Huzur, refah, esenlik, rahatlık gibi kavramlar; bazı noktalarda farklı manalar içerseler de, aslında birçok yerde aynı manayı ifade ederler. Veya insanlar, bu kavramlardan her hangi birini telaffuz ettiklerinde, aynı maksadı kastederek söylerler. Peki, günümüzde insanlar/toplumlar/devletler huzurun değil hüznün kaynağı olan yaşam standartlarının peşinden koşuşturduklarının farkındalar mı? Bizce hayır! Huzurun ne manaya geldiğini bilmeyen sıradan bir kamyon şoförünün arabasının arkasına veya ön camına huzur İslam’da diye yazması da; İslami yaşantıyla hiç alakası olmayan farklı insanların bir kesimi de, huzurun İslam’da olduğunu söyleyip durmaları ne kadar doğru ve isabetli?

                     Bu gün ülkemizde ve dünyada, sayıları binleri bulan adı huzur (aslında hüzün evleri demek daha doğru) evleri olan mekânlarda; onlarca evlat yetiştirmiş olan anne babalara, oevlerde huzurlu olupolmadıkları sorulsa, eminim ki onlar ancak kahır ve çile çektiklerini söylerler… Bu onlara, orada iyi muamele edilmediği anlamına gelmez; bilakis, aile ortamındaki bir anlık huzurun dünyadaki tüm şeylerden daha değerli olduğunun bilinmesi içindir! Yaşadığımız modern dünyada, egemen güçlerin istilasına uğrayan kavramlar arasında, huzur kavramının da nasibinialdığını gizlemek mümkün değildir. Bu gün, huzuru yanlış adreslerde arayan milyonlarca insan; ruh hastalığı, şizofreni, stres, depresyon, intihar, uyuşturucu maddelere bağımlı olmak vs. gibi illetlerle boğuşmaktadırlar! Özellikle İslam âleminde bu gün huzur yoksa, suç, İslam’ı ilahi murada yaşamayan Müslümanlarındır… Huzur İslam da ise (ki İslam’ı dürüst yaşayanları için), peki, bu gün nüfusu 1,8 milyar olan İslam âlemi neden dağınık ve huzursuz?

                     Ha demek neymiş? Huzuru, huzurun kaynağında aramak lazımmış… Huzuru yanlış adreste aramanın getireceği sonuç, felaketler zincirinden başka bir şey değildir. Özellikle son iki asırdan bu yana, İslam âleminin çalkantılarla, savaşlarla, bölünme ve terör hadiseleriyle boğuşmasının tek nedeni; Müslümanların, huzuru katledengüçlerin ayak izlerini takip etmeleri, ve İslam’ın gerçek huzur ve hayat vaat eden çağrısından kaçmalarından kaynaklanmaktadır… Öyle ki bu gün, yeni gelin ve damat adaylarının birçoğu bile; aileleriyle birlikte yaşamak istememekte, anne babalarından uzakta kalmak için çareler arayacak duruma gelmişlerdir. Dolayısıyla hal böyle olunca, kısa bir zaman sonra, yalnız kalan ebeveynlerin birçoğu; şahsi ihtiyaçlarını karşılamaktan aciz kaldıklarında, soluğu ya ismi huzur evleri olan hüzün yerlerinde, ya da sokakların acımasızlığında bulmaktadırlar. Peki, huzur nerede?

                     Bazı noksanlıklarıyla beraber de olsa, Ümmetin son kalesi olan Osmanlı İslam devletinin yıkılması için; emperyalist güçler içimizde satın aldıkları hainler vasıtasıyla, ırkçılık gibi amansız bir hastalığın tohumlarını ekmeye başladıkları gün, aslında huzuru da katletmişlerdi. İçerdeki entrikacılarla dışardaki entrikacıların birleşmeleri sonucunda; söz konusu hastalıklı tohum meyvesini verince, Ümmet bilinci körelmeye başladı onun yerine ırkçılık ve batının uydurma ideolojilerinin savaşı başlamış oldu. Demokrasi, laiklik, liberalizm, özgürlük,insan hakları (!) vs. uydurma sloganlar ve ezberletilmiş içi boş olan nakaratlar!..

                     Batılı bir düşünürün düşündüren ifadesiyle: “Saadetlerini hep başkalarının evinde arayanların kendi evlerinde saadet yoktur.” (Jeean-Jacgues ROUSSEAU) Ne kadar doğru ve isabetli bir tespit, değil mi? Bu gün İslam âleminin başından belalar, savaşlar ve korkular eksilmiyorsa, bunun sebebi; huzuru kendi evlerinde ve değerlerinde değil de, Frenk Avrupa teslisci din tahrifçilerini taklit etmekte aradıklarındadır. Hâlbuki huzurun hayatımıza ışık tutacak nitelikteki prensiplerini, Kâinatın efendisi ta 1400 yıl önce bize öğretmişti. Bu kutlu öğretiler sayesinde, o gün başlayan huzur ve saadet kervanı; ufak tefek sekmeler yaşamış olsa da, ta bu günlere kadar gelmiş bulunmaktadır.

                Bu kervana katılmadan, firar eden her kim varsa, “Huzuru ne bu dünyada ne de öteki dünyada bulamazlar. Çünkü insan her hangi bir şeyi ararken, öncelikle o şeyin bulunduğu adrese gitmesi gerekmektedir. Şayet aranan şey yanlış adreste aranıyorsa, o şey her neyse kesinlikle bulunmaz. Belki de bunu izaha kavuşturmak içindir, Necati Bursalı: “Saadet (huzur) arıyorsan Kur’an kalesine gir, işte o anda ruhun sema sema yükselir.” Diye bu özlü sözü söylemiştir. Evet, Bu gün huzuru; dansöz oynatmanın gölgesine sığınmakta, futbol arenalarında nara atmakta, bar ve gazinolarda ömrünü tüketmektearayanların çoğunlukta olduğu bir dönemde, bir toplumda yaşamaktayız ne yazık ki. Ve kalkıp huzur diyoruz, hak hukuk diyoruz, doğru bildiğimiz yanlış ezberlerimizden bir türlü vaz geçemiyoruz. Hangi huzur, huzur nerede? Ve “İnsanlar büyük hırslar gütmesinler, küçük şeylerle pekâlâ mesut olurlar” diyor “Henry LONGFELOW” Huzurla kalın, huzurlu kalın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6