On sene önce, çok sıcak bir ağustos günü annemle gelmiştim bu gözden uzak köye.

Çalıştığı inşaatın çökmesi sonucu enkazın altında kalarak can veren, annemin dayısı oğlunun hayatını yazmak istiyordum. Talihsiz ölümünü, gençliğini ve dillere dolanmış kara sevdasını. O zaman yazamadım.

          On senede nerdeyse her şey değişmişti bu köyde. O zaman geldiğimizde sokak başlarında kadınlar oturmuş o talihsiz olayı konuşuyorlardı. Keder dolu şikayetlerinde sesiz çığlıklar vardı. Ama artık uzaklarda ve de yakında inşaatlar görünmüyordu. Hepsi tamamlanmıştı. Tüm boşluklar dolmuştu. Köy, mezarlığı içine almıştı. Mezarlığın içinde bir kadının ağıdı duyuluyordu. Nasıl bir ağıttı bu böyle? İnsanın tüylerini diken diken eden, taşları bile çatlatan… Ölü canlar arasında yapayalnız yorgun düşmüş bedeniyle kendini paralayan bu kadın, hikayesini yazacağım Ferhat’ın annesiydi.

           Bu talihsiz olayda hayatını kaybeden kimisinin kocası, kimisinin oğlu ve kimisinin kardeşiydi. Sokağın başında oturan kadınlarla mezarlığa, ağıt yakan kadının yanına gittik. Mezarlıkta dertler, kederler, acılar ve karşılık bulamamış sevgiler etrafımda uçuşup durmuştu.

Ferhat’ın annesinin yanına yaklaştım ve elinde buruşturduğu ara ara çıkarıp öptüğü mektubu müsaade isteyerek aldım. Hayatını yazmama yardımcı olacak tüm kanıtlar bu mektuptaydı. Büyük bir itinayla mektubu açtım, buruşuk yerlerini düzelttim.  Mektubu kurşun kalemle yazmıştı. Bazı kelimeler, üzerine damlayan gözyaşlarıyla silinmişti.

          ‘’Sevda,

          Ben bu mektubu yazarken gecenin yarısı geçti gitti. Kaç gecedir uyumuyorum bende bilmiyorum, sanki gecenin bir yerinden çıkıp gelecekmiş gibisin. İnan ki her sesi sen sanıyorum. Bana hiç soru sorma, bunun hepsi seni canımdan çok sevdiğim için. Biliyor musun seni ne kadar çok sevdiğimi. Anlatacak kelime bulup cümle kuramıyorum. Nasıl oldu nasıl başladı bilmiyorum. Gece gündüz hayalini düşünüyorum ha! Geceleri rüyama gelmeni istiyorum, ama hiç gelmedin, seni hiç rüyamda görmedim. Sen…ben. Benim sevgim ve aşkım kadar büyüğünü ne duydum ne gördüm! Üstelik benim sevgim tertemiz…Çok özlüyorum bunu bil emi… Kavuşmak en büyük arzum. Yüzün hiç aklımdan çıkmıyor hele o gözlerin, o gülüşün… Keşke diyorum bir defa da olsa öpseydim. Ama olsun hayalin var şimdilik. Umudu hep içimde yaşatıyorum. Sonra sana kavuşmak var belki…

        Belki de bu hasret hiç bitmeyecek ve biz belki de hiç kavuşmayacağız… Senin de beni benim kadar seviyor olman yetiyor be Sevdam. Bizimkisi ölümüne bir sevgi. İmkanları az ama sevdası, aşkı, sevgisi çok… Bu yaşadıklarımız bizim kaderimiz, kara yazımız. Aramızda çok engel var. Birini aşıyoruz biri başlıyor. Sen bir aşiret kızısın. Bense garip ve kimsesiz, üstelik yetimim. Annemle başımızı soktuğumuz bir göz odadan başka hiçbir malımız yok. Hiç kimse yakından ilgilenmez, koruyup kollamaz bizi.

          Beklemesi bile güzel insanın sevdiği insanı, o bile güzel hayaller kurmasına sebep olur Sevda… Kokun geliyor adeta rüzgar senin tarafından esince. Her yan dudakların ve yanaklarının rengine dönüşüyor biliyor musun?… Sonra sesler geliyor kulaklarıma, aslında kuşlar ötüyor ama sanki sen sesleniyorsun. Bunları yazarken seni nasıl özlüyorum, nasıl hayaller kuruyorum bir bilsen.

          Geçen sizin oradan geçiyordum, kapınız açıktı, etrafa baktım kimseler yoktu, uzakta bir iki çocuk oyun oynuyordu. Sessizliği onların cılız, çocuksu sesleri bozuyordu. Kapınıza kadar geldim, içeriden bir türkü duyuluyordu’’İkimiz bir fidanın güller açan dalıyız’’. Çok severim. Çıkmanı bekledim çıkmadın. O an içeri girmek istedim biliyordum ki sen içerdeydin. Girip sana doya doya sarılarak öpmek istedim. Ama giremedim, bir gören olur da sana zarar gelir diye giremedim. Sesini duydum, kokunu hissettim çok güzeldi, çiçeklerin hepsi sendin sanki…

          Kaç zamandır, içimde tuhaf bir his var. Sanki ebediyen senden ayrılacağım gibi, hani sende duymuşsundur, insan ölümünden önce öleceğini biliyormuş gibi

davranır. Saçmaladığımın farkındayım ama ne yapayım içimden geçeni yazıyorum. Hem senden başka kimim var ki.

          Çalıştığımız inşaatın bitmesine az kaldı. Belki daha uzaklara gideriz. Ben gurbette sensiz nasıl dayanırım bilmiyorum. Bari burada fırsat buldukça, kapınızın eşiğine kadar gelir seni uzaktan da olsa görürdüm. Olsun be Sevdam, ben gurbette de seni düşünür, hayalinle avunurum. Biliyor musun Sevda, sana yazdığım bu mektubu postaya isimsiz vermeyi düşündüm ama senin zarar göreceğin geldi aklıma, onun için senin en yakın arkadaşın olan Fatma’nın eşine vereceğim, ona güveniyorum. Onun da bende kaç sırı var. Ona güvenebilirsin. Sen de bir şey göndermek istersen ona ver getirir o. Çok sağlamdır. Söylemek istediklerini de söyle.

          Hakkını helal et. Seni canından çok seven ve özleyen, isteyen FERHAT.’’

                                                                                                    

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6