri alıştık?  Küresel seküler bakış ne çok sardı her yanımızı?..

Niçin kaçar hepimizin neşesi./Bizler misafiriz ve dünya/Misafir terlikleri.” İbrahim Tenekeci şair ruhuyla ne güzel ifade etmiş: Dünya misafir terlikleri… Bir ağaç gölgesi, bir müddet dinleneceğiz ve sonra gideceğiz… Bırakıp gideceğimiz dünya için nasılda “kalıcı projeler” peşindeyiz... “Telaşa gerek yok, hepimiz öleceğiz.” Evet, azizim sanırım tek gerçek bu… Hani “ucunda ölüm yok ya” diyenlere nispet yaparak “ucunda ölüm var ya” demiştik ya azizim, evet evet,  “iyi ki ucunda ölüm var” diyoruz. Ölüme bakışımız esasen hayata bakışımızdır. Ölüm insanın yeni yaşamının başlangıcı, yeniden dirilişinin açılış sayfasıdır. O yüzden ölüm sevgiliye kavuşma anı olarak görülmüştür, bir düğün gecesi olarak anılmıştır. Şeb-i Arustur yani. Hayat ölümden kaçışta değildir, belki ölüme kaçıştadır, ölümle hayat bulmaktadır.

Evet, azizim,  sahi ne zamandan beri ölüm bizim için bu kadar korkulacak bir husus haline geldi? Şimdi bunları yazıyoruz diye ölümü kutsadığımız anlaşılmasın ne olur. Derdimiz ölümün kutsanması değil, tam tersine yaşamı ölümün elinden kurtarabilmenin yolunun fanilik bilincinden geçtiğini ifade etmektir. Ne diyordu Erdem Beyazıt; “Toprak Ölüme aç/Ölüme muhtaç Hayat/Ölüm muhakkak/Ve ölüm mutlak/ Tek kapısıdır ölümsüzlüğün...” Hayatı ölüme muhtaç olarak görenlerdir, ölümsüzlüğü yaşayanlar… Fanilik bilincini kuşanmış olanlardır ölüme bakış açıları ile hayatlarını diriltenler…

Fanilik bilinci! Modern dünyanın, küçük bir çocuğu kandırır gibi envaiçeşit şeker vererek elimizden aldığı hastalıklardan biri daha! Ölüm korkusu çağımızın en dehşetli korkusudur. Bizi insan olmaktan uzaklaştıran, yeryüzünde sükûnetle yürüyebilmemize engel olan bu korku ve dehşet duygusu değil midir zaten?  Modern insan, mezarlıkları ve ihtiyarlayan yakınlarını boşuna kendisinden olabildiğince uzağa atmıyor! İnsanlık tarihi boyunca hiçbir zaman ölüm, bu kadar büyük bir paniğe sebep olmamıştı, belki de bu sebepten ölümün gölgesi bunca koyu, kendisinden kaçıldıkça, korkuldukça canavarlaşan çocukluk hayaletleri gibi."

( Aykut Ertuğrul; Bellek ve Başka Tuzaklar)

Modern zamanların en belirgin özeliklerinden birisi hiç kuşkusuz ölümden kaçışıdır. Hızın, hazın ve konforun esiri olan modern insan için ölüm, hayatın dışına atılması gereken, düşünülmemesi gereken bir gerçektir. Bu anlamda; ölüm hayatın içinde, hayat ölümün içinde anlayışını barındıran kadim geleneğimizin zıddı bir anlayışı ortaya koymaktadır modernizm. Evet, ölüm ve ötesini birlikte yaşamak, yabancılaşmamak için ölümle birlikte yaşamak. Ölümün hayatın yanı başında olduğu hayatlar yaşamak. Ölümün hayata dokunması, hayatları ölümün nefesiyle diriltmek…

Evet azizim! Ne diyorduk: “Bakış açısı yamuk olanların, bakış acısı yaşamaları muhakkak.” Mesele ölümü kutsamak değil elbette. Ancak sanırım yaşadığımız bu süreç, bizim ölüm meselesine ne kadar seküler baktığımızı da ortaya koydu. Sanki bu lanet olası virüs öncesi milyon sene yaşayacaktık da bu virüsle “ölümsüzlüğü” yitirdik. Sahi size de öyle gelmiyor mu? O yüzden ölümlerden bile tefekkür ortaya çıkmıyor, endişe düşünceye dönüşmüyor. Salt korku ve panik her tarafımızı kuşatıyor. Mesele azcımızı bilmekte, mesele fakrımızı fark etmekte, mesele fanilik bilincine ulaşmakta… Sözü Zamanın Bedii’nin muhteşem cümleleri bitirelim.

“Fâniyim, fâni olanı istemem.

Acizim, aciz olanı istemem.

Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem.

İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim.

Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.

Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.’’

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.