“Çağımızın adını koydum çoktan; Hıyarlık Çağı...

Çağ bostanlaşmıştır... Yaşadığımız mekânlar çirkin.

Mekânı tanımıyoruz. Güzelleştiremiyoruz.

Gönülleştiremiyoruz. Mekân bostana dönüşüyor!

Hıyarlık el üstünde tutuluyor; hıyar insan, hıyar politika, hıyar müzik, hıyar mühendislik.

İnsanlar hıyarlaşıyor; hayatımız, değerlerimiz, hayata yüklediğimiz anlamlar... 

Yavanlaşıyor, yozlaşıyor...

(Ahmet İnam; Hıyaran)

Yaşamış olduğumuz hayatın içinde neyle karşılaşıyoruz ya da karşılaştıklarımız sonuçta yürüdüğümüz yolun son/ucu ise nereye koşuyoruz, nereye varmak istiyoruz. İyi- kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış; manzaramız sonuçta bizim kendi yapıp ettiklerimizin, yaşamın içinde yaklaşım tarzımızın sonucu değil midir? Nasıl bakıyorsak, bakışımızın bizi götürdüğü noktaya ulaşıyoruz. Nazarımız bozukluğunu sorgulamıyoruz ama kötü nazarın bizi götürdüğü yerde manzaramızın bozuk oluşuna şaşırıyor olmanın şaşkınlığını yaşıyoruz.  

“Ah, kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya.” Hayat koşuşturmasının içinde güzellikle karşılaşmak için ne yapıyoruz, neyi görüyoruz, neyi duyuyoruz, neyi kokluyoruz, neyle karşı karşıyayız, nasıl bakıyoruz hayata? Güzele, güzelliklere, dünyayı güzelleştirmeye, güzeli görebilmeye, güzeli hissedebilmeye ne çok ihtiyacımız var. Peki, niye güzellikleri göremiyoruz, niçin hayatı güzellikle buluşturamıyoruz? Güzellik yok olmuş değil esasen, biz güzelliği hayatlarımızdan öteliyoruz. İnsanlık güzelliği öteliyor…

Kabalaşıyoruz, yaşadığımız her yeri bostana çeviriyoruz. Anlayışsızlık, ön yargı, kayıtsızlık, yılgınlık, incelme ve güzelleşme zorluğu, kabalık, haddini bilmeme, sorumsuzluk, içten pazarlık, yalancılık, pişkinlik, patavatsızlık çepeçevre sarıyor her yanımızı… Zarafetini yitirmiş insanı kabalıktan kurtaracak olan, varlığın ve varlığının özü üzerine incelik makamında bir bakış olacaktır. İnceliğe ihtiyacımız var, zarafete ihtiyacımız var. Unutulmamalıdır ki, güzel eylemeden güzel olamayacak, iyiyi hayatın içine yaymadan iyileşemeyeceğiz. Onun için güzelin tarafında olmaya, bülbül olmaya, gülistanın peşinde olmaya talip olmamız gerekiyor. Neredeyiz, hangi taraftayız. İnceliği, güzelliği, zarafeti ürkütmemek için, yaşamı kabalığın mahkûmiyetinden kurtarabilmek için tarafımızı lâtif olana çevirmek durumundayız. Hangi taraftasınız? Metin Karabaşoğlu’nun, “Melekleri Ürkütmeden” kitabından yapacağımız alıntı bize bu konuda başlangıç için fikir verebilir nitelikte. “Başkaları için yaşayanlar, başkaları sayesinde yaşayanlar; sorun olanlar çözüm olanlar; ümit kıranlar ümit verenler; dert üretenler deva üretenler; şikâyet edenler çare bulanlar... Her iki tarafın insanlarının yaşadığı dünya gerçekte aynı dünyadır. Soludukları hava, içtikleri su, yedikleri ekmek aynı… Ama arı su içer bal akıtır, yılan su içer zehir akıtır...”

Varmak istediğimiz, bulmak istediğimiz nokta neresi, bostan mı gülistan mı, gülün derdinde miyiz, hıyarın mı, bülbül müyüz karga mı?  Evet, çokça şikâyet ediyoruz; dönüp kendi içimize bakmak istemiyoruz, kendimizden başlamak işimize gelmiyor.  Hep başkaları üzerinden kendimizi temize çıkartmaya uğraşıyoruz. Kimsenin yanlışı bizi doğrultmaz, kimsenin çirkinliği bizi güzelleştirmez, kimsenin kötülüğü bizi iyileştirmez…  Unutuyoruz…

Neye talibiz; yaşamımızın bülbülce mi olmasını istiyoruz yoksa kargaca mı, güle mi talibiz hıyara mı? Belki her birimizin talip olacağı gülistanda bülbül olmak olacaktır. İddiamız bu olacaktır. Ama gerçek öyle mi? Mesele; gerçekte yaşadıklarımızla, tercihlerimizle hangi hal üzere yaşıyoruz. Mesele istediğimizi iddia ettiğimiz hayata uygun bir hal üzere olup olmamakta… Onun için yürüyüşümüzün ve halimizin gülistana olması gerekiyor. İnceliği, zarafeti, anlayışı, görgüyü, sevgiyi, saygıyı hayatın merkezine oturtmak gerekiyor. Yoksa bostana mahkûm olmaktan da hıyarlaşmaktan da kurtulamayacağız.

Ahmet İnam; yazımıza ilham olan, “Hıyaran” adlı kitabında ironik bir dille hıyarlaşmaktan kurtulabilmenin yollarını gösteriyor. Kitabın ismi sizi de şaşırtmıştır. Ama kitabı okuyunca aslında ne çok hıyarlaşmanın içinde yaşadığımızı görüyorsunuz. Hıyarlaşmayanlara selam olsun. Kelimeden hoşlanmamış olabilirsiniz belki ama bazen başka bir şekilde izah edilemez ya öyle. Gene de kelimeden hoşlanmamış olanlardan özür dilemiş olalım ve onlar için başka şekilde ifade edelim; kabalıktan kaçarak, zarafeti hayatının merkezine koyanlara selam olsun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.