UA-89691712-1

                               Anlatılan fıkraya göre, “Nasreddin hocanın talebelerinde biri, arkadaşını hocaya şikâyet etmeye gelir ve başlar arkadaşının hatalarını anlatmaya. Hoca bir güzel talebesini dinledikten sonra, tamam evladım sen haklısın der!... Biraz sonra şikâyet edilen çocuk gelir, o da kendisini şikâyet eden arkadaşını şikâyet edip; başlar onun kusurlarını anlatmaya. Hoca onu da bir güzel dinledikten sonra, tamam evladım sen haklısın, sen şimdi git gereken yapılacaktır der… Tüm bu olup bitenleri dinleyen Hocanın hanımı, dayanamaz ve aman Hoca, şimdi her ikisine de haklısınız dedin, peki hangisi haksız deyince; hoca: “evet hatun sen de haklısın der!...

                                Kıssadan çıkarılacak olan hisse şu:“fıkranın gerçekten Nasreddin hocaya ait olup olmadığı bilinmemekle beraber; asıl olan, davacı ve davalıyı birlikteve karşılıklı olarak dinleyip ona göre nihai ve adil bir karar verebilmektir… Bu olmadığı zaman, herkes kendisinin haklı olduğunu savunur; her biri Adaletin kendi tarafına tecelli etmesini isteyip durur. Hocanın, medreseye gittikten sonra, öğrencilerini dinleyip ve ona göre karar verdiğinden; hiçbir şüphemiz yoktur elbette. Kim neyi hak etmişse ona göre cezası verilmiştir muhakkak!

                                Şimdi günümüzde bazı çevrelerin, durmadan Adalet istiyoruz söylemlerini işitince; Mahmut Toptaş hocanın, Milli gazetedeki 5 Şubat 2008 tarihli yazısı, arşivimde gözlerime ilişti ve, onu sizinle paylaşmak istedim. “Hırsız balkona tırmanırken balkon demirinin devrilmesi nedeniyle düşer ve bacağı kırılır. Hırsız, ev sahibini mahkemeye verir… Ev sahibi hatanın kendisinde olmadığını söyler ve balkon demirlerini yapan demirciden şikâyetçi olur. Demirci usta da başörtüsünden şikâyetçi olur. (şikâyet zinciri bayağı uzun tabi) Hâkim, nasıl olduğunu sorar.

                                Demirci: “Efendim kaynak yaparken başörtülü biri geçiyordu. Gözüm ona takıldı. O anda kaynak yaptığım yerden demirin birinin kaynağını atlamışım. Suç bende değil, başörtüsünde” diyerek kendini savunur.Asıl meseleyi anladığınızı, tahmin ediyorum!... “Evet, böyle bir hadise gerçekten vuku bulmuş mudur derseniz, tabi ki hayır. Lakin günümüz dünyasında, bu misalde geçtiği gibi her gün; binlerce hukuksuz ve adil olmayan olay ve hadisenin vuku bulduğunu,her vesileyle ya duymuşuz ya da görmüşüzdür. Mesela adamın biri, devletin belirli bir kademesine gelmiş, etki ve yetki sahibi olmuş; kendisine devletin ve halkın malı emanet edilmiş; fakat adam,arzu ve hırslarıyla baş edemediğiiçin şeytana uymuşve emaneti zayi etmiş veya zayi(!) olduğunu söylemiş durmuş! Hani, bazıları Adalet, hukuk, eşitlik, şeffaflık, dürüstlük falan, nakaratını durmadan tekrarlayıp duruyorlar ya?

                                Haksız olduğu halde, bin bir dereden delil getirip kendisini temize çıkarmanın derdine düşenlerin; zalimlik yaptıklarını da bile bile, Adalet adalet istiyoruz diye masumluk rolünü oynamakhangi adalet kuralına uyar bir bilebilseydik?! İşte böyle bir devirde ve dünyada yaşıyoruz. Gerçekte malı götürenlerin serbest, ama masum olup da arkası olmayan garibanların ise derdest edildiği; hukukun işlemediği, tabir caizse “Tıpkı sahtekâr demircinin başörtüsü gözüme takıldı da onun için demiri güzel kaynak yapamamışım” türünden trajikomik olayların bolca yaşandığı bir süreçten geçmekteyiz… Adalet!..

                                Herkes Adalet der, adalet istediğini söyler; lakin günümüzde yaşadığımız toplumda, hak ve hakikati temsil eden Adalet mekanizması nerede ve ne kadar işlemekte? Haksız yere adam öldürenlerin, onun bunun malını çalıp insanların canına kasteden hırsızların; toplumun asayiş ve huzurunu bozmaya yönelik faaliyetlerde bulunan hainlerin, kalpazanlık yapanların, karaborsacı çetelerin, tefeci vampirlerin, politik taklacı ve eyyamcı şakşakçıların rahatça dolaştığı ama diğer yandan; tek suçu aç olduğu için pastane camını kırıp karnını doyurmak için birkaç dilim baklava çaldığıiçin, çocuk mahkemesinde yargılanıp içeri tıkılan sahipsiz ve geleceğin büyükleri olacak olan çocuk ve çocuklar! İşte Adalet (!) Adalet; amir ile memurun hukuk önünde yargılanıp, adil bir şekilde ve adam kayırılmadan verilen kararın adıdır…

                                Herkes Adalet der durur, lakin Adaleti temsil ettiğini söyleyen merciler; makamlar ne kadar adil? Emeviler döneminde, “Halife Ömer b. Abdülaziz (r.a)’in bir oğlu, devletin hazinesinden sorumlu idi. Bayram arifesine rastlayan bir gün, Ömer b. Abdülaziz’in kızları yanına gelerek, “Baba, yarın bayram! Halkın kadınları ve kızları bizleri ayıplıyorlar ve sizler, müminlerin emiri’ nin (Halife’nin) kızlarısınız: Buna rağmen giyecek güzel bir elbiseniz yok. Siz şu beyazdan başka elbise giymez misiniz? Diyorlar” dediler ve ağlamaya başladılar. Ömer b. Abdülaziz’in bu durum karşısında göğsü daraldı, kalbi sıkıştı; hazineden sorumlu oğlunu çağırarak, “Bana bir aylık maaş ver” dedi. Oğlu: “Ey Müminlerin emiri! Siz aylığınızı önceden aldınız; bir ay daha yaşayacağınızı düşünüyor musunuz ki bir aylık maaş alıyorsunuz?” dedi. Ömer b. Abdülaziz oğlunun sözünü hem şaşkınlıkla karşılar hem de takdir eder. (Dilaver Selvi. Kıssaların diliyle iman. Sh: 177)Ve kızlarına da sabırlı olun tavsiyesinde bulunur… Evet, düşünün ki devletin başında bulunan Ömer b. Abdülaziz, hazineden sorumlu olan oğlundan; bir aylık avans maaşı bile alamıyor! Ama gönül koymuyor, takdir ediyorve diğer çocuklarına da sabırlıolmalarını tavsiye ediyor… Peki, günümüz yöneticilerinin refah içinde yüzmeleri mi Adalet; yoksa hazine bakanından, (oğlu olduğu halde) önceden bir aylık avans maaş alamayan İslam âleminin halifesiolan Ömer b. Abdülaziz’in gösterdiği teslimiyet mi Adalet hangisi? Selam ve dua ile…

18 Nisan 2019.

                               

                               

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.