Dünya ahiretin tarlasıdır, Nebevi mesaj; burada hangi ameli işlersek (ister hayır ister se şer osun) işleyelim, ahirette onun karşılığını bulup ve mutlaka sorguya çekileceğimizi bize hatırlatmaktadır… Maldan, candan, gençlikten, boş vakitten, yaşam ve kuşamdan hâsıl-ı; her bir şeyden hesaba çekileceğiz. Yüce Rabbimiz, dünyayı bir imtihan salonu kılmış, insanı da hayır ve şerle sınamak için bu salonunun öğrencisi yapmakla, onu hür iradesiyle baş başa bırakmıştır.

                               Şanı yüce olan Rabbimiz, Hayat rehberimiz Kitab-ı Kerim’inde: “Sonra da o gün, (dünyada sahip olduğunuz) nimetten sorguya çekileceksiniz.” (Tekasür/8) beyanıyla; bizim şu dünya hayatında başıboş olmadığımızı ve işlediğimiz her bir şeyden hesaba çekileceğimizi hatırlatmaktadır! Hiçbir insan, Allah’ın kendisine vermiş olduğu sıhhati, serveti, gençliği ve boş zamanını hovardaca israf etme hakkına sahip değildir… Bilelim ki, bizde olan hiçbir şeyin sahibi biz değil; o şeylerin ancak birer emanetçileriyiz.

                               Öyleyse, emanetçiolan insanın, her şeyin gerçek ve tek sahibiolan Allah’ın emanetine ihanet etmeye hakkı var mıdır? Üç günlük olan şu dünya hayatında, insana verilmiş olan eşler, çocuklar, mal ve mülkler, geniş araziler, fabrikalar, devasa binalarla gökdelenler; hepsi imtihanın birer sebebi ve aynı zamanda emanettirler… Yaşadığımız yüz yılda, dünyada insan nüfusunun hızla ilerleme kaydetmesiyle beraber, çağın Modern ve Seküler yaşam kurallarına kendilerini kaptıran insanların sayısında da her gün artış kaydedilmektedir…Bu sapmalar, hayra alamet değil, tam aksine insanoğlunun kendisine verilmiş olan nimet konusundaki gafilane ve sorumsuzca hareket etmesi ile hesap gününü unuttuğunun bir sonucudur.

                               Özellikle halkı Müslüman olan İslam beldelerine bakıldığında, (mesele Lübnan’ın başkenti olan Beyrut’taki çıplaklar kampı gibi) Müslüman ana babadan dünyaya gelmiş ve isimleri de Müslüman ismi olan yeni nesillerin çoğunun; günah bataklığına batmış, çirkefliğin her türlüsüne bulaştıkları görülmektedir. Bu, bu gibi insanların, ellerinde bulunan nimetlerin kendi çabalarının bir sonucu olduğu zehabına kapıldıklarının açık bir sonucundan başka bir şey değildir. Dün olduğu gibi, bu gün ve yarın; servet ve nimetle şımaran insanların/egemen güçlerin başına ne tür felaketlerin geleceğini, ancak Allah bilir.

                               Mesela Mısır ülkesi Kral Faruk döneminde çok zengin idi. Nimette karşı nankörlük edip şımardıkları zaman; yüce Allah o nimeti onlardan geri alıp onları fakirleştirmişti. “Şair o günleri şu acıklı cümlelerle özetlemişti: “Ey Nil vadisi, başına ne felaketler geldi. Bunu yapanlar artıklarla beslenen bir güruhtu.” Evet, o zamana kadar başka ülkelere borç para veren Mısır gitmiş, onun yerine; herkesten borç isteyen fakir bir Mısır gelmişti… Yani, eldeki nimetin kıymeti bilinmez takdir edilmez, sahibine şükür ve hamd vazifesi terk edilse; nimeti sahibi olan Allah sahip olduğu nimetleri alır başkalarına vereceği gibi; nimetlerinin hakkını vermeyenleri de burada muhtaç hale getireceği gibi ahirette de onları hesaba çekecektir…

                               Evet, nimetin bolluğunu görünce şımaranların, hesap gününü unutanların, ömürlerini çal oynasın vur patlasın ninnileriyle tüketenlerin bol olduğu bir devrinde yaşıyoruz. İslam topraklarının başına bela ve musibet olmuş olan birçok idareci, bu kadim coğrafyaların zengin kaynaklarını; sırf rahatları bozulmasın, makamları ellerinden alınmasın diye İslam düşmanlarına peşkeş çekmektedirler. Allah bunu onların yanına kar bırakır mı? Haşa, Allah kullarının yaptıklarından habersiz değildir.

                Şehid Abdullah Azam, öğrencilik yıllarına ait şu anekdotu aktarmaktadır: “1962-1963 senesinde bizler Şam Üniversitesinde öğrenci iken, Hafız Esad gelir ve Edebiyat fakültesindeki kızlara ıslık çalar peşlerine takılırdı. Bu kişi sokak çocukları gibi bir gömlek, altına ise soyguncuların pantolonu gibi bir pantolon giyiyordu. Evet, kızlara ıslık çalıp serseri gibi dolaşan bir insan hemen birden, Suriye’nin Cumhurbaşkanı oldu. Hâlbuki aha önce, cebine koyacak beş Suriye lirasını bulmaktan aciz idi. Sonra birden milyonları oldu. Nimeti bulunca şımarmakta hızını alamayan Hafız Esad; Ümmetin ortak mirası olan Golan tepelerini İsrail terör devletine peşkeş çekmekten bir an geri durmamıştı. Şimdi o ve onun gibi nimetin hakkına ihanet eden nice şımarık tilmizler, ebedi âlemde Allah’a hesap vermektedirler. Sözün hülasası şudur: “İster fakir ister zengin, ister zalim ister mazlum, ister amir ister memur, ister işçi isterse işveren olsun; şu imtihan dünyasında yaşayan herkes, nimetten dolayı mutlaka sorguya çekilecektir. Ve sorguya çekileceğiz. “Sonra da o gün, (dünyada sahip olduğunuz) nimetten, mutlaka sorguya çekileceksiniz.” (Tekasür/8) Birbirimize dua edelim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Imran 5 ay önce

Çok güzel tespit etmişsiniz hocam insaAllah bu dünya imtihanini iyi amellerle veririz ebedi alemde yüzümüz kara olmaz

orjinal lida zayıflama hapı