UA-89691712-1
Öne Çıkanlar DUYGUSAL sitaset 2.celp GİBİ protokol imzalandı

Coşkun: Düşünce mahkumları yeniden yargılanmalı

Dünyada inanan insanların yaşadığı zorlukları dile getiren Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) Şanlıurfa Şubesi Başkanı İbrahim Coşkun, insanları rengine, ırkına, maddi varlığına göre tasnife tabi tutmayan, insanlar arasına ayrımcılık tohumları ekmeyen İslam medeniyetinin getirdiği huzur ve kardeşlik ortamının batı medeniyetinin getiremediğini söyledi. Coşkun, “Batı medeniyetinin insan hakları standardı aynı zamanda bir çifte standart örneğinin tezahürüdür. Çünkü Batı dünyası, insan hakları havariliğini sadece kendi halkı için sergilemekte, Müslüman halklar söz konusu olunca kılını kıpırdamamayı vazife saymaktadır. Bugün dünyada en ucuz kanın Müslüman kanı olması bunun işaretidir. Batı’nın emperyalist yaklaşımları nedeniyle, Müslüman halklar arasına nifak tohumları atmasının doğal sonucu olarak ortaya çıkan trajedi, Birleşmiş Milletler ve insan hakları kuruluşlarının umurunda bile olmamaktadır. Dünyanın pek çok yerinde Müslüman halklar zulüm altında inlemekte; canı, malı, ırz-namusu ayaklar altına alınmakta, Batı kendi çıkarları için dünyayı adeta ateşe vermektedir. Geçmişte Bosna’da yaşanan vahşete seyirci kalınması; Batı’nın yüzkaralığı için yeter de artar bile. Bugün Suriye’deki katliamlar, Mısır’daki alçak darbe; Irak’ta, Filistin’de, Afganistan’da, Doğu Türkistan’da, Arakan’da ve halkı Müslüman ya da Müslüman halkların yaşadığı pek çok ülkede patlayan bombalar, Guantanamo gibi insan onurunun hiçe sayıldığı işkence merkezlerinin varlığı ve akan kanlar ‘İnsan Hakları’nın sadece lafının edildiği bir dünyayı resmetmektedir” diye konuştu.

 

İKİNCİ SINIF VATANDAŞ MUAMELESİ

“Türkiye’de batılılaşma süreciyle birlikte temel insan hakları bağlamında en büyük saldırının inanma ve inandığını yaşama hakkına yönelmesi, bu açıdan bakıldığında tesadüf değildir” diyen Coşkun,  batılılaşma süreciyle birlikte yaklaşık iki yüzyıldır inananların ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğün, negatif ayrımcılığa tabi tutulduğunu kaydetti.  Coşkun, “Bu hususta en büyük zulüm ise, inancı gereği başını örten kadınlara uygulanmıştır. Başörtülü kadınlar diğer temel haklarından yoksun bırakılmış, öğrenim görme ve çalışma hakları ellerinden alınmış, annesi ya da eşi başörtülü olan erkeklerin de çeşitli ayrımcılıklara tabi tutulmasıyla ayrımcılık, sembolleşen başörtüsü üzerinden hem kadına hem de erkeğe yapılagelmiştir. Eğitim-Bir-Sen, medeniyet köklerine sadık bir teşkilat olarak kendini “İnsan merkezli sendika” olarak takdim etmiş; onun için sadece çalışanların ve üyelerinin ‘sendika’ sözcüğünün kapsamı içerisindeki beklentilerini karşılamayı değil, beslendiği medeniyet değerlerinin bir gereği olarak, insanların inanma ve inandığını yaşama hakkının mücadelesini de başat konusu saymıştır” dedi.

 

İNSANI MERKEZE ALAN YAKLAŞIM

Barış süreciyle devletin artık insanı merkeze alan bir yaklaşımla hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Coşkun, “Ülkemizde kadınları kategorize eden anlayışların artık geride kalması, kadına yönelik şiddet ve ahlaki yozlaşmayı da içerisine alacak şekilde devam etmeli; toplum, geleceğe güvenle bakmalıdır. Çözüm süreci diye adlandırılan, ötekilerin berikileştirilmesi süreci, devletin milletinden milletin devletine geçişle taçlandırılmalı, insanı merkeze alan yaklaşımlar devletin mekanizmasının her tarafına sirayet etmeli ve bu ülkede bir daha ortaçağ karanlığını andıran darbe ortamlarının oluşmasına imkân verilmemelidir” diye kaydetti.

 

‘HAKLARI GASP EDİLENLERİN HAKLARI GERİ VERİLMELİ’

Antidemokratik uygulamalarda hakları gasp edilenlerin haklarının verilmesi ve kendilerinden helallik istenmesi gerektiğini belirten Coşkun sözlerini şöyle tamamladı: “İnandığı gibi yaşamak isteyen insanlara yönelik en ağır saldırıların gerçekleştirildiği, insan hakları ihlallerinin adeta zirveye çıktığı meşum 28 Şubat günleri dâhil, antidemokratik zeminlerde inancını yaşamasından dolayı hakları gasp edilenlerin haklarının bir kısmının verilip helallik istenmesi gibi bir durum söz konusudur. İnsanlarımız, başörtülü olmalarından ve inandığını yaşamalarından ötürü ne kaybetmişlerse, tamamının tazmin edilmesi ve devletçe özür dilenerek iadesinin yerine getirilmesi gerekmektedir. Hükümetin bu konuda attığı adımları önemsiyor ve mağduriyetlerin giderilmesi noktasında bunların devamını bekliyoruz.

 

Darbe dönemlerinin zifiri karanlığında derdest edilerek, adaletin omuzlardaki yıldızlarla ölçüldüğü ortamlarda, emir komuta zinciri altında yargılanan ve bugün hâlâ hapishanelerde çile dolduran, başta Salih Mirzabeyoğlu olmak üzere, adaletin tecellisi için bütün düşünce mahkûmlarının adil mahkemelerde yeniden yargılanmasını talep ediyoruz.” (İPEKYOL)

Anahtar Kelimeler:
1
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.