Nur içinde yatsın Rahmetli babam… Âlim oluşu ve genel kültürbirikiminin ileri düzeyde oluşu ile çok hoşsohbet bir adamdı. O’nu tanıyanlarkonuları tahlil edişi ve meselelere yaklaşımı açısından son derece zevkli geçensohbetlerini saatlerce dinlemekten yorulmazlardı. Bir sohbetinde anlattığı şuöyküyü okuyucularımla paylaşmak istedim.

Şöyle anlatmıştı Rahmetli babam;

“Bir zaman genişbir ülkeye hükmeden bir hükümdar varmış. Hükümdar halinden oldukça memnun, ayrıca hatırı sayılır biçimde ahaliyi de memnun ediyormuş. Hükümdarındört hanımı varmış. Fakat hükümdar dördüncü hanımını çok seviyor ve onun içinadeta ölüyormuş. Nerdeyse sabahtan akşama kadar onu memnun etmek için çaba sarfediyormuş.

Hükümdar üçüncühanımını da çok seviyormuş, ancak üçüncü hanımının gözü hep dışarıdaymış. Dahaaçık bir ifadeyle Kral kendisini bir başkasıyla aldattığından kuşku duyuyormuş.İkinci hanım ise, gözlerden ırak bir şekilde yaşıyormuş. Hükümdarın başı daradüşünce ona iltica ediyor ve onun yanına gidiyormuş. İlk hanımına gelince,hükümdar hep onu ihmal eder, ona görünmez ve haklarını hiçbir zaman yeterincevermezmiş. Bununla beraber ilk hanım hükümdarı çok seviyor ve onun için adetaölüyormuş. Üstelik hükümdar, ülkenin en güzel bölgelerini ilk hanımı sayesindeelde etmişti.

Derken bir günhükümdar ölümcül bir hastalığa yakalandı ve yataklara düşmüştü. Artık ecelininyaklaştığını düşünüyor, vasiyetini yazdırıyor ve dostlarıyla son görüşmeleriniyapıyordu. Eşlerini teker teker çağırdı ve onlara ciddi bir teklifte bulundu.Önce, en çok ilgi duyduğu ve yanından hiç ayrılmadığı dördüncü hanımına dediki:

Kuşkusuzdört eşim vardır. Fakat ne yazık ki, ayrılık zamanı yaklaşmış ve kabre girmezamanı gelmiştir. Ben yalnız başıma kabre girmek istemiyorum. Üstelikhanımlarım arasında en çok seni seviyorum. Sana aşığım; senin için ölüyorum.Acaba beni yalnız bırakmamak için benimle birlikte kabre girer misin?”Dördüncü hanım: “Asla ve kat’a… Bu imkânsız bir şey… Ben gençliğimi toprak altındaçürütemem” dedi ve hızlı bir şekilde yüz çevirip ayrıldı.

Hükümdar bu kezüçüncü hanımına döndü ve: “Karıcığım, seninle çok uzun birberaberliğimiz oldu. Acı ve tatlı günlerimiz oldu. Birlikte eğlendik, birliktegüldük ve birlikte ağladık. Acaba benim kabirdeki yalnızlığımı giderebilir,benimle birlikte olur musun?” dedi. Üçüncü hanım: “Elbette ki, hayır… Sen yaşlandınve artık ölümün gelmiştir. Ben henüz genç sayılırım. Önümde koca bir hayatvardır. Senden sonra evlenir, yeni sevgililer bulur ve yeni bir hayat kurarım”dedi ve yüz çevirip gitti.

Sıra ikinci eşegelmişti; onu çağırdı ve: “Sevgili karıcığım, sıkıntılı zamanlarımdahep sana gelir, senin yardımına başvururdum. En dar zamanlarımda seninle mutluolurdum. Fakat yazık ki ölümüm yaklaştı; kabre gireceğim. Benimle birliktekabre girer misin?” dedi. Üçüncü eş: “Kocacığım, çok üzgünüm. Ne yazıkki isteğini bu kez yerine getiremeyeceğim. Ancak kabrine kadar arkandagelebilirim” dedi ve büyük bir üzüntü içinde başını önüne eğdi.

 Düşünüyordu ki, acaba ilk hanımıma bu teklifiyapsam mı diye… Ancak çoktan terk ettiği ve sevgisini vermediği ilk hanımındanda ürkütücü bir cevap alacağını düşünürken, bir kadın sesi duydu; yüksek birsesle: “Ben sana refakat edeceğim ben… Sen nereye gidersen git; ben seninlebirlikte olacağım” diyordu. Hükümdar baktı ki, çoktan terk ettiği veilgi göstermediği ilk hanımı geliyor. Fakat ilgisizlikten ve terk edilmişliktendolayı o kadar hasta ve bakımsız bir halde ki, ona dönüp bakmaktan utandı.Büyük bir pişmanlık içinde: “Yazık ki seni anlayamamışım. Sendenesirgediğim ve laik olmayanlara verdiğim sevgiden dolayı çok pişmanım. Seni çoksevmeliymişim ve sana saygılı davranmalıymışım” dedi.

Şimdi gerçeğigörelim:

Kuşkusuz herinsanın da dört tane eşi vardır. Dört eşe sahip olan bir kraldan farkımızyoktur. Dördüncü eş insanıncesedidir. Biz cesedimizi besleyip, şehvetlerimizi ve arzularımızı tatminetmeye çalıştıkça cesedimiz bizi an-be-an terk eder ve bizi bırakıp gider. Engüzel cesetlerin bile ölümle birlikte ne hale geldiğini biliyoruz.

Üçüncü eşimiz Mal ve Mülklerimizdir. Ölüm anında bütün mal ve mülklerimiz bizibırakıp başkalarının eline geçerler.

İkincisi, dost ve akrabalarımızdır. Bunlar ne kadar samimi ve içten bile olsalar,yapacakları tek şey bizi kabirlerimize kadar götürüp defnetmektir. Sonra ertesigün işlerine gidip yeni arkadaşlar ve dostlar edineceklerdir.

Birincisi ise amel-i salihtir. Şehvet ve arzularımızdan fırsat bulup salih amelişleyemediğimiz için onu hep ihmal ediyoruz. Oysa bizimle birlikte kabregirecek tek şey amel-i salihtir.

Eğer bir günamelimiz bize görünse, onun nasıl olmasını arzu edersiniz? Amelinizi sıska,pörsümüş, hasta ve halsiz bir şekilde mi görmek istersiniz, yoksa iri-yarı,güçlü, mazbut ve ihtimamlı bir halde görmeyi mi arzu edersiniz? Hangisi?”

Afiyette kalın

samburek@gmail.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6