Öne Çıkanlar antibiyotikdirenci imam meclis başkan vekili 1 tepkilere cevap verdi

BIR TOPLUMUN İNTİHARI

Halil YAKUT

yakut_halil@hotmail.com

 

Ulusun egemenliğinin yarı gölge olarak durduğu cumhuriyetli yönetim şeklimizde, çocukların bayramının artık ne çocukları ne de onların bayramını melûl melûl temaşa eden bizleri  neşelendirdiğine tanık oluyoruz.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.

 Her 23 Nisanın bir sonraki 23 Nisana neşe ile emanet ettiği çocukları ve onların öğretmenlerini, “yeni nesil ve eser” denkleminde çözümlersek eğitim ve öğretimin çok da neşelendirici olmadığını bilmek için dahi olmaya gerek yok. Eğitimin, resmi törenler eşliğinde neşe yitirici bir sisteme dönüştüğünü ve sistemin eseri olarak çocukların okullarda nasıl bir maarifetle yetiştiğini görmek pek de neşelendirmiyor insanı.

Gençlerin ve özellikle de çocukların kendilerine tevdi edildiği yeni neslin inşacıları yani eğitim sisteminin öğreticileri, pencerelerden kayan yıldızların, göklerdeki yıldızlardan daha kıymetli olduğunu kaybettiler okul müfredatları arasında.

Buradan hareketle henüz ilköğretim öğrencisi çocukların nasıl intihar kıvamına geldiğini ve ruhun psikolojik alt yapısında intihar olgusunun nasıl devleştiğini görmek elbetteki içler acısı bir durumdur.

Tek başına yaşayabilecek bir yaş haddinden yoksun, yaşam ile ölüm arasındaki çizgiyi belirleyemeyen çocukların intihar gibi ağır bir ölümü bilmesi kimin eseri acaba.

İşte Urfada 23 Nisan böyle taze bir ölümün eşliğinde kutlandı.

Pek de neşe ile dolmadık, özür dileriz.

Öğrencilerin birbirlerine Allah, Kitap, Ana-Baba gibi kutsal değerlerle küfrettiğini ve bunu duyan öğretmenlerin, idarecilerin hiç oralı olmadığını söyleyen ilköğretim öğrencisi bir kardeşimiz bizim bu duruma şaşırmamıza şaşkın kalıyor.

Olağan bir hal, yani sorun yok, eğitim berkemal.

Ağız dolusu isyanla, Tanrıyı küfre kurban götüren, şekilden ibaret nüfus çoğunluğu mevcut ve ayaklar altında sokaklara bırakılmış çocuk ve genç bir neslin tükenmesini sadece ah-vah ile seyrederek yaşıyoruz.

Biz ki doğan her çocuk için ağzımızın kıyısındaki ezber dualarımızı yapıştırırız anne babasına: “Allah analı babalı büyütsün”.

 Bu dua; çocuklarımızın, ahlak, iman, aile terbiyesiyle, toplum ile birlikte yaşayabilme yetisini kazandırarak, kendisini kontrol altına alabileceği yaşa kadar anne babasına “çocuğunu yetiştir, kabak yetiştirmiyorsun” uyarısıdır aslında.

Bizim memlekette herkes toplum mühendisi ve ahlak öğretmenidir.

Din; sadece kültür ve ahlak bilgisi olarak öğretilen bir ders olduğu için çocuklarımızın yaşam alanından uzak, teorik hükümler olarak havada kalmakta ve pratik alanda uygulanabilir bir içerikten yoksun bırakılmaktadır.

Kaç gün önce henüz ilköğretim öğrencisi bir çocuğumuzun kendisiyle alay edilmesi sonucu intihar ettiğini gazetelerden öğrenince kahırla anladım.

            Anladım ki; aslında o güzel çocuğun şahsında bütün bir toplum, eğitim sistemi, öğretim camiası intihar etmiştir. Bu, bir toplumun, bir şehrin intiharıdır. Bu olay, eğitmen, ahlakı, ön kutsallığını, öğrenci olmanın itibarını, sorumluluk ve vicdan duygusunu kaybettiğimizin ve bu değerlerin artık hükümsüz olduğunun tescillenmesidir.

“Hayat önce sınavı yapıp tecrübeyi sonra kazandıran kötü bir öğretmendir” diye bir düşünürün sözlerini hatırlıyorum. Vicdanlarımızın iliklerine kadar kurutulduğu bu zamanda sınavlardan geçmiş ve tecrübe edinmiş olanların sadece seyirci kalması da tecrübeden yoksun bir eğitim çaylaklığının fotoğrafıdır.

Çarşı, pazar ve her sokak köşesinde, gençliğin gençlerin ellerinde nasıl heder olduğunu görenler ve bunun üzerine sadece durumu seyredip hiçbir önlem almayan büyüklerimiz, adamlıklarının ve olgunluklarının bir armuttan farklı olmadığını bilsinler artık.

Öngörüden uzak, olayların vuku bulmasından sonra sadece dar anlamda o olayla ilgili bir önlem almak, ahmaklıktır.

Her yönüyle, toplumun geneline yayılamayan önlemler, dar anlamda bir tedbire dönüşüyorsa ve bu tedbirler mutlak surette ölümlerden sonra düşünülmeye başlanıyorsa, bu tedbirler yöneticilerimizin düşünce alarmlarının ertelenerek öttüğünü göstermektedir. 

Düşünememelerinin nedeni kravatlarının boğazlarını sıkmasından olsa gerek.

Trafik ışıklarında selpak satmak için bekleşen çocuklar, her birisi bizden daha genç ve dinç olup dilenen henüz tüylü delikanlılar, şehrin göbeğinde koynuna sakladığı poşetten çektiği tinerle dolaşan kardeşlerim evet kardeşlerim hepsi bizim aybımızı pazara çıkarmaktadır aslında.

Şehrin koynunda ecel gibi akan kanala gidip son bir kez ölümle serinleyenleri seyreden şehrin azizleri, her yıl düzinelerce ölüm olduğu halde, tedbirlerini bir yıl sonraya ertelediklerini ve ölümü öncelediklerinin yetersizliğini mi tecrübe ediniyorlar.

Sigara alkol vb. kötü alışkanlıkların ilkokul (ilköğretim değil daha aşağı yaş gurubu) öğrencilerinin yaşına indiğini üzülerek görüyoruz.

Fiziksel-biyolojik olarak ergenliğe girmeden sevmeyi sevişmeyle karıştıran dejenere olmuş bir neslin bozulan kimyasının fotoğrafçılarıyız bizler.

Geçenlerde bir arkadaşım daha doğrusu bir ağabeyim, lise yıllarında bile (espriyle karışık) cinsiyet ayrımı yapamadığını, kız ve erkeklerin farklılıklarını, ergenliğini tamamladıktan sonra üniversite yıllarında öğrenebildiğini fakat bugünkü çocukların evet çocukların cinsel temalı konuşmalarını hayretle izlediğini söylemişti.

Bu, bir başıboşluğun veya toplumsal sorumlulukları yerine getiren mekanizmaların (aile, okul, çevre vb.) gerçekten artık değerlerini sıfırladıklarını mı gösteriyor acaba? Yoksa gerçekten çocuklarımızın artık bildiğimiz ergenliğe, erken temas ettiklerini mi gösteriyor?

Her halükarda yozlaşmanın iki ihtimalden birine kesinlik kazandırdığını görmekteyiz. Ya değerleri ifa eden mekanizmalar gerçekten yoktur, ya da o değerle beslenemeyen çocuklarımızda bir bozukluk vardır. Ben birinci ihtimalin kesinliğinden yana kanaatimi bildiririm.

Ne mi yapmalı?

Üniversitedeyken sosyolojinin; durumu tahlil ettiğini ve sonuç ve çözüm getirmekten yana bir bilim olmadığını öğrenmiştim. Toplumu gözlemlerken edindiğim bu bilgi ışığında sadece durumu tahlil etmekten yanayım.

Eğer, yönetimde vicdan ve sorumlulukla şehrin her tarafında dolaşan yöneticiler, okullarda bir psikolog, sınıfta bir öğretmen, ailede bir baba ve anne, toplumda bir birey hakkıyla varsa bu durumu tahlil edecek bir sosyoloji bilimine de gerek yok aslında. Eğer varsa?

Anladım ki cemiyet olarak kekemesi olan bir çocuk karşısında hepimiz kör, sağır ve dilsizmişiz.

            Anladım ki nush ile tekdir ile değil nusibet ile uslanıyoruz.

            Anladım ki ölümler görmemize ışık olmakta ve ölümlerle görebiliyoruz gerçekleri.    Anladım ki vicdanlar kanla besleniyor.

            Anladım ki nüfus olarak artan insan sayımız, insanlık nüfuzundan fukaralaşıyor.

            Anladım ki ölüm gerçekten çok sebepsiz olabiliyor.

            Anladım ki hepimiz vicdanen top atmışız.

            Anladım ki bir ölüm üzerine yazı yazmak rahatsız ediyor beni.

            Anladım ki anlamayana dom dom kurşunu az.

“Din (ceza) gününün sahibine” and olsun ki hepimiz sorumluyuz.

 

Anahtar Kelimeler:
1
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.