Elbette biz hiçbir hayvan türü değiliz, Çünkü doğa bizi hayatta kalmamıza izin verecek kadar güçlü içgüdülerle donatmamıştır. Ne bir kaplanın dişleri kadar dişlerimiz oldu ne de kartal pençeleri gibi pençelerimiz. Bu yüzden de aklımızı geliştirmek zorunda kaldık. Akıl sayesinde, tüm doğal açıkların üstesinden geldik: Artık kuşlar gibi uçabiliriz, en hızlı hayvanlardan daha hızlı hareket edebiliriz, çok karmaşık teknolojiler yarattık. Bu sayede, insanlar bugün her zamankinden daha iyi yaşıyorlar. Sefalet ve açlık alanları eskisine oranla sürekli daralıyor.

Fakat aynı akıl egemenliğin sembolü oldu. Başlangıçta, insanların faydasına kullanılan bilgi,  zamanla insanlar arasında güç ilişkisine dönüştü. Kendi gelişimimizin sınırlarını aşmak için çok ileri gittik. Yüzyıllar öncesinden yaşanan olaylar dünyanın imajını etkiledi. Hiçbir hayvan türü toplama kampı yaratmamıştır. Karantina sırasındaki boş zamanlarınızda, Filistin’e bakabilir ve bugün orada neler olduğunu görebilirsiniz. Suriye’de yaşananlarla birlikte bu listeyi uzun uzadıya yazabiliriz. Ancak şunu bir kez daha anlamış olduk ki: Biz insanlar dünyanın efendisi değiliz, sadece bir parçasıyız ve bu dünyayla uyum içinde yaşamalıyız. Ancak şimdi gün geçtikçe darbeler alıyoruz.

Birisinin dünya hâkimiyetini arttırmak için insanlığa karşı biyolojik silah olarak virüsü kullandığı göz ardı edilemez. Aşıya dirençli virüsler oluşturulduğunu ve bunları siyasi amaçlarla serbest bırakıldığını düşünebilirsiniz. Dünya hâkimiyetini elinde bulundurmak isteyen iktidarların bilgisi vardır. Ve onu dozlayabiliyorlar. O bilgiye sahip değiliz. Ne kadarının gerçekten enfekte olduğunu, nerede olduklarını, kaçının öldüğünü bilmiyoruz. Netice itibariyle, virüsün gerçek zararlılığının ne olduğunu ve diğer taraftan ona karşı mücadelede hangi kaynaklara sahip olmamız gerektiğini bilmiyoruz. Bu durum, politika hakkında düşünme şeklinizi de kökten değiştirecektir. Hâlihazırda dünyada neler olduğuna bakın: insanlar demokrasiyi askıya almaya, haklarını ve özgürlüklerini sınırlamaya hazırdır. Sadece hayatta kalmak, kendimizin ve sevdiklerinizin güvenliğini sağlamak için. Muhtemelen birçok politikacı bunu kullanmaya çalışacaktır.

Her felaketten sonra insanoğlu bir sonuç çıkarır ve doğru yönde ilerliyor gibi görünür. II. Dünya Savaşı'ndan sonra o dönemin yetkilileri herkesi, Auschwitz deneyiminden sonra, mümkün olan tek kalkınma yolunun işbirliği olduğuna ikna etti. Bu temelde bir Avrupa topluluğunu yarattı. Fakat salgın sonrasında bu birlik gözlerimizin önünde parçalanıyor mu yoksa daha ziyade bu salgın sayesinde herkes bir kez daha, bölünmeleri geri yükleyerek, sınırları kapatarak ve ulusal egoizmlerde aşağıya inerek geriye mi dönüyor? Bu tehdit sadece uluslararası ilişkilerde değil, aynı zamanda günlük insanlar arası ilişkilerde de görülebilir. Kimileri için, fiziksel uzaklık bu korkunun bir tezahürüdür. Ancak diğerleri için endişe ifadesi haline geldi. El sıkışmamak, yaşlı ebeveynleri ziyaret etmemek, camiye gitmemek, kiliseye gitmemek gibi endişe ve sevgiden uzaklaşmak… Sonuçta, hepimiz bu görünmez virüs düşmanından korkar hale geldik.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.