'YÖK yerine daha esnek bir yapı istiyoruz'

Röp: Hüseyin ÖZKAN-İPEKYOL Türkiye’deki üniversitelerdeki sendikal faaliyetler son yıllarda az da olsa bir ivme kazanmış bulunuyor. Hem akademik pers...

Röp: Hüseyin ÖZKAN-İPEKYOL

Türkiye’deki üniversitelerdeki sendikal faaliyetler son yıllarda az da olsa bir ivme kazanmış bulunuyor. Hem akademik personelin hem de idari personelin karşılaştığı sorunlar sendika aracılığıyla daha hızlı bir şekilde çözüme kavuşuyor. Yaklaşık 3 yıl önce Memur-Sen bünyesinde kurulan Eğitim Bir Sen 2 Nolu Şanlıurfa Şubesi de bu sorunların çözüme kavuşması için ön ayak oluyor. Eğitim Bir Sen 2 Nolu Şanlıurfa Şubesi Başkanlığını yürüten Öğr. Gör. Mustafa Sami Çetin’le sendika olarak yürüttükleri faaliyetleri, ne gibi sorunlara çözüm aradıklarını, şu ana kadar ne gibi kazanımlar elde ettiklerini, YÖK yasasını ve şu anda gündemde olan anayasa değişiklik paketini konuştuk.

Mustafa Sami Çetin kimdir diye başlarsak…

Gaziantep Islahiye’de doğdum, ilkokul-ortaokulu orada okudum. Ardından Çukurova üniversitesi eğitim fakültesini bitirdim. Öğrencilik yıllarımız 80 İhtilalinin başladığı döneme denk geldi. Daha sonra okul bittikten sonra Tunceli’de öğretmenlik yapmaya başladım ‘’ ilk görev yerim’’. Sonra Bursa’ya atandım. Orada öğretmenlik yaparken yeniden üniversite okuma aşkı başladı. O sebeple gazi üniversitesi eğitim yönetimi, denetimi, teftişive planlaması bölümüne başladım. Ankara macerası sonrası Siirt’e atandım müfettiş olarak orada kaldım 92-93 yıllarında.Ondan sonra üniversite macerası başladı ‘’ Sütçü İmam Üniversitesi’’ Rektör danışmanlığı ve öğretim görevlisi olarak ikibuçuk yıl orada kaldıktan sonra yaklaşık 1995 Ağustosundan bu yana Şanlıurfa’dayım ‘’Harran Üniversitesi’nde’’ Tabi aradaki17 aylık bir boşluğu saymaz isek…

28 Şubat süreciyle ilgili miydi?

28 Şubat sürecinde kızlara ceza vermediğimiz için biz ceza aldık. Verilen soruşturmalarda ceza önerisinde bulunmamız istendi ki mevzuatta da öyle bir suç ve ceza yok. Kanunsuz suç olmayacağına göre ceza verilmesine de gerek yoktu ama o süreci yaşayanlar bilir hukuk ayaklar altında sadece yukardan alınan emir ve talimatlar uygulanıyordu. Ve biz, bize verilen onlarca dosyada kızlarımıza ceza önerisinde bulunmadık ki ben sadece başörtüsü de değil, üniversiteye gelen bir öğrencinin ne giyeceğine ben karar veremem. Kimsenin de buna karar verme yetkisine sahip olduğunu düşünmüyorum. Öğretim görevlisinin görevi ders vermek, uygulama yapmak, işini yapmaktır. Tabi arkasından 17 ay süren bir ihraç hadisesi yaşandı. O zaman Türkiye’de hakikatten hâkimlerin olduğunu gördük hani “Berlin’de hakimler var” dendiği gibi… Hem Gaziantep İdare Mahkemesinde hem de Danıştay’da oy birliği ile geri dönmeme karar verildi ve döndüm. Nereden bakarsanız o olaydan sonra 21 yıldır Harran Üniversitesinde çalışmaktayım. Eğitim Bir-Sen, Memur Sen iş kollarından birisi olarak 3 yıl önce temsilcilikle başladık. 150-160 kişi ile başladığımız bu yolculukta şu anda 500 arkadaşımız ‘’üyemiz’’ var üniversitemizde yetkili sendikayız. 2 yıldan bu tarafa da bu sendikanın şube başkanlığı görevini yürütüyorum.

Şubeler arasında nasıl bir farklılık var? Örneğin Eğitim Bir Sen 1 Nolu Şubeden ne farkınız var?

Erzurum şubemizin bir istisnası var. Erzurum, dışında 1 nolu şube deilince milli eğitimden sorumlu şubelerimiz anlaşılır. Eğitim Bir-Sen, Memur Sen’in esas başlangıç noktaları öğretmenlerdir. ‘’Milli Eğitimdeki Öğretmenlerimiz’’ onlar bu işi başlattı. Üniversitelere sendikal faaliyet sendikacılık fikri biraz daha geç ve sonra girdi. Tabi geç girdiği için üniversitelerde eskiden sayı az olduğu için milli eğitim-üniversite ayrımı çok fazla gerekmedi. Ancak günümüzde üniversitelerde belirli bir sayıyı aştığını görüyoruz üye sayımızın. Ve ayrı bir şube olduk. Çünkü çalışma alanlarımız farklı yani her ne kadar odak noktasında eğitim olsa da birimizin ilgi alanı ilkokul, ortaokul, birimizin ilgi alanı üniversite ‘’yüksek öğretim’’ çalışma alanlarımız, temel sorunlarımız aynı olsa bile bir kısım farklılıklarımız var. Üniversite çalışanlarının, idari personellerin, akademik kademelerin problemleri ile, milli eğitimdeki öğretmen, idareci ve personellerin problemleri farklı olduğu için böyle bir ayrım gerekli görüldü. Ama beraberiz Eğitim Bir-Sen ister 1 nolu, ister 2 nolu şube olsun amaç yine aynı, çünkü biz değerler sendikacılığı yapma çabasındayız, sadece ücret ve maaş artışlarının peşinden koşmuyoruz.

Sendika faaliyetlerinin üniversite ortamına geç girmesinin nedenleri ne olabilir?

İlk olarak 1992 yılında bu işe girişildiğinde ‘’Eğitim Bir-Sen için söylüyorum’’ üniversite sayımız azdı milli eğitim ülkenin her yerinde var, 43 bin köy, 850 civarında ilçe bütün illerde milli eğitim okulları vardı öğretmenler var ama üniversite o kadar yaygın değildi. Şu an üniversitelerimizin sayısı 170’den fazla ‘’vakıf üniversiteleri de var’’ biraz da bundan kaynaklandı üniversitelere geç girişi. Eğer üniversitelerin çalışan oranlarıyla milli eğitimdeki oranla birbirine yakın olsaydı belki aynı süreçte başlardı. Herhalde üniversitenin lokomotif olması gerekirken maalesef bazen bazı şeylerin arkasından gidiyor. ‘’Geç uyanıyor herhalde’’ yoksa bu işin temeli üniversite olması gerekiyor.

Sendikanız kurulduğundan bu yana ne gibi kazanımlar elde ettiniz?

Biz burada ilk işimiz sendikacılıkta üyelerimizin problemleri, bir sıkıntı veya bir problemle karşılaştığında bunu nasıl çözeriz? Birinci hedefimiz bu; ama bunun yanında üyemiz olsun-olmasın bütün arkadaşlardan gelen talepleri dikkate alıyoruz. Çok fazla belki bunların reklamını yapmadık.Bu yaptığımız mülakat da ilk olabilir. Mesela biz yemekhanelerin üniversitelerde akademik ve idari personel olarak ayrı tutulmasından rahatsızlık duyduk. Yemekhanelerimizde akademik ve idari ayrılığın ortadan kaldırmak için çok uğraş verdik ve bunlarda muvaffak olduk. Sağ olsun gerek önceki yönetim gerek şimdiki yöneticilerimiz ve değerli arkadaşlarımız ellerinden gelen desteği verdiler ve gereğini yerine getirdiler. Şu anda üniveriste personelimiz istediği yemeğini yiyebilir. Çünkü böyle bir ayrımı kabul etmek mümkün değildi, yemek yiyoruz nihayetinde. Aynı odadan aynı koridordan çıkıp gelen kişilerin ‘’sen orada yemek yiyeceksin, sen orada yiyeceksin’’ diye bir ayrım kabul edilemez. İsteniliyorsa her ikisi de solda yiyebilmeli, isteniyorsa ikisi de sağda yiyebilmeli yemeklerini. Bu konuyu çok önemsiyorum. İkincisi kreş açılması, bu kreşlerden personel çocuklarının yararlanması, bunlar ilgi alanımıza giren konular arasında geliyor. Lojmanların adil bir şekilde dağıtılması, çünkü herkesin eşit bir şekilde yararlanmasını istiyoruz. Mesela, bir arkadaşımız bir lojmana giriyor, 15-20 yıl ‘’Emekli olana kadar’’ orada kalmayı hak olarak biliyor. Ama şu anda biz hem ilgili yönerge değişiklikleriyle, hem de kurum idari kurulu dediğimiz platformda gündeme getirdiğimiz maddelerle lojmanlarda oturanların belirli süreleri tamamladıktan sonra boşaltmalarını, başkaları istiyorsa onların oraya geçmesini sağlama adına belirli bir mesafe kaydettik. Bir de son idari kurulda lojmanların elden geçirilerek düzenli bir şekilde personele teslim edilmesini sağladık. Bunlar tabi hem personellerimizin daha rahat çalışabilmesi için hem de imkanlardan yararlanması için bize düşen görevlerdendir. Üniversitemizin ve akademik idari personelin tüm sorunlarını kendi sorunlarımız biliyor ve bu hususta bize düşen her ne ise gereğini yerine getirmeye çalışıyoruz.

Yemek kalitemiz konusunda da çalışmalarımız var, sadece yemekhanelerde ayrı oturulması konusu değil, yemek kalitemizin ve çeşitliliğimiz 2-3 yıldan beri bir hayli değişti. Yemeklerde kalite var. Üniversitede Rektör’ün, Dekan’ın, Eğitim görevlisinin yediği yemekten yiyor öğrencilerimiz. Geçtiğimiz yıl Osman bey yerleşkesinde 500 fidan diktik. Oraya da Eğitim Bir-Sen hatıra ormanı demedik. Çünkü orada daha önce hayatını kaybeden bir kızımızın adı vardı. ‘’Tıp Fakültesi Öğrencilerinden’’ O yüzden oraya dokunmak istemedik. Biz isim ve şöhret peşinde değiliz, daha çok Osmanbey yerleşkesinin, o bozkırın yeşillenmesine bir faydamız olduysa ne mutlu bize.

Zaman zaman YÖK’e karşı eleştirileriniz oluyor sendika olarak. Bu eleştirilerin altını nasıl dolduruyorsunuz?

YÖK Anayasası 1982’nin ürünü YÖK, o tarihten beri varlığını sürdürüyor. Ama 20-25 üniversitenin kurul, idaresi, sevk ve idaresi, yönetimi, denetimi, takibi belki bunları yapan bir yapı o zamanlarda normaldi ama bugün 170’leri geçen bir üniversite topluluğunu YÖK’ün bu hantal yapısıyla kendisini geliştirmesi hem kurumsal olarak hem personel olarak kendisini yenilemesi gerektiğini düşünüyoruz. YÖK’ün idaresinden sorumlu işte YÖK başkanı, yönetim kurulu üyeleri yükseköğretim kurulunda bunun farkındalar hatta geçen yıllarda YÖK başkanı bizzat ‘’artık bunların kaldırılması gerektiğini söylemiştir. Değişiklik ve düzenleme bu işi kurtarmaz tamamen ortadan kaldırma ve yeni bir yapıya dönüştürülmesi gerek. Bizim de sendika olarak bu konudaki fikrimiz açık ve net. Yıllardan bu yana biz de YÖK’ün kaldırılmasını fakat koordine yapabilen planlama yapabilen daha güzel, esnek bir yapı olmasını istiyoruz. Yoksa bütün üniversitelerin sorunlarını Ankara’dan çözmek hakikatten çok zor hele ki bu yapısıyla, bunun ötesinde biz demokratik bir üniversite istiyoruz. Öğrencinin de idari kadronun da, akademik kadronun da içinde bulunduğu belli oranlarda işte öğrenci konseyinin, bütün bunları içerisinde barındırdığı bir yönetim şekli istiyoruz. Bu konuda raporlarımız var taslaklarımız var Eğitim Bir Sen olarak demokratik bir üniversite istiyoruz. Tabi bu son gelişen süreçte YÖK’te rektörlük atamaları tamamen değişti. Şu an da yapılan, seçim ve ilk altı sıraya giren kişilerin YÖK’e gönderilmesi orada 3 kişinin belirlenmesi ve Cumhurbaşkanlığı’na sunulması arkasından da atama söz konusu değil artık. Öğretim üyelerinin katıldığı oy verdiği bir seçim olmayacak. YÖK, duyuru yapıyor, herkesin kamuoyunun bildiği gibi açık olan üniversite rektörlükleri ilan ediliyor. Ve buraya başvuracak kişilerden istenilen şartlar belirli bir takvim dahilinde açıklanıyor. Ve bunlar kendi projelerini kendi yapmak istediklerini YÖK ile paylaşıyor. Arkasından YÖK bir değerlendirme yaparak Cumhurbaşkanlığına sunuyor. Aslında bizim teklif ettiğimiz rektörlük seçimi bu değildi. Biz bir üniversitede belirli bir süre görev yapma şartı koştuk en az 3 yıl üniversitede öğretim üyesi olarak görev almış kişilerden seçilmesi, üniversitenin sorunlarını daha iyi bilen bireylerden seçilmesi arzumuzdu. Tabi bu hala mümkün. Yani atanacak olan rektör dışarıdan da aday olabilir, İçinden de olabilir. Önceden de böyleydi aslında ama doğru olanı o üniversitenin sorunlarının farkında olmasıdır. Şu an yeni bir sürece girdik. Kısa vadede değişiklik zor gibi görünüyor. Şunu istiyoruz; liyakati olan, birikimi olan, donanımlı insanların olmasını istiyoruz. Bir de rektörlerin yetkileri sınırsız belki ‘’Başbakan’ın elinde bulunmayan yetkiler Rektörlerde var’’. Hatta 3 yıl önce Antalya’da katıldığım bir toplantıda bunu dile getirdim. Orada bulunan YÖK üyesi bir hocamız ‘’Rektörlerle ilgili bir sıkıntın mı var’’ dedi. Aslında benim hiçbir sıkıntımın olmadığını, meselenin şahsi olmadığını ilke meselesi olduğunu dile getirdim. Böyle bir 13 b-4 gibi garabet maddemiz var bizim istediği kişiyi görevden almak, görev vermek, bu elbette sınırsız bir yetkidir. Fakat üniversitelerde şöyle bir eleştiri de dile getiriliyor. Peki Rektör nasıl hizmet verecek? Bir yerde eleman ihtiyacı varsa, acil durum varsa rektör nasıl karar verecek? Bu yetkileri nasıl kullanacak diye aklımıza soru geliyor. Tabi bu kolay iş değil.

Şu anda gerek diğer kurumlarda gerekse de üniversitelerde FETÖ yapılanmasını yönelik bir temizlik çalışması var. Sizin sendikaya olup da böyle bir yapının içinde alan var mıydı?

Her yerde ve her kurumda olduğu gibi… Bizim de 500 üyemiz içerisinde hakkında işlem yapılan birkaç üyemiz oldu. 500 yakın üyemiz içerinde açığa alınan kişiler, ihraç edilenler, bunlar içerisinde geri dönenler de oldu açığa alınma sürecinden sonra, tabi 500 kişilik bir üye sayısına baktığımızda bu çok küçük bir rakam. Ama şunu söylemeliyim ki bizim 34 kişilik asil ve yedek yönetim kurulumuz var, sendika şube yönetim kurulu, denetleme kurulu, disiplin kurulu bu 34 kişilik yönetim kurulumuzda hiçbir sıkıntımız yok. Bu konuda Allaha şükrediyorum. Sendika olarak hiçbir sıkıntımız yok ayaktayız arkadaşlarımızın tamamından da eminiz. Ama malum yapılanma her sendika içerisinde olduğu gibi bizim de üyelik kardeş nihayetinde bu. Üye olmak istiyorum diyen herkesi kabul etmek zorundasınız. Güvenlik soruşturması yapma gibi bir yetkimiz yok. Kimsenin iç dünyasını görünmeyen tarafını bilemiyoruz. Üye formunu alıp da ben üye olmak istiyorum diyen herkesi her sendika üye olarak kaydeder. Nitekim görüldüğü gibi zaten bu ayıklanmalar da her sendikadan çıktı. Şimdi belki eğitim bir-sen’in Türkiye genelinde üye sayısı biraz daha fazla olduğu ve diğer tüm sendikaların toplamına eşit hatta daha fazla olduğu için…Şimdi düşünün yüz bin üyesi olan bir sendika yüz elli bin üyesi olan bir taraftan dört yüz bin üyeye sahip sadece eğitim alanında bir eğitim bir-sen, elbette ki bizde ki rakam diğerlerinden farklı olacak. Yani dört yüz bin kişiden verilen fire ile, yüz elli binde verilen fire herhalde aynı olmayacaktır.

Yeni anayasa çalışması ile ilgili bazı talepleriniz de vardı sendika olarak. Ve şu anda önümüzde 21 maddeden oluşan bir anayasa değişiklik paketi söz konusu? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz aslında bir tür lokalya da geçici çözümler istemiyoruz. Gerçi başkanlık sistemi geçici bir şey değil kalıcı bir uygulama olacak ama biz anayasanın tamamen kökten değiştirilmesini, basit ve sade bir hale getirilmesini istiyoruz çünkü biliyorsunuz bunlar mutabakat metnidir. Türkiye için yeni anayasa bir tercih değil, zarurettir. ‘Yeni anayasa yapalım mı, yapmayalım mı, yaparsak mı daha iyi olur?’ gibi bir mülahaza aslında söz konusu değil, geçti bu artık Yeni yapılacak anayasa “Devletin milleti” anlayışıyla değil, “Milletin devleti” anlayışıyla hazırlanacaktır. Türkiye mevcut anayasası ile daha fazla yol alamaz. Bu anayasa Türk demokrasisine, Türk demokrasisinin geldiği noktaya, Türkiye’nin bulunduğu noktaya artık uymuyor. Bu kadar ayrıntılı bir anayasaya, bu kadar ayrıntıya inen bir anayasa gerçekten işe yaramamıştır şu ana kadar bunu gördük. Birkaç maddelik Amerikan anayasası ortada hiç yazılı anayasası olmayan ve bu işi sözlü kültürle sürdüren İngiltere örneği ortada ki İngiltere demokrasinin beşiği kabul ediliyor anayasası yok. Anayasa olmalı am şöyle diyelim temel birkaç hususa değinmeli, toplumun uzlaşma metni haline gelmeli ve toplumu ayrıştırıcı değil kaynaştırıcı bir dil ve üslup kullanılmalı. Yoksa bu şekliyle ayrıntılı bir anayasayla gitme imkânımız yok. Ayrıca biz mesela yükseköğretim konusu gibi bazı konuların anayasa da yer almasını istemiyoruz. Ayrıntıya gerek yok bunlar kanunla halledilecek işler. Ama her konuya değinmiş anayasamız sağ olsun. En ince ayrıntıya kadar riayet etmişler. Bilmiyorum bu neyin yansımasıdır belki altmışbir de çok fazla hürriyet verdik işte sekseniki de bunları nasıl kısıtlarız diye düşünmüşler büyük ihtimalle. Ayrıntılı bir anayasa değil alabildiğine sade, demokrat, daha insani değil mi? Aynı zaman da daha yerel daha milli diyelim bize has bir metin istiyoruz. Umarım yakın bir dönem de bunu gerçekleştiririz.

Referandum gelirse yetmez ama evet diyecek misiniz?

Bu konu da bir şey söyleyemem. Şimdi şöyle, bir sivil toplum kuruluşuyuz aynı zamanda, her ne kadar üyelerimiz kamu görevlisi olsa da. Bir bakalım, metin daha yeni tartışılıyor. Meclis gündemine geldi, daha yeni imza atıldı biliyorsunuz. Önümüzdeki günlerde bir başkanlar kurulu toplantımız olacak yakın bir dönemde Urfa’da. Onu da ifade edelim. Allah’tan bir engel olmazsa önümüzde ki ay hem Mehmet Akif İnan’ı burada anma gerçekleşecek 5 ocak tarihinde, vefat yıl dönümünde. Arkasından da tüm Türkiye’de eğitim bir-sen sendika yönetimi olarak başkanlar kurulu toplantımızı Şanlıurfa’da yapacağız. İnşallah hayırlara vesile olur. Belki orada bu konu gündeme gelecektir. Ondan sonra bu konuya cevap verebiliriz.

# 1

16 Ara 2016 - 12:14 - Güncel