Bu yazı dizisiyle; genel anlamda süregelen küresel hegemonya sistematiğini anlamayı ve aynı mantıkla içinde bulunduğumuz ve bu sistematiğe dolaylı veya direkt bağlı olan korona süreci ve sonrası için de bir bakış açısı oluşturma veya bu yönde bir hatırlatmayı hedeflemiştik.

Çağı, şimdinin geçmişle ilişkisini, şimdiki küresel konjonktürün tesadüfi olmadığını, mazlum coğrafyaların ve İslam toplumlarının içinde bulunduğu durumların esas nedenlerini, doğruyu ve yanlışı anlamak, iyiyi ve kötüyü neye göre tespit edeceğimiz konusunda sarsılmaz bir bilince sahip olmak ve artık bize; medeniyet, uygarlık, barış, özgürlük, serbestlik, Neo liberalizm, hümanizm, insan hakları, demokrasi, serbest piyasa, laiklik vb ambalajlarla sunulan tüm küresel uygulamalara karşı mücadele etmenin imkanları ile ilgili resmi görmek, yerli görünümlü seküler ritüel ve değerlerin bu küresel sistemde nereye oturduğunu görmek ve bu doğrultuda tutumlar/politikalar üretmeye yönelik yaklaşımları önceleyerek ele aldığımız alıntı ağırlıklı bu yazı dizimizde sona geldik. Çok şükür.

“Rumsfeld , ABD savunma Bakanı olduğunda herkes onun neden bu görevi kabul ettiğini merak ediyordu. 68 yaşındaydı, 5 torunu vardı ve 250 milyon dolarlık bir servetin sahibiydi.

Rumsfeld "21. Yüzyılda nesnelerin sayıları ve miktarları hakkında düşünmekten vaz geçeceğiz; hız, çeviklik ve kesinlik konusunda kafa yoracağız" diyordu. Bu nedenle kalabalık ordular yerine kalabalık orduları kiralama; kalabalık silahlar yerine, kalabalık silahları kiralama; kalabalık bakanlıklar yerine, kalabalık bakanlık hizmetlerini özel sektörden satın alma yoluna gitmek gerektiğini düşünüyordu. Bu nedenle personel ödemelerine daha az, özel şirket kasalarına daha çok bütçe ayırma yanlısıydı. Rumsfeld'in projesi "piyasa mantığını" ABD ordusuna uygulamaktı. ABD ordusunun özel sektöre devredilebilecek alanlarının tespiti işinin ihalesini Halliburton şirketi almıştı. Orduya teçhizat sağlamak için değil, operasyonların yürütülmesinde yönetici yapmak için ihale açılıyordu. 1995'ten itibaren HalliBurton'un başında daha sonra ABD Başkan yardımcısı olacak olan Dick Cheney vardı.

Rumsfeld Ulusal Güvenlikten anladığı kadar PARA kazanmaktan da anlıyordu.

Uluslararası ilaç ve kimya şirketi Searle Pharmaceuticals'ın CEO'su olarak kansere neden olması nedeniyle çok tartışmalı ancak çok karlı bir iş olan aspartam iznini almak için siyasal bağlantılarını kullandı. Ve bu işten 12 milyon dolar kazandı.

Eski savunma bakanının bu olağanüstü başarısı(?) onu Sears ve Kellog's gibi firmaların yönetim kuruluna getirdi. Bu arada Rumsfeld'in uçaklar üzerine de büyük yeteneği olduğunu keşfeden uçak üreticisi Gulfstream onu yönetim kuruluna getirdi. Aynı anda ASEA Brown Bovari'Ninde yönetim kurulu üyesi olarak yıllık 190 bin dolar alıyordu. Bu şirket 2000 yılında Kuzey Kore'ye nükleer reaktör satmıştı ve Rumsfeld skandal ortaya çıktığında bu satışı bir türlü hatırlayamadı.

Ancak Rumsfeld'i felaket kapitalizminin sıkı bir oyuncusu yapan biyoteknoloji şirketi Gilead Sciences'ın yönetim kurulu başkanı olduğu 1997 idi. BU şirket çok sayıda grip hastalığının yanında Kuş Gribi tedavisinde kullanılan Tamiflu'Nun ve Bazı önemli HIV (AIDS) ilaçlarının patentini de almıştı. Kuş gribi salgını başladığında hükumet milyarlarca dolarlık ilaç satın almıştı. Bu Gilead Sciences'a yüz milyonlarca dolar getirmişti. Şirket geleceği görerek kazancının önemli bir bölümünü piyasaya girecek daha ucuz ilaçların dağıtımını engellemek için harcama kararı aldı.

Rumsfeld'in şirketleri ve yönetiminde olduğu birçok şirket, o Savunma Bakanı olduğunda gündeme geldi. Ondan bu görevlerini terk etmesi ya da dondurması istendi. O kendisine 6-7 ay süre verilmesini ve bu konuları halledeceğini söyledi. Bir şey hariç "Tamiflu" . Bu grip ilacındaki hisseleri konusunda hiç bir şeye yanaşmadı.

Sonradan Çok büyük bir BALON olduğu ortaya çıkan Kuş gribi salgınında 1,4 USd den aldığı hisseler 81 USD çıktı. Bir seferde eline geçen 50 milyon dolardan fazlaydı.

Bu felaket senaryosundan/ Kapitalizminden sadece bir tek Chicago Boysa kalan rakamdı. (Naomi Klein, Şok Doktrini'nden delenmiştir)

Tamiflu son derece tartışmalı bir ilaçtır. İlacı kullananlardan zihinlerinin karıştığı, paranoyak eğilimler gösterdikleri, hayal dünyasına daldıkları, intihar eğilimine girdikleri konusunda bir çok vaka vardır. Kasım 2005-Kasım 2006 yılları arasında dünya çapında Tamiflu ile bağlantılı 25 ölüm vakası gerçekleşmiştir. İlaç ABD 'de "kendine zarar verme ve zihin karşıklığına sebep olma özelliğine sahiptir" uyarısı ile satılmaktadır. (Şok Doktrini, s:405)

IRAK- 1 .... Ahhh, güzel BAĞDAT

Egemenler sıradaki ülkenin hangisi olduğunu tartışıyorlardı.

Şok Doktrinin babası Thomas Friedman Arap dünyasının tamamen feth edilemeyeceğinin bunun yerine bir dizi demokratik/neo-liberal dalga başlatacak bir Tsunami'ye ihtiyaç olduğunu söylüyordu.

Yapay Tsunami için adaylar İran, Irak, Mısır ve Suriye idi. İran ve Mısır fazla zahmetli bulundu. Suriye ise fazla fakir. Irak hem savaşlarla yıpranmış, hem BM yaptırımları ile ekonomisi çökertilmiş, hem de lideri yıpranmış bir ülkeydi. Üstelik çoook zengin petrol kuyuları vardı. Irak'a verilecek ders, Sınırlarını Chicago Boys'a açmayan diğer Arap devletlerince de alınacaktı.

Saddam, ABD'nin güvenliğine bir tehdit oluşturmuyordu. Ama ABD'li şirketler için bir tehditti. Çünkü ABD'li ve İngiliz firmaları bırakıp bir Rus Petrol devi ile anlaşmalar imzalamıştı.

Bir tek günde 380'den fazla füze, uçaklardan bırakılan 30.000 den fazla bomba ve 20 bin hassas güdümlü füze Bağdat'ı dövdükçe dövdü. ŞOK ve DEHŞET ile toplumun iradesi, teslim alınmaya çalışılıyordu.

Irak'ın eğitim politikası kendisine emanet edilen John Agresto, okulların yağmaladığı haberini aldığında olayı, "BU Irak'ın eğitim sisteminin sıfırdan başlanarak yenilenmesi için fırsattır" diye değerlendiriyordu. Halbuki Agresto'nun beğenmediği o sistemle Irak, okur yazar oranını %89'a çıkarmıştı. Oysa Agresto'nun geldiği New Mexico'da nüfusun %46'sı işlevsel olarak cahildi ve %20'si bir fatura üzerindeki rakamları toplayabilmek için gerekli aritmetik bilgisine sahip değildi.

Şok Doktrinin babası Thomas Friedman Irak'taki uygulamalara gelen eleştirilere "Biz Irak'ta bir ulus inşa etmekle uğraşmıyoruz, Bir ulus YARATMAkla uğraşıyoruz" diye cevap verdi. Ve ilk anda 500.000 Iraklı işten çıkarıldı. Irak ekonomisini ayakta tutan tamamı devlet teşekkülü 200 firma kapatıldı. Açılan hiç bir ciddi ihaleyi Iraklılar alamadı. İşsizlik oranı %65'e çıktı. İthalat ürünlerine gümrükler, yabancıya yerli ortak mecburiyeti, içeride kazanılan paranın yurt dışına çıkarılması önündeki engeller tamamen kalktı. Tam bir bırakınız yapsınlar liberalizm devreye girdi.

Amerikalıların kontrolündeki cezaevlerine 61.500 Iraklı hapsedildi. Erkeklerin başlarına ilk andan itibaren çuval geçiriliyordu. İspatlanmış işkence yöntemleri; dondurucu soğuklukta su, elektrik ŞOK verme, Alman K9 köpeklerini saldırtmak, kaba dayak, ailesinin ya da arkadaşlarının önünde çıplak gezdirilmek, 70'e 70 cm hücrelere kapatılıp çok yüksek volümde heavy Metal müzik dinletmek gibi yöntemlerdi.

Tutukluların %70-90'ı fazlası "yanlışlıkla" tutuklanma gerekçesi ile serbest bırakıldı.

Şili'den ve Salvador'dan Pinochet döneminde eğitilmiş ölüm mangaları kiralanarak ülkeye getirildi. ABD'li askerlerin yeterince acımasız olamadıkları düşünülmüştü.Ölüm mangaları, elleri kolları kelepçeli genellikle kafaları tek kurşunla ya da elektrikli matkapla delinip yol kenarına atılmış cesetlerle imza atmayı seviyordu.

2005 yılında bizzat İçişleri Bakanlığının bodrumunda gizlenmiş, bazılarının kafa derileri yüzülmüş, kafalarında matkap delikleri açılmış, el ayak tırnakları sökülmüş, 173 tane canlı mahkum bulunmuştu.

ABD işgalci birliklerinin kontrolündeki alanda sadece 1 yılda 300 den fazla Üniversite Bölüm başkanı, 2 bin hekim öldürülmüştü. 12 bin civarı hekim de öldürülmemek için ülkeden kaçmak zorunda kalmıştı. Sokaktan kaçırılan insan sayısı 20.000'in üzerindeydi.

Emekli ABD subayı RAlph Peters 655.000 insanın ölümü ile sonuçlanan bu operasyonun ardından 2006 yılında USA Today'de şöyle yazıyordu "Iraklılara, hukukun egemen olduğu bir ülke yaratabilmeleri için eşsiz bir fırsat verdik ama onlar nefreti, dinsel şiddeti, etnik bağnazlığı ve bir yozlaşma kültürünü tercih ettiler."

Eski ABD içişleri Bakanı Richard Armitage Irak'ta ters giden şeyin "Koalisyonun savaş sürerken fazlası ile insani bir yöntem" belirlemesi olduğunu söylemişti ...Almanya'da ve Japonya'da halk bitip tükenmiş ve derin bir şoka uğramıştı. Bugün ABD, Irak'ta şoka uğramamış ve korkuya kapılmamış bir IRAK halkı ile karşı karşıyadır." diyordu.

Irakta yapılan özel bağlantıları olan özel şirketlerin, ABD'den Irak'a yatırım Fonları çıkartıp hem Irak'ın servetlerini hem ABD'den oraya yollanan yardımları çantalara doldurup ABD'ye geri taşımaya yarayan bir sistemin kurulmasıydı. Naomi Klein'ın Şok Doktrini'nden derlenmiştir.

“Onların her şeyini tahrip ettik. Felsefeleri, dinleri mahvoldu. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. Anarşi ve intihar için olgun hale geldiler.” Fransız oryantalist Louis Massignon

Iraklı tutsakları çökertmenin ilk aşaması, onları, çırıl çıplak soymak ve direnmek için güç alabilecekleri her şeyden yoksun bırakmaktı. Genelde Kur'an ya da kutsal sayılan bir şeyin fotoğrafı gibi tutsakların kıymet verdiği nesnelere saygısızca davranmak da bu işin bir parçasıydı. Iraklılar, bu yok edilme sürecini, en önemli kurumlarının tahrip edilmesini, tarihlerinin kamyonlara doldurulup götürülmesini beraberce görerek yaşadılar. Bombalar Iraklıları fena halde perişan etmişti, ama ülkenin kalbine en önemli zararı veren, işgal kuvvetlerine mensup askerlerin başıboş bırakılması ve yağmalama olaylarıydı. Bununla verilmek istenen mesaj "Siz hiç bir şey değilsiniz, Biz ne istersek o'sunuz" mesajı idi. (Naomi Klein, Şok Doktrini, s:472)

ŞOK doktrini, Korku ve dehşet ile şuursuzlaştırma, hafızayı silme, direnebilme gücünü yok etme ve tam teslimiyet programı devrede idi.

Irak, nükleer bomba dışında her türlü Şok silahına hedef oldu ancak bu ülkeye hiç bir şey boyun eğdiremiyordu. Deney açık şekilde başarısızlığa uğramıştı. (Naomi Klein, Şok Doktrini, s:528)

Kitabı okuyunca Irak Savaşına bakışım alt üst oldu. IRAKlıların önünde büyük bir saygı ve hürmetle eğiliyorum. Çok büyük sıkıntılar çekip çok büyük işler yapmışlar.

Biz İNGİLİZlerin kontrolünde süzülen MEDYA haberleri ile kandırılmışız.

ŞOK Terapi

Değerlendirme

Naomi Klein, "Şok Doktrini" eserinde Kapitalizmin gücünü ve servetini "üreterek", "serbest rekabet" ile biriktirdiği yalanının üzerindeki örtüyü kaldırıyor. Batıda biriken servetin kaynağının emek ya da ticaret değil, 400 yıl süren yağmacılığın daha sofistike yöntemler geliştirilerek devam ettirilmesi olduğunu iddia ediyor. Geçmişte olduğu gibi bugün de Güney Amerika'nın, Asya'nın, Afrika'nın servetlerinin dökülen kan, baskı, şiddet, talan, soygun ve yerli ulusların yoksullaşması karşılığında Batıya aktarılması süreçlerini inceliyor.

Buna "Felaket Kapitalizmi" diyor, Felaket Kapitalizmi, toplumların "Korku Şokuna"a sokularak tepki veremez, hafızaları silinerek; değerlerine, mülklerine, haklarına sahip çıkmaz hale getirilmeleridir diyor.

Bunun kod adı "Şok Doktrini", ideoloğu Milton Friedman, üretim yeri Chicago Üniversitesi ve militanlarına Chicago Boys deniliyor. İçlerinde ABD'nin Başkanlarından, IMF başkanlarına kadar bir çok, çok üst rütbelinin bulunduğu, perde arkasında küresel şirketlerin yönetmenlik yaptığı, bir haydutlar şebekesi. ABD'nin devasa gücünü arkalarına alarak bazen suni felaketlerle bazen gerçek felaketleri fırsat bilerek toplumları "korku Şok"una sokarak ülkelere çöküyorlar. Güney Afrika, Polonya, Çin, Rusya gibi insanların bedeller ödeyerek hürriyet için çıktıkları yolda liderlerinin tuzaklara çekilmesinin, esir alınmasının, kendi toplumlarına karşı kullanılmasının; Şili, Uruguay, Arjantin, Irak gibi ülkelerin işkence hanelere dönüştürülmesinin; Filipinler, Malezya, Tayvan, Kore gibi ülkelerin çok büyük suni parasal kasırgalar ile talan edilmesinin hikayesi bu.

Kitapta, sömürüyü değiştirmemek için her şeyin değiştirilmesi, sömürüye ve küresel haydutluğa gelecek tepkilerin her coğrafyada özgürlük ve hürriyet ortamı kaldırılarak büyük bir şiddet ve kaos var edilerek bastırılması anlatılıyor. Şiddet ve zulmün "soygunu" gizleme yöntemi olarak kullanılmasının detaylarına ışık tutuluyor. Chicago Boys ekibinin ülkeleri borçlandırarak, madencilik, telefon, elektrik, su, gaz gibi asla zarar etmeyecek her dönem kıymetli olan varlıklara hatta bu ülkelere yapılan yardımlara el koymasının, bankaların boşaltılmasının, fakirlere yapılan sübvansiyonların ve iş kaynaklarının kaldırılarak insanları açlığa mahkum etmesinin -ABD dahil- ayrıntıları veriliyor.

 700 sayfayı bulan hacmine rağmen okuması kolay bir eser. Tavsiye ederim. https://www.facebook.com/search/top/?q=ahmet%20hakan%20cakici

Umarım toplumlarımız, küresel haydut projelerde; bankanın, özelleştirmenin, uluslararası sözleşmelerin ve kurumların ve onların politikalarının, bizleri hangi projelerinde kullandıklarının farkına varır. Ve umarım, fert olarak alacağımız en küçük bir tavrın ve konumun, küresel kolonyalist sisteme ne derece ağır bir darbe olduğunu ve medyanın yanıltma ve oyunlarının bizleri nasıl kör edebildiğinin/ettiğinin biraz daha farkına varırız.

Rabbim, toplumlarımıza ve tüm mazlum coğrafyalara; yabancı ve yerel/dini görünümlü küresel sistemin tüm aygıt ve aşamalarına karşı basiretli bir karşı duruş sergilemeyi nasip etsin.

Bu vesileyle Ramazan Bayramınızı kutlar, mazlum milletlere hayırlar getirmesini dilerim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.