Bu hafta şahsiyetli duruş ve dava adamı olma bağlamında iki önemli şahsiyeti –özellikle gençlerimizin dikkatine sunmak için- gündeme getireceğim.

Birisi, şehadet yıl dönümü dolayısıyla gündeme çeşitli şekillerde gündeme gelen Şehid Seyyid Kutup. Diğeri ise vefat eden Şule Yüksel Şenler.

Gençlerimize, sağlıklı bir bakış açısı, öz değerlerimize bağlılık, adam gibi adam olmanın kriterlerini hatırlatmak, onların dikkatini bu yöne çekmek önemli bir iştir. Entelektüel, aydın adamların bile sağa sola savrulduğu bu çağda, dinin ne olduğunu, değerlerimizin ne olduğunu/kaynağının ne olduğunu, yaşananların İslam olmadığını adam gibi anlatmak farz-ı ayn olmuş durumda.

Dik duruşun, Allahtan gayrısına boyu eğmemenin, hakkını aramanın, delikanlılığın ne olduğunu anlatmalıyız.

Geçmiştekilerin nasıl idam sehpalarına yürüdüğünü anlatmamız lazım. Kırıp dökmeden inisiyatif almanın yollarını göstermemiz lazım.

Dünyadaki sistemin mahiyetine ve faaliyetlerine dikkatlerini çekmemiz lazım.

Küresel Kapitalist, Emperyalist sistemin; her insanın zihnine, düşünme ve davranış şekillerine, yaşam tarzına, sabitlerine, değerlerine, ahlakına, üretim ve tüketim davranışlarına nasıl etkide bulunduğuna dikkatlerini çekmemiz lazım.

İslam'ın nurunun söndürülemeyeceğine, İslam'ın, elimizde ki en büyük nimet olduğuna; tüm imkanlar, teknolojik ve finansal imkanlarına rağmen; İslam' ın çağa meydan okuduğuna, meydan okuma potansiyeli barındırdığına dikkat çekmemiz lazım. İslam'ın ölmediğini, ölmeyeceğini, teslim olmayacağını, sahibinin Allah olduğunu ilan etmemiz lazım.

İnsan ve doğayla en uyumlu, en uygun, en adaletli sistemim İslam olduğuna, bunun önlenemeyeceğine, İslam' ın bütün iyi, güzel, doğru değerleri bağrında barındırdığı mükemmel bir sistem olduğunu dikkatlere sunmamız lazım.

Elbette ilk tavsiyemiz ona buna bakmadan Kurana bakmalarıdır. Kuran’ın ruhunu keşfetmelerinin; aynı zamanda kendilerini de keşfetme sayılacağını hatırlatmamız lazım…

Şule Yüksel Şenler

Bir çokları gibi, gençken onun, Huzur Sokağı adlı romanını okumuş ve etkilenmiştim. Her tarafın karartıldığı ve İslam’ı bilmeden ama bildiğimiz zannıyla, onu yok sayıp yaşayanları, İslam’la heyecanlandırmak, ağır bir uykudan uyandırmak ve harekete geçirmek bu tarz kitaplarla gerçekleştiriliyordu o zamanlar. Hasan Elbenna, Seyyid Kutup gibi kişilerin kitaplarını okuyunca; haa demek ki İslam’ın böyle bir kuşatıcılığı var veya demek ki; İslam, bu bu bu değilmiş demişlerdi bir çok kişi…

Bu gün İslam’a en büyük zarar, İslam/Müslüman olarak bildiklerimizden gelmektedir. Bizim sorunumuz gayri müslimler değil; müslimlerdir, “İslam” dır. Öyle sahte bir islam örtüsüyle örtülmüş ki gözlerimiz; ne içte ne dışta, en gavur/kötü uygulamalara karşı öğrenilmiş bir çaresizlik içine atıldığımızı bile fark etmiyoruz.

Huzur Sokağı, bu günün gençliğini nasıl etkiler bilmiyorum ama Şule Abla’nın Cumhurbaşkanlığı affını kabullenmeyerek, hapis yatmayı tercih etmesi gibi dik duruşu, saygıyı hak eden bir eylemdir. İslam, bu tür değerlerin içindedir.

Bu günün, dışarı salınarak tutsaklaştırılmış, erkekleştirilmiş kadınlarına, sunulabilecek bir modeldir Şule Hanım. Hanım kardeşlerin, onun mücadeleci ve dik duruşunu, kadın, anne, eş olarak hayatının zorlu dönemlerinde bile mücadeleci ruhuyla nasıl direndiğini dikkate almalarını anlamaya çalışmalarını öneririm. Rabbim, ruhunu şad etsin.

Seyyid Kutup

Çok anltılıyor ama anlaşılıyor mu?

İhvan Aurasının yayıldığı bir dönemde yaşadı. Bazı keskin yaklaşımlarının tekfircilik olarak lanse edilmeye çalışılmasının kasıtlı olduğunu düşünüyorum. Onun tefsiri elbette ki özgürlükçü ve orijinal idi. O, Yoldaki İşaretler’ e işaret etmişti esas. Onun gösterdiği işaretler, temel ilkeler, bu kitapta özetlenmişti.

Seyyid Kutup, batıdan nefret ederdi; özellikle Amerika’ dan.

“…Seyyid Kutub'un çizgisini ve İslami hassasiyetini anlamak için iki önemli anekdot, bizim için önemli işaretler barındırmaktadır. Böylece hem İhvan' ın bugünkü durumu ve İslami mücadelenin durumunu ve hem de Seyyid' in durduğu yeri daha iyi tahlil edebiliriz.

Bunlardan biri Seyyid' in Batı, Küresel Emperyalizm' in önemli temsilcisi Amerika için söylediği meşhur sözdür:

“Batılılardan nefret ediyorum, Amerika’dan nefret ediyorum; ama daha çok Amerika’nın vicdanına sığınan müslümanlardan nefret ediyorum.”

Diğeri ise idama giderken müftü ile yaşanan diyalogudur:

“Seyyid Kutup idam sehpasına götürülürken, Ezher müftüsü de kelime-i şehadet getirmesi için yanında gelir ve ölmeden önce kelime-i Şehadet getirmesini ister. Seyyid Kutub şu cevabı verir:

Sen bu komediyi tamamlayan son figür müsün? Sen o dediğin kelime ile ekmek yiyorsun, o kelimeyi söylediğin için Ezher'de sana maaş veriyorlar. Bense o kelime için ipe çekiliyorum...”

Bugün Gazze’de, Yemen’de, Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de ve kuşatılmaya çalışılan tüm mazlum coğrafyalarda, fiziki, askeri, ekonomik vs orantısızlıklara rağmen, teslim olmama, direnme azmi varsa; bunda, Seyyid gibi, bizden öncekilerin adanmışlığı ve örnekliğinin, güçlü iman ve iradelerinin, bizleri aydınlatmalarının büyük izlerini görmekteyiz.

Ruhu şad olsun.”

https://www.gazeteipekyol.com/seyyid-kutub-u-anlamak-makale,12695.html

“İşte o şeytan ancak kendi dostlarını korkutur, inanmışsanız onlardan korkmayın, Benden korkun.”3/175

Rabbim, bizleri, Ondan korkanlardan eylesin.

Selam ve dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6