On dokuzuncu asrın başından itibaren, İslam coğrafyasında başlayan çözülme ve dağılmalar neticesinde, yirminci yüz yılın başına gelince; Osmanlı Devletinin yıkıldığı ve onun enkazlarından geri kalan coğrafyanın parsellenip, altmışa yakın devlet ve devletçiğe dönüştüğüne tanıklık etti dünya… Hâlbuki söz konusu ismi devlet veya uydu devlet olanların sınırları, İslam’ın ve Müslümanların amansız düşmanları olan başta İngilizler olmak üzere; batı ülkelerinin tarafından çizilmiş ve çizilen bu suni sınırlarla Ümmet birbirinden hem uzaklaştırıldı hem de koparıldı.

                                    İslam coğrafyasında esmeye başlayan, batı menşeli ideolojik fikir akımları; son yüz yılda dünyaya gelen Müslümanların çocuklarını fikirsel bazda, kendilerine entegre hale getirdikleri gibi, İslam’ın ön gördüğü vahiy kaynaklı Medeniyet, ilim, İrfan, fen, edebiyat, ahlak ve toplumsal hukuk ilkelerine yabancılaştırmakla, yerine sapık ideologların materyalizm kaynaklı saptırıcı fikir ve düşünceleri enjekte etmeye başlandı… Öyle ki, bu enjekte hadisesinden sonra; yüksekokullarda okuyan birçok kişi/kişiler, sigara ve alkole bağımlı olankimselerden daha çok, söz konusu ideologların icat ettikleri ideolojilerinin birer tiryakisi haline geldiler… Sağcılık, solculuk ve milliyetçilik gibi…

                                    Gelinen noktada bakıldığında, İslam coğrafyası tarumar olmuş; yetişen nesiller ise sadra şifa olacak türden gelecek vaat etmemekte; sorumlu olanlar ise sorunlu birer insan haline geldikleri gibi sorumsuz yaşayanların sayısı da her geçen gün biraz daha artmaktadır.. Günümüz İslam coğrafyasında, Müslüman anne babadan dünyaya geldikleri halde ve isimleri Müslüman ismi olanların birçoğu; Müslüman olmayantoplumların işlediklerinden daha çok çirkef işlerle iştigal etmekte, ve batı menşeli ideolojik akımlarının birer tiryakisi haline gelmiş oldukları görülmektedir…

                                    Öyle ki, bu gün Müslüman toplumlarında insanların birçoğu; sağ, sol, Kapitalizm, Komünizm, Sosyalizm, Ateizm, Deizm, Demokrasi, Liberalizm gibi İslam’la ve onun kutsal değerleriyle hiç bağdaşmayan, batıl ve atıl ideolojilerinin, bilerek veya bilmeyerek müptelası haline geldiklerini hiç kimse inkâr edilemez. Öyle ya, sosyal medyadan tutun da, yazılı ve görsel basına varıncaya kadar; kalem oynatanların birçoğunun günümüzde bu gibi ideolojik fikirleri konuşuyor ve tartışıp zaman israf ediyor olmaları, yaşadığımız toplumda ve dünyada insanların, ideolojik tiryakiler olduğunun bir göstergesi değil de ya nedir?

                                    Bakıldığında, adam Müslüman olduğunu söylemekle birlikte; Sosyalizmi veya başka her hangi bir ideolojik fikri savunmakta!... Peki, bu nasıl bir garabettir ki; bir insan hem Müslüman olacak hem de başka bir lisanı kullanacak? Yani başından sonuna kadar, yaşam tarzları tezat ve çelişkilerle dolu olan birçok insanın; inandıkları gibi yaşamamaları, yaşadıkları gibi de inanmamaları, ideolojilerin birer tiryakisi ve hastası olduklarından dolayıdır.

                Bunun başka izah tarzı olduğunu savunan varsa, bize izah etsin ve bizde bu muamma durum hakkında bilgi sahibi olalım saye-i hazretlerinden! İdeolojik tiryakilik, manevi bir hastalıktır; istila ettiği beden sarayını tarumar eder… Asrımız, ideoloji ve İzmlerinin yanı sıra; Nemrut ve Firavunlarının bol olduğu bir asırdır. Bu illetlerden kendilerini ve ailelerini korumak, her sorumlu Müslümanın öncelikleri arasında yer alır/almalıdır… Yoksa bir virüs kadar tehlikeli olan, söz konusu tiryakilik; girdiği yerde asla, “Birr” “Berr” ve “Bürr” barınmaz/barındırmaz!... Selamette kalın, ideolojik tiryakilikten uzak kalın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.