Evet, beşeriz şaşarız özlü deyimde geçtiği gibi; insan olarak her an bir günaha ve hataya düşme eğilimiyle karşı karşıya olduğumuzu hiçbir zaman unutmamalıyız… Unutmamalıyız ki, nefsimiz, yapmış olduğumuz bir kısım şeylerle şımarmasın, Şeytanın oyun ve hilelerine ortak olup bizi hak yoldan sapıtmasın/saptırmasın… Çünkü insana kötülüğü emretmede, her ana acımasız bir düşman gibi atakta bekleyen nefis, İnsan iradesinin en zayıf noktasını bulduğu anda; şeytan ile işbirliği edip hemen saldırıya geçip onu vurmakla, kendi esaretine alabilir!

                        Bu bir anlamda, insanın pak olan fıtratı ile nefsin savaşı; mücadelesi ve ömür boyu bitmeyecek olan imtihanıdır aslında… Evet, imtihanın en büyüğünü, en zorunu ve en çetinini hiç şüphesiz; Allah’ın “ismet” sıfatıyla yarattığı peygamberleri çekmişlerdir. Buna rağmen onlar, hiçbir zaman ye’se kapılmamış, pes etmemiş; her daim Allah’a tevbe ve istiğfar ederek, Rableriyle olan irtibatlarını daima diri tutmuşalardır… Peki, masum olan Peygamberlerin, sürekli tevbe ve istiğfar ile kendilerini kontrolde tuttukları bir imtihan dünyasında; bizim gibi her an günahlarla iç içe olup boğuşanların Allah’a ne kadar tevbe ve istiğfar etmeli, yapmış olduğumuzhatalarını nasıl unutabiliriz/nasıl unutalım?

                        Rabbimiz Muhammed suresinin 19’ncu ayet-i Kerimesinde şöyle buyurmaktadır: “Ey Nebi! Bil ki Allah’tan başka ibadete layık kimse yoktur. Öyleyse, hem kendi hataların, hem de Mü’min kadın ve erkeklerin hataları için Allah’tan bağışlanma dile. Allah, dolaşıp durduğunuz yeri de, kalacağınız yeri de bilir.” İmam Mevdudi (r.alyh) (Tefhim ’de) bu ayeti kerimenin dipnotunda şöyle bir açıklık getirmektedir: “İslam’da öğretilen kurallardan biri de şudur: Bir kimse, Allah’ın emrettiği bütün ibadetleri yapsa ve bütün varlığıyla inansa bile, görevini tam olarak yerine getirdiği düşüncesine kapılmamalıdır. Aksine, Rabbinin kendisinden beklediği her şeyi layıkıyla yapamadığını hissetmelidir. Bundan dolayı hatalarını itiraf etmeli, kendisini affetmesi ve O’na (c.c)karşı olan görevlerindeki eksikliklerini bağışlaması için Allah’a yalvarmalıdır. Allah’ın emrinin esası şudur: “Ey Peygamber, hatalarından dolayı bağışlanma dile!”

                        Evet, Peygamber  (s.a.v) başta olmak üzere, peygamberlerin hatalarından dolayı Allah’tan bağışlanmaya davet edildiği bir hayatta/dünyada; bizim gibi her an hata ve günahların içinde yüzen sıradan insanların başıboş bırakılacakları bir dünya bir hayat var mıdır? Tek kelimeyle: Yoktur, olamaz da!... Cennetle müjdelenen aşere-i mübeşşere olan Sahabe-i Kiram efendilerimiz, ne de olsa cennetle müjdelendik, artık işimiz garanti oldu, biz bundan sonra biraz da keyfimize bakalım diye bir an olsun böyle bir gaflet ve düşüncenin içine girmediler. Aksine onlar, adımlarını daha dikkatli attılar, daha temkinli davrandılar, daha çok ibadet ve kulluk yapmaya yöneldiler ve Allah’a daha çok yalvarıp bağışlanma dilediler…

                        Hadisi Şerif’te: “İyilikler kaybolmaz, kötülükler unutulmaz.” Buyurulmaktadır. Evet, Kendi nefsimden bir pay biçecek olsam, Çocukluğumdan bu yaşıma gelinceye kadar; geçmişte yapmış olduğum hataların yüzde doksanını hatırladığım halde, iyiliklerimin çok azı hatırıma gelmektedir! Bu gerçeklik de gösteriyor ki, yüce Allah kendisine İman eden kullarının yapmış oldukları hatalarını kendilerine unutturmuyor ki, onlar hatalarını hatırladıkça daima tevbe ve istiğfar edip, nedamet duysunlar! Yapmış oldukları iyiliklerini (kayıt altında) de onlara unutturuyor ki, iyilikleriyle şımarıp günaha düşmesinler! Bu ne kadar büyük bir nimet Allah’ım!

                Evet, bizler, sağ elin verdiğinden sol elin habersiz olması gerektiğini bize öğreten; evrensel ve cihanşümul bir medeniyetin, bir davanın mensupları olduğumuz için, daima Rabbimize karşı şükür ve hamd makamında olmalıyız! Olmalıyız ki, Hata ve günahlar bizi esaretlerine alıp bizi, biz olmaktan çıkarıp perişan etmesinler… Kulun Allah’a, en yakın olduğu an secde anıdır!Kavl-i Şerif gereğince, Öyleyse, geçmişte yapmış olduğumuz hatalarımızı sürekli gözümüzün önüne getirip; yüce Yaratanımızın huzurundasecdelere kapanmakla; O’nun affına, mağfiretine, azamet ve merhametine sığınmalıyız… En büyük sermayemizin, kazanabileceğimiz/kazanabildiğimiz yüce Rabbimizin rızası ve affının olduğunu hiçbir zaman unutmayalım!...Not:Bu makalemi, 24.01.2020 saat 20.55 Merkez üssü Elazığ olan ve ülkemizin birçok ilinde de şiddeti hissedilen depreminden bir gün önce kaleme almış ama yarım kalmıştı… Bu münasebetle, depremde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet; yaralı olanlara acil şifalar ve geride kalan yakınlarına ve Ülkemize baş sağlığı diliyorum! Rabbimizden, Ülkemize ve tüm İslam coğrafyasına bir daha böyle acıları yaşatmamasını niyaz ediyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.