Ramazan ayında insanın en mutlu anlarından biri ve belki de en önemlisi İftardır. Oruç tutmakla uzun süre midemiz boş kalmış, acıkmış, susamış  bir halde iftar vaktine ulaşmanın tarifi ve hazzı çok farklıdır. hem ibadet etmenin hem de yemek yiyebilme serbestiyetinin kazanıldığı bir andır. İşte bu anda kontrolün kaybedilmeden oruçlu geçen zamanı yönetebilmekten daha da önemlisi iftar durumunu da iyi yönetebilmektir. Kontrolün kaybedilmeden iftar işleminin gerçekleştirilmesi esastır.

Burada kontrol yani iradeyi kaybetmemenin en etkili yöntemi kararlı olmak ve yemeğe Bismillah diyerek  sıcak bir çorba ile başlamak, hem verdiği lezzet ve haz açısından hem de gün içinde uğraşılarda daha içten davranmak için gereklidir diye düşünüyorum. Çorba her dem ve mevsimde başlangıç yemeğidir.  Eskiden özellikle kış mevsiminde her sabah her evde mutlaka çorba pişerdi. İnsanlar kahvaltıda mutlaka çorba içer ve güne öyle başlardı. Gün içinde veya akşam yemeklerinde de çoğu zaman yalın olarak sofrada bir çorba bulunduğu günleri diğer günlerden bir hayli fazlaydı eski insanların… Anadolu kültüründe ramazanlarda iftar bir tas çorba içimi ile başlar, akşam namazı arasından sonra yemek yenilmesi uygun görüldüğü durumlar çok olmuştur. Bu nedenle bu gün çorbanın öneminden söz etmek istedim.

Fransız edebiyatçı Montaigne’nin şu sözü oldukça manidardır.”Çorba denilince, kral da, dilenci de aynı iştahla acıkırlar”

Günümüzde bilimsel araştırmaların sonucunda sağlıklı beslenmenin temelinde çorbanın yer aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Hatta insan beslenmesinden söz edildiğinde akla ilk gelen yiyecek çorbadır denilebilir. İçerdiği besin öğelerinin yanı sıra sulu yapısı aynı zamanda cildin de nemli kalmasını sağlar. Bazı çorbaların mideyi de rahatlatıcı bir özelliğe sahip olması (tarhana, sebze çorbası vb.) doyurucu olma özelliğinin yanında aynı zamanda bazı hastalıklara da iyi geldiğine inanılmaktadır. Ünlü edebiyatçı Ahmet Rasim, çorbanın özellikleri, faydası, konumu hakkında söylenebilecekleri şu şekilde özetlemiş:

Kana kuvvet, göze fer, batna ciladır çorba
İllet-i cûa devâ mahz-ı gıdadır çorba
Sağlara, hastalara ayni şifadır çorba
Ağniya dostu, muhibb-i fukarâdır çorba
Hâsılı hâhiş ile ekle sezâdır çorba.

Çorba Türkiye’de hemen her bölge ve yöre mutfağının en önemli zenginliklerinden birisidir. Tahıl türlerinden sakatatlara, sebzelerden deniz ürünlerine kadar, baklagillerden unlusu, yoğurtlusuna kadar birçok çeşidi yapılmaktadır. Çorbalarımızdan tadan bütün yabancıların bu lezzete hayran kaldıklarını söyleyebiliriz. Zira bizim mutfağımız ile özellikle Avrupa ve batı mutfakları arasında önemli farklılıklar mevcuttur. “Bizim tencere yemeklerimizin çoğu, örneğin kuru fasulye, bize göre bir ana yemek, batılılara göre ise bir çorbadır. Batılılar ise çorbalarının içine bol miktarda hamur işi, baklagil, sebze, daha az sayıda çorbaya da değişik et parçaları koyarlar. Bu nedenle de onlar çorbalarını içmezler, yerler. Nitekim Almanlar bizim kuru fasulyenin çok benzeri bir yemeği,”Bohnensuppe” olarak bilir ve çorba niyetine yerler. Oysa bizim çorbalarımız daha sulu, daha az taneli, daha az etli yada sebzelidir. O nedenle çorba bizde içilir.” (Megep- Türk mutfağına özgü çorbalar modülü)

Birçok yöresel çorbanın içinden faydasına ve lezzetline güvendiğim “Mahlûta” çorbasını tarif etmeye çalıştım. Mahlûta özellikle Arap mutfağının özelliklerini yansıtan bir çorbadır. Mahluta kelimesi de Arapça bir kelime olup “karışım  veya “karıştırılmış” anlamlarına gelir.Bazı kaynaklarda Lübnan’a ait bir çorba olarak tanıtılsa da Türkiye’de de Güneydoğu Anadolu bölgesinin hemen her yöresinde ve Antakya bölgesinde sıklıkla yapılmaktadır. Urfa ve yöresinde de çok iyi bilinen, Mahluta çorbasının yapımı zahmetsiz ve zevklidir.

Mahluta Çorbası
Malzemeler:

  • 2 kuru soğan, doğranmış
  • 2 yemek kaşığı tereyağı veya ½ Çay bardağı zeytinyağı
  • 1,5 litre su (Et suyu veya tavuk suyu tercih edilirse daha lezzetli olur.)
  • 1 Su bardağı kırmızı mercimek,
  • ½ su bardağı pirinç ayıklanmış ve yıkanmış
  • Arzuya göre miktarı belirlenmek üzere karabiber
  • 1 veya 2 tatlı kaşığı öğütülmüş kişniş (Arzuya göre ayarlanır)
  • Yeterince tuz
  • 2 diş sarımsak
  • 1 tatlı kaşığı kimyon
  • 2 limon
  • Kırmızı pul biber, birkaç dal maydanoz.


Hazırlanması:

  1. Mercimekleri yıkayıp 1,5 litre suya atın ve kaynatın. Pirinçleri, Karabiber ve kişnişi de ekleyip Mercimekler iyice ezilene kadar kaynatın. (Kaynarken eğer çok koyu olursa biraz sıcak su ekleyin. Kıvamı çok sulu veya tersi olmamalı normal olmalıdır.)
  2. Koyuluğunu ayarlamak için gerekirse bir miktar daha kaynar su ekleyin.
  3. Bir tavada yemeklik doğradığınız soğanı yağda iyice yumuşayana kadar kavurun. Sarımsakları ezip katın ve bir süre daha yakmadan kavurun.
  4. Kavurduğunuz soğan ve yağı Kaynamış mercimek ve pirince ekleyerek birkaç dakika kaynatmaya devam edin.
  5. Kâselere alıp üzerine kırmızı pul biber, kimyon ve kıyılmış maydanoz serperek soğan ve limon dilimleri eşliğinde servis yapın.

Hayırlı Ramazanlar dilerim.

Afiyette Kalın

Samburek47@gmail.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.