Gece uzun olmuştu, geçmek bilmemişti saatler, dakikalar ihanet etmişti. İlk kez yalnız kalıyordu ve ilk uzun ayrılığın ilk gecesiydi...

Güneşin doğmasına az kalmıştı. Ortalık epeyce ağarmış, perdesi çekilmiş pencereden ışık sızıyordu artık. Belirgin bir sessizlik hakimdi. Henüz, ne serçelerin tez canlı çığlığı, ne kumruların uzaktan birbirlerini selamlayan ötüşleri duyuluyordu. Gece boyu adeta seremoni gösterisi yapan çekirgeler de susmuştu. Genç kadın yüzünde tebessümle uzanmış, ilk pencereye bakmıştı. ‘Ne kadar huzurlu bir sabah’ diye geçirdi... Ufuğu izledi bir süre, koyu kızıl renkliydi. Güneş nerdeyse merhaba diyecekti her sabah olduğu gibi her şeye. Doğrulup oturdu, yatağının içinde bir süre, gür ve siyah saçları omzuna dökülmüş, kara gözleri ve kaşlarıyla muhteşem bir ahenk yakalamıştı.  Gerindi sonra esnedi. Omuzdan askılı gül kurusu geceliği dizlerine kadardı, hayallerine engel olamıyordu. Esir edilmiş ruhunun özgürlüğü için çırpınırken, adeta yağmursuz toprak gibiydi. İklimin sıcağı boğuyordu, kadın kalktı, pencereye yöneldi, kollarını yana açtı, saçlarını bir baş hareketiyle geriye savurdu, ter içinde kalmıştı. Geceliğini çıkardı, bir fazlalıktan kurtulmuşçasına fırlattı... Yarı çıplaktı şimdi..!

‘Çok mu güzelim ne’ dedi içinden , gülümsedi, sağ duvarda asılı aynada bir süre yüzünü seyretti... Evet, gerçekten çok güzel bir kadındı, özlem ve arzu doluydu. İki eliyle uzun saçlarını geriye attı. Duvara sırtını dayayıp pencereden dışarıyı izlemeye koyuldu. Uzun uzun nefes aldı. Duvardaki askıdan yazmasını aldı eline, dilinde sevdiği bir türkünün kırık dökük mısraları. Kadın usulca gözlerini kapattı, her zaman yaptığı gibi hayal kurmaya başladı. Hayal dünyasında özgürce orman yolunda koşuyor, koştukça yanağı al al oluyordu, hiç açmadığı saçlarını rüzgarın eline verip savuruyordu. Güneş epeyce tepeye inmişti, Kadın odada  düzensiz adımlarına devam etti. Saatine baktı, mutfağa yöneldi, buzdolabını açtı, sağ ayağıyla kapıyı tutu, bir şeyler atıştırdı,  bir bardak suyunu alıp odasına döndü. Gidip pencerenin pervazının yanında duran, sallanan ahşap sandalyesine oturup dışarıyı seyre daldı. Yapayalnızdı, oysa gün daha yeni başlıyordu. Nasıl geçecekti saatler, gece nasıl olacaktı. Yatağına uzandı. Yüzükoyun döndü sarıldı yastığa. Zaman zaman yastığı öptü, zaman zaman yastıktan taştı saçları. Yastığa düşen bir baş sağa sola amaçsızca dönüp durdu. Sağ yüzünü yapıştırdı, gözlerini kapatıp her zaman olduğu gibi hayal dünyasına doğru yola çıktı...

Uzun süre ne başını kaldırdı ne gözünü açtı. Sevdiği yanında olmasa bile hayalini kurmak, yastığa sinmiş kokusunu içine çekmek onu çok mutlu ediyordu...’Dayanamam hasretine, tez gelsen sevdiğim’ dedi kendinin duyacağı bir sesle... Tekrar pencereye baktı... Özlem ve arzu doluydu gözleri ve yüreği...!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.