UA-89691712-1

Toplu taşıma araçları, bulunduğunuz ve yaşadığınız yerin“şehir” olduğunun birer göstergesidir.

Toplu taşıma araçlarını özelikle de orta direğin sıklıkla kullandığıaşikârdır.

Bu toplu taşıma araçlarını küçük deste boy (Minibüs. Taksi dolmuş vs.)ve büyük deste boy  (midibüs, otobüs,tramvay vs.) olarak adlandırmak mümkün.

Özel araçları olup,  bu toplutaşıma araçlarını kullanmayanların tuzu elbette kurudur, bu bağlamda böyle birsorunsalları da yoktur.

Toplum da bazı tipler özel araçlarıyla o kadar bütünleşirler ki,  deyim yerinde ise “çiş” ini yapmaya giderkenbile özel araçlarını kullanmayı tercih ederler bu tip arkadaşlar.

Yani anlayacağınız bu “dolmuşa binme” meselesi ve hadisesi, bu tipinsanları ve onların türevlerini pek enterese etmez.

Onlar bu toplu taşıma ücretlerinden de hakikaten bihaberdirler.

Söz konusu olan bu sorun, olsa olsa yine garibanın, gurebanın sorunuolur.

Benim gibi toplu taşıma araçlarını tercih edenler de haliyle bumeseleden bir hayli dertli ve mustarip.

Bu nedenle; muavin-şoför-vatandaş üçgeninde yaşanan olaylara birebirtanık olmak ve sonrasında olanları dramatize etmek benim gibi biri için pektezor olmasa gerek.

Şimdi birebir tanığı ve sanığı olduğum bir olayı, aşağıda sizlerlepaylaşmak istiyorum.

Ramazan ayı içersinde Sırrın hattında çalışan bir minibüse bindim,

Şoför kardeşimiz Ticaret Lisesinin önünden, İsmar alışveriş merkezinekadar olan bölümde, hiç ara vermeden, cep telefonuyla bağıra bağıra görüşmeleryapıyor.

( Pek önemli bir görüşme olmasa gerek. Eğer öyle olsa idi “top secret”muamelesinden dolayı öyle ulu orta, bütün yolcuların arasında 10–15 dakika laklaka etmezdi, sevgili kardeşimiz! )

İşin enteresan olan tarafı;

Bir eli direksiyonda,

Bir eli cep telefonunda,

Bir eli viteste,

Bir eli aracın teybinde,

Bir eli sağ sol aynasında,

Bir eli dikiz aynasında,

Bir eli zamana kurulu dakka kontrollü saatinde,

Bir eli yolcunun verdiği ücretlerle meşgul,

Bir eli ücretin üzerini vermekle meşgul,

Bir eli…

Şimdi bana diyeceksiniz ki,

Adamın iki eli var ama sen on tane el saydın, şimdi bu ne demek.

Bende size derim ki, bu kadar işi bu kadar başı iki el ile sergiliyebilir mi arkadaşlar?

Sizde bana diyeceksiniz ki;

E burası Urfa, her taraf keramet gösterenlerle dolu,

Niye bu kerametlerin üçü-beşi de şehir içindeki minibüslerde,otobüslerde zuhur etmesin ki!

Tabiî bu inanılmaz yolculuğumuz esnasında, belediyenin önünde küçükbir kaza da atlatıyoruz.

Önümüze başka bir hattın aracı;

“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” deyip direksiyon kırıyor.

Hani şu araya sıvışma işgüzarlığı hadisesi var ya…

Hah işte ondan!

Sizinde anlayacağınız gibi, karşılıklı “müşteri kapkaçı ve araç tacizi “ meselesinden doğan haklarınıdoğal olarak kullanma becerilerini sergileme serbesttiysi... Ama Bizim şoförarkadaş hiç mi hiç oralı değil, hala bağıra bağıra konuşmasına tam gaz devamediyor.

Biz yolcular içimizden, bir-iki la havle vela kuvvet illa billa çekipşaşkınlığımızı bir nebze gidermeye çalışıyoruz.

Ben gibi birinin, şoför kardeşimizin yan tarafındaki koltukta olması,macera dolu bu filmi hafızaya alma katsayısını haliyle artırıyor.

Bir yandan da riski durumunu analiz etmede ve her noktayı birebiryaşama becerisini de katlayarak an be an yaşıyorum.

Tepkimi birazda olsa dışa vurmada, adrenalin seviyesini maksimumdatutmaya çalışıyorum.

Nihayet şoför ağabeyimiz pek muhterem konuşmasın bir şekildesonlandırıyor.

Telefonu ön aracın ön göksüne bırakıp, direksiyonu iki eliyle kavrıyor,

Ani bir manevra ile Su Meydanı istikametine doğru hızlıca yol alıyor.

Ben de konuşmanın bitimine müteakiben, iki elimi kaldırıp;

“Hele şükür!” deyip iki yanıma bırakıyorum.

Tek kelime dahi etmiyorum ama meramımı sadece beden diliyle anlatmayaçalışıyorum.

Bu yüzlü tepkime, yüzsüz bir şekilde karşılık veren ve rahatsız olanşoför arkadaş, diğer yolcuların da sessizliğinden faydalanarak;

-Hayırdır…Hecı abey…Bı şey mi var?

-Yoğ! Bışey yoğ!

-Yoğsa bışey mı dedi? Ne bılım…Hani bı şey varsa söle ha!

-Bı şey yoğ ama…

-Ee…

-Ne ee…az kalsın bızı öldırecağti!

-Niye öldi mı ki!

-Ölmem mi lazım?

-Yoğ da… Hanı siye bı şeyoldı mı?

-Ne bılım…Bi eli telefonda, ayağiyin biri debriyaj da, bir gazda, biripedalda…….

-İyi ki, kaza yapmadım ha… Yoğsa derdı ki, Telefondan konişidı, aonıniçin kaza yaptı! valla verdiğim bi sadaka varmış,Allahtan kaza yapmadım!

- Haşa… Siye ele dersem dilımtutılır lal olıram. Ben siye nasıl ele biiftira ataram…değıl mı?

-Ne bılım… İnsanoğludur bellı mı eder… Der mısen… Dersen… Bellı mıeder Hacı abey!

Evet!

Pişkinliğin ve şişkinliğin bu kadarına, pes doğrusu!

Tabi suç sadece onda değil, vatandaşımızda da.

Minibüste 3–5 müşteri bulunmasına rağmen herkes sus-pus.

Hiçbir ses yok olana bitene tepki yok.

Vatandaşlık görev ve sorumluluklarını yerine getirme bilinci yok!

Bu da yetmez gibi, ben şoförle;

“senli-benli” olurken müşterinin bir araya girip;

-Yav Hecıabey… Sen de İdare et. Ramazanlıktı… O da ıstimıkı… Kazayapsın… Bi kere oldı işte… Şimdi sen, söledi diye bı şey düzeldı mı?

Bı şey değıştı mı?

Adam/Adamlar haklı… Trafik kalabalığ ne etsinler garibanlar…

Evet.

Geneline baktığımızda, sorumluluk his etmekten uzak, iş bilir vatandaşşablonumuz da, ne yazık ki bu! Ama yeri geldiğinde de, dolmuşların arkasındanatıp-tutan;

“mangalda kül bırakmayan” vatandaş şablonumuz da yok değil hattaçoğunluk da.

Böyle olduğu sürece biz daha çok bu memleketin “dolmuşlarını” vedolmamışlarını konuşacağa benzeriz arkadaşlar…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.