Malum, Cuma namazının şartlarından bir tanesi de hutbenin okunmasıdır. Hutbeyi irad eden zatın (imamın), bulunduğu semtin, mahallenin veya köyün, o haftaki sorunlarıyla ilgili; bir bir hutbe hazırlayıp ve cemaatinin kültür seviyesine göre okumasıdır.

Hutbeyi irat eden imamın, Hutbeyi çok uzatmadan cemaati hutbeye odaklamaya çalışmalı; çok kısa da tutmamaya özen gösterip, cumanın ruhuna uygun olarak itidalli davranmaya gayret etmesi en erdemli hitabet şeklidir... Diğer önemli bir hususta, imamın; hutbe konusunu derli toplu tutup mevzuyu dağıtmadan, cemaati bilgilendirmesi lazımdır.

Geçenlerde kırsal mahallenin birinde, Cuma namazını eda etmek için camiye gittim. Öğlen ezanından sonra ilk sünnetler kılındı ve imam hutbeye çıktı. İç ezandan sonra, imam efendi; muhterem cemaat, hutbemizin konusu ahiret için azık hazırlamaya dair olacaktır diye başladı. Tabi başladı demek ne demek? Hutbeyi bir uzattı ki sormayın. Konuyu öyle bir dağıttı ki, cibril hadisinden girdi Hz. Mevlana’dan mervi bir hikâyeyi anlatmasına kadar vardı, maide suresindeki Hz. İsa (a.s)'dan havarilerinin sofra istemeleri ayetinin mealine varıncaya kadar gitti de gitti.

İnan kendi kendime içimden dedim ki, şu dağınık Hutbeyi ben naçizane doğru dürüst anlamadıysam, çoğu köylü ve okumamış şu insanlar bu hutbeden ne kadar anlarlar acaba diye İç geçirdim. İnanın Hutbeyi irad eden imam efendi medrese mezunu ve icazetli biriydi. Hani bazı çevrelerin, ya şu imam hatipli hocalar bir şey bilmez falan diyorlar ya? Emin olun, her imam hatipli aynı zamanda (istisnaları hariç) iyi de bir hatiptir. Hazır Hutbeyi okusa da, konuya hakim ve Türkçesi düzgün olur. Diğer bir hususta, imam efendinin, Cibril hadisini izah ederken zikrolunan tertibe riayet etmemesiydi. İmanın şartlarını izah ederken de, Allah'a imandan sonra Peygamberlerine iman etmeyi ve ardından kitapları saymıştı.

Vel-hasılı kelam gerek icmali olsun ve gerekse irticali olsun; her kim o makama (minbere) çıkıyorsa öncelikle, imamı olduğu çevrenin bilgi seviyelerine göre bir hutbe okuyup ve konuyu fazla uzatıp dağıtmadan, kısa tutmaya özen göstermelidir. Ne çok cılız bir ses tonu, ne de cemaati kovarcasına sesini yükseltmemeye dikkat etmelidir.

Şehir merkezleri başta olmak üzere, DİB. Hazır ve tek tip hutbe kuralı, ne şer-i şerife ne de toplumların Şeriatla örtüşen örfüne uygun olmadığını düşünüyorum. Bugün, kültür seviyeleri yüksek olan yerlerin insanları ile, kenar mahallelerin İnsanının anlama kabiliyetinin bir olmadığını hepimiz kabul ederiz öyle değil mi? Peki, öyleyse DİB. nın söz konusu dayatması da neyin nesi oluyor. Eskiden hutbe kitapları vardı ve Cuma günü imam efendi, haftanın sorununa ışık tutacak şekilde bir hutbe seçip okurdu.

Şimdi bırakın hutbe kitaplarını da, Müftülüklerden imamlara verilen Hazır/tek tip hutbelerin kağıt üzerindeki şekli de tarihe karıştı. Geçenlerde yine kırsal bir mahallede Cuma namazına giderken, baktım ki hoca efendi Hutbeyi telefonundan okuyor. Ala sana hutbenin bereketi (!) mi yoksa hezimeti mi desem bilmiyorum. Kanaatimce, toplum olarak yavaş yavaş dijitalleşmekle birlikte robotlaşmaya doğru yol alıyoruz. İnsanlarımızın birçoğu, artık kitap okumuyor, kimin kafasına bir şey takılsa hemen Google den aramaya başlıyor. Kaynağının sahih olup olmadığına bakmaksızın veya kaynağının sıhhat derecesinin ne demek olduğunu bilmediği halde; mal bulmuş mağribi misali hemen sazanlama dalıp alıyor. Sonrada, bu mesele böyle değil şöyledir diye ahkam kesmeye başlıyor.

Yani, asıl izah etmeye çalıştığımız konu; Cuma hutbelerinin il veya ilçe müftülükleri tarafından değil de, her imamın bulunduğu çevrenin problemine dair bir hutbe seçip, ister icmali isterse irticali olsun okuyup cemaati aydınlatmasıdır. Bırakın kardeşim, imamları dev cüce mantığıyla idare etmeyi.

Devletin memuru da olsa, imameti suğra makamında olduklarından dolayı; bari Cuma günlerinde hürriyetlerini kısmayın. İmamların da biraz gayret gösterip, hazır hutbelerle mukayyet kalmadan, kavli leyine ile, cemaatlerini aydınlatmak için; araştırmacı ve mesleklerine meraklı olmaları gerekmektedir. Unutulmasın ki, imamlık bir meslek ve memurluktan öte, o; yüksek bir makamdır. O makamın hakkını verenlere ne mutlu. Kalın sağlıcakla efendim…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.