Öne Çıkanlar hürriyet ipekyol göbeklitepe YERELGAZETE Akademi

İl Kadın Platformu: “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmiyoruz”

Şanlıurfa İl Kadın Platformu, fesh edilen İstanbul Sözleşmesi ile ilgili olarak basın açıklaması düzenledi. Eğitim-Sen Şanlıurfa Şubesi’nde düzenlenen basın açıklamasını platform adına  Sema Köroğlu yaptı.

 

İl Kadın Platformu adına Sema Köroğlu yaptığı açıklama şu ifadeleri kullandı:

“Bugün, var olan siyasi iktidarın “temel hak ve özgürlüklere” saldırılarına karşı, anayasal ilkelere sahip çıkması gereken devletin tüm kurumsal yapıları tarafından Türkiye tarihine geçmiş kara bir gün olarak anılacak. 20 Mart 2021 tarihinde yayınlanan Cumhurbaşkanı kararı ile Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çıkış girişimine karşı kadınlar, kadın örgütleri, barolar ve siyasi partiler  olarak Danıştay’a iptal davaları açtık. Sokaklarda, alanlarda, sosyal medyada birleşerek, aynı söz ve yürekle itirazımızı haykırdık. İstanbul Sözleşmesinden çıkış kararını tanımadığımızı ve Sözleşmenin hukuken hala yürürlükte olduğunu ifade ettik. Gelinen noktada tüm hukuki başvurularımız cevapsız kalmış, Cumhurbaşkanlığı Danıştaya yaptığı savunmada, Sözleşmenin fesih kararının esasına dair tek bir açıklama yapmamış ve sadece usul açısından kararın meşru olduğunu savunmuştur. Yapılan bu savunma ile, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, Uluslararası Sözleşmeleri onaylama ve yetkide paralellik ilkesi gereği Sözleşmeleri fesih yetkisi yok sayılmıştır. Anayasanın kuvvetler ayrılığı  ve Hukuk Devleti ilkeleri tüm bu uygulamalarla çiğnenmiştir.”

 

 

“BU KARAR, BİZ KADINLAR AÇISINDAN YOK HÜKMÜNDEDİR”

Köroğlu, “Yapılan yüzlerce başvurudan tek biri,  Danıştay 10. Dairesi tarafından sonuçlandırılmış, 28.06.2021 günü yürütmenin durdurulması talebi oyçokluğu ile reddedilmiştir. Karar incelendiğinde, Anayasanın ve İdari yargılamanın temel ilkelerinin görmezden gelindiği açıkça ortadadır.  Bu kararla yasama yetkisi yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkileri gasp edilmiş ve karar tamamen siyasi iktidarın güdümünde verilmiştir. Karara karşı oy kullanan Danıştay 10. Dairesinin 2 üye Hakiminin yazdırdığı şerhte de Anayasa’ya aykırılık net bir şekilde ifade edilmiştir. “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, bilinen ismiyle İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyete dayandığını tespit eder.

Bu tespitten yola çıkarak Sözleşme; Kadına yönelik şiddeti bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılığın bir türü olarak tanımlar ve kadınlarla erkekler arasında eşitliğin gerçekleştirilmesini hedefler. Ev içinde, kamusal alanda, hastanede, işyerinde, okulda, karakolda, hapishanede ve yaşamın tüm alanlarında kadına karşı şiddeti yasaklar. Yalnızca barış dönemlerinde değil, silahlı çatışma dönemleri ve sonrasında devam eden şiddeti de yasaklar. Eşitsizlikle, ayrımcılıkla, cezasızlıkla, şiddeti üreten kültür ve geleneklerle mücadele etmeyi amaçlar. Dil, din, ırk, renk, yaş, mezhep, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, medeni durum, siyasi ve felsefi görüş, etnik köken, engellilik, vatandaşlık göçmenlik veya mültecilik vb. durumuna bakılmaksızın herkesin yaşam hakkının sağlanmasını hedefler.

Sözleşmenin ilk imzacısı olan ve bu durumu kendisine bir övünç kaynağı olarak gören Türkiye’nin, “ilk imzacı ülke” olmasına sebep olan koşullara bakmakta fayda görüyoruz.

İHAM’a taşınan başvuruya dair, 2009 yılında, Nahide Opuz davasında Türkiye aleyhine ihlal kararı verildi. Bahse konu ihlal kararı, daha önce verilmiş olanlara ek olarak, çok önemli bir fark içeriyordu. Bu ihlal kararıyla Mahkeme –her ne kadar 46. Madde kapsamında açıkça bir genel önlem içermese de- aile içi şiddet konusunda bir “yapısal sorun” tespitinde bulunmuştu.

Aradan geçen 10 yıla rağmen, Sözleşme hükümleri uygulanmadığı için şiddet hiç durmadı. Sözleşme hükümlerinin etkili biçimde uygulanması için çaba göstermesi gereken yöneticiler ise, bir gece yarısı kararnamesi ile Sözleşmeden çekildiklerini açıkladılar.

Bu karar, biz kadınlar açısından yok hükmündedir.

Çünkü bizler biliyoruz ki İstanbul Sözleşmesi uygulansaydı;

 Adına ister savaş ister çatışmalı dönem denilsin, bütün tarihsel süreçlerde olduğu gibi savaşlar kadın bedeni üzerinden yürütülmeyecek, kadınlar savaş ganimeti olarak görülmeyecek, ilk köle ilk esir edilenler olmayacaktı. Savaş, şiddet ortamını beslediği gibi mücadele alanlarını sıfıra indirmeyecekti,

 Kadınların kamusal alanda anadilde kamu hizmeti almaları sağlanacak ve Fatma Altınmakas katledilmeyecekti,

 Üniformalı veya üniformasız kamu görevlilerinin ürettiği şiddet ve faili oldukları cinayetler yaşanmayacak, hiçbir erkek, Devlet üniformasından veya kamu görevlisi kimliğinden aldığı güçle cezasızlık zırhına bürünerek kadınlara karşı her türden suçu işleyemeyecek ve İpek Er hayatta olacaktı,

 Pandemi döneminde kadınlar korumasız kalmayacak, ev içleri şiddet ve katliam yuvalarına dönüşmeyecekti,

Kadın kırımının ilk adımı olan çocuk istismarı “erken yaşta evlilikler” kisvesi altında aklanmaya çalışılmayacaktı,

Kutsal görülen aile, kadınlar için şiddet çemberine dönüşmeyecek, aile meclisi kararıyla yüzlerce kadın öldürülmeyecekti,

Yerinden edilmiş kadınlar sığındıkları ülkelerde fuhuşa sürüklenmeyecek, kamplarda cinsel saldırıya uğramayacak, köle gibi pazarlarda satılmayacak, değil kimliği sayısı dahi bilinmeyen binlerce kadın erkek şiddetine maruz kalmayacak, faili meçhul biçimde kimsesizler mezarlığına gömülmeyecekti,

Hiçbir kadın ve çocuk intihar süsü verilerek katledilmeyecekti,

 İstanbul Sözleşmesinde, Nahide’nin, annesi Mürteha’nın ve katledilen bütün kadınların mücadelesi var. Bu Sözleşmede, hayatta kalmak için mücadele veren her kadının emeği, sokaklarda haykıran her kadının alın teri var. Bu yüzden kadınlar olarak bir gecede bir kişi ile aldığınız “çekilme” kararınızı tanımıyor” ifadelerini kullandı.

 

BİHA

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.