İslam’ın yasaklarında açık kapı ve boşluk bırakmayan bir uslup ve belağat vardır. Bir şeyin bütününü yasaklamak istediğinde en küçük cüzünü belirterek yasağı en küçük parçasından başlatır. Bu teknik en amî kimselerin bile yasağın keskinliğini anlamasına yöneliktir. Açık bir kapı bırakmaz. Oysa insanların düzenledikleri yasaklarda boşluklardan istifade edenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Sözgelimi Türkçede de bir dokunulmazlığı beliğ ve keskin bir tarzda ifade etmek için “kılına bile dokunma!” denir. Yani dokunulmayacak olan şahsın en küçük cüzü kılıdır, ona bile dokunulmayacak, o halde kılından büyük kısımlarına dokunmayı aklına bile getirme demektir.

Kur’an, ana-babaya saygısızlık yapmayı yasaklarken “onlara öf dahi deme!” şeklinde yine saygısızlığın en küçüğü olan “öf” sözünü belirtiyor. En küçük bir “öf” demek bile ilahi kelamda yasaklandığına göre, “öf”ten daha büyük olan saygısızlık akla bile gelmemeli demektir.

Bu tarz yasaklardan biri de Yahudilerle her türlü ilişkiyi kesmek, onlarla dostluğu engellemek konusunda hadislerin en küçük hususu yasaklaması şeklidir. Bütün hadis kaynaklarında yer alan “Bıyığı kısaltın, Yahudilere benzemeyin!”; “Beyaz saçları kırmızıya boyayın, Yahudilere benzemeyin”; “sarı renkli giysi giyinmeyin Yahudilere benzemeyin!” şeklindeki hadislerden Yahudi’yle özdeşleşen renkler ve kılık kıyafet tipi bulunduğu anlaşıldığı gibi, onlarla en küçük ilişki olan en basit benzerliğin bile kabul edilmediği anlaşılmaktadır. Bu tür kılık kıyafet benzerliği bile olmasın, onlardan tamamen ayrılın, şeklinde bir tavır ortaya koymaktadır. Ubade bin Samit’in rivayet ettiği ve Yahudilere benzememeyi emreden hadislerden biri de şudur: 

“Resûlullah (ASV) bir cenaze ile gittiği zaman; cenaze kabre indirilinceye kadar oturmazdı. Sonra bir Yahudi âlimi Ona uğrayıp: Yâ Muhammed! Biz de böyle yaparız, dedi. Bundan sonra Resûlullah (ASV) oturdu ve bize de: “Yahudilere muhalefet ediniz. (Oturunuz.)” buyurdu.” (İbn Mace, Cenaiz,35.)

Bilindiği gibi Peygamber (ASV) Medine’ye hicretinin ilk zamanlarında Yahudilerle anlaşma yoluna gitmiş, barıştan yana oldukları, huzursuzluk ve çatışma istemedikleri mesajını vermişti. Hatta Allah’ın emriyle kıble dahi Yahudilerin de kıble kabul ettikleri Mescid-i Aksa’ya dönüştürülmüş, Yahudilerin oruç tuttuğu Aşura gününde oruç tutulmuştu. Tüm bu iyi niyet ve jestlerin Yahudilerden karşılığı ise, Peygamber (ASV)’a suikast planları kurmak, kalleşlik, daha önce hiç anlaşamadıkları müşriklerle gizliden ittifak ve Müslümanları küçümsemek olmuştur. Bu nedenle Allah, Yahudilerle her türlü ilişiği kesmeyi emretti. Yahudiliğin tamamen neshedildiğini (hükmünün iptal edilerek geçersiz kılındığını) zihinlere yerleştirmek için en küçük kalıntısının dahi izlerini silmek gerekiyordu.

Ayrıca Kur’an’ın “Ensar” unvanıyla övdüğü Medine’li Müslümanlar daha önce Yahudilerle iç içe yaşadıklarından birçok geleneklerinden ve kültürlerinden etkilenmişlerdi. Yüce Allah peygamberi aracılığıyla, bu etkileşimi tamamen ortadan kaldırmak için onu hatırlatabilecek en küçük izlerinin bile silinmesini istiyordu. İşte bu izlerden biri de kıyafet benzerliğidir. Hadislerde geçen sarı renkli elbise yasağı ya da bıyığı kısaltma emri bu açıdan değerlendirilmelidir.

Şunu da ifade edeyim ki, şekil yönünden benzemek, ahlak yönünden benzemenin tetikleyicisidir. Diğer bir deyişle şekil benzerliği, ahlaki benzerliğin bir ön basamağı durumundadır. Kılık-kıyafet, ahlakın değişmesinde basite alınmayacak bir etkiye sahiptir. Çünkü insan fıtraten şekilden etkilenir. Kıyafetlerin, renklerin, dış görünüşün insan psikolojisi üzerinde etkisi büyüktür. Büyük bir âlimin ilim adamlığıyla özdeşleşmiş kılık kıyafeti saygıyı cezp ettiği halde, aynı zatın o kıyafetten arınmış hali saygıyı cezp etmez. Güzel dizayn edilmiş, güzelce süslenmiş bir sofradaki yemek lezzet ve iştahı arttırırken, dağınık, karışık bir sofradaki yemek olumsuz etki yapmaktadır.

Belli mesleklerle özdeşleşmiş kıyafetler zihinde o mesleği hatırlatır. Ona uyumsuzluk ise şaşkınlığa yol açar.

Günahın kendisi dışında o günaha götüren yolları ve araçları vardır. İslam literatüründe bunlara “devaî” (çağrıcılar) denir. İslamiyet yasakladığı bir günahın devailerini de yasaklar ki ona yol bulunmasın. İşte inanç, ahlak ve amel itibariyle kâfirlere benzemenin devaileri de kılık kıyafet benzerliğidir. Bu nedenle asıl tehlikenin önlenmesi için onun basamakları ve araçları da önlenmelidir. İslam’ın yaptığı da budur.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.