Dün, akşamüstü fırına gittim. Kasada duran adama 2 ekmek talebiyle 2 lira uzattım. O sıra mırıldandığı parçadan bir kuple de nasibime düştü: “Yav bu paraya bu rezillik çekilir mi? Ramazan vakti, oruçlu halimizle bu kadar yoruluyoruz, beş kuruş da para kazanabilsek…”. Ben de tebessümle ekmeğimi alıp uzaklaştım. Eve geldim. Adamın söylediklerini ara ara düşündüm durdum.

            Anladığım kadarıyla bu emekçi abim, 1 liraya sattığı ekmekten emeğinin karşılığı kadar para kazanamadığını, söylemeye çalışıyor. Ramazanda Urfa’daki fırıncıların yaşadığı çileyi bilirim de 1 liraya sattıkları 180 gram ekmekten nasıl para kazanamazlar, onu bilemedim. Çünkü şu an Şanlıurfa Buğday Pazarında ekmeklik buğdayın kilosu (1000 gramı) 1,55 lira dolaylarında satılmakta. Yani başka bir ifadeyle; 1 kilo ekmeklik buğday 1,55 lirayken, 1 kilo ekmek 5,55 liraya tekabül ediyor. Ve buna rağmen bu emekçi abim durumdan şikayet ediyor. Peki, haklı mı?

            Muhtemelen haklı. Zira biraz düşününce, buğday tarladan sofraya ekmek olarak gelinceye kadar; birkaç fatura, birkaç işçilik, birkaç nakliye gibi ciddi masraf ve emeklerle tanışıyor. Sorsan, çiftçi de fabrika sahibi de işçi de… kazandığından memnun değil. Gel gör ki bir vatandaş olarak ben de ödediğim fiyatı yüksek buluyorum. Niye yüksek bulduğuma dair hesaba hiç girmeyeyim. Zaten bu aralar asgari ücret üzerinden yeteri kadar çay ve simit hesapları yapılıyor.

            Buraya kadar vurgulamak istediğim -hemen hemen herkesi etkileyen- içerisinde bulunduğumuz ekonomik sıkıntı aslında. Ekonomist değilim. Fakat benim de bu olan bitene dair naçizane çözümlemelerim mevcut. Bu vesileyle, “genel bir yaklaşımla” bile olsa düşüncelerimi paylaşmış olayım.

            Her şeyden önce şunu belirtmeliyim ki, içerisinde bulunduğumuz ekonomik sıkıntı, sadece ekonomik konulardan kaynaklı değil. Lakin ben, “Betonlaşma” eleştirilerine katılmadığımı söyleyerek meseleye girmiş bulunayım. Katılmıyorum çünkü gelişimimizi tamamlayabilmemiz için yollara, köprülere, limanlara vs. ihtiyacımız var. Hatta enerji konusundaki dışa bağımlılığımızı azaltmak için güneş enerjisi santrallerine, rüzgar türbinlerine, hidroelektrik santrallerine yani yenilenebilir enerji kaynaklarına da ihtiyacımız var. Zirai üretime de hayvansal üretime de endüstriyel üretime de… ihtiyacımız var. Şu anki mevcut üretimden çok fazlasına ihtiyacımız var.

            Tabii en önemlisi de bunları bir arada, uzun vadeli projelerle koordine edebilmemiz lazım. Zamanla, ürettiklerimizle kendimize yetebilmemiz, ihtiyaç fazlasını ihracata dönüştürebilmemiz, kazandıklarımızla da başta teknoloji olmak üzere birçok alanda nitelikli yatırımlar yapmamız lazım.

            Özetle, bugün yaptığımız köprülerden kendi enerjimizle ürettiğimiz ürünleri kamyonumuzun sırtında geçirmezsek, yaptığımız limanlardan yine kendi enerjimizle ürettiğimiz ürünleri gemimizle göndermezsek; korkarım fırında, tarlada, şantiyede vb. dinlediğimiz parça hiç değişmeyecek.

            Kalın sağlıcakla…

                        Üretkenliğin artışı refahı arttırmanın tek yoludur.

                                                                       MARIO DRAGHI

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
FIRINCI 7 ay önce

Sıkıntıkarımız keşke sadece ekonomik olsa. Ülkenin çivisi çıkmış durumda

Avatar
Mustafa Yaşar 7 ay önce

Her adımda vergi alınıyor artık ürün bahçeden çıktığının 10 katı bize yansıyor kimse de bu d7ruma ses cikarmiyor

Avatar
Serdal 7 ay önce

Bu hükümet bizleri insanlari vatandaşini emekçiyi artık yok sayıyor bu devran degişmeli

Avatar
CELAL CIVIŞ 7 ay önce

Yüreğine sağlık kardeşim.. Çok başarılı buluyorum yazılarını çok ama çok KIYAK yazı..

Avatar
Muhammed Fatih 7 ay önce

Bu kriz en aşağı 2 sene daha sürer. Mesele yetkililerin, güç sahiplerinin, para babalarının elini taşın altına koymasında. Umarım krizi çözme adına olumlu bir şekilde çaba gösterilir

Avatar
Cngzoge 7 ay önce

Hani şairin bir sözü vardı Celladına aşık olmuşsa bir millet falan diyorduya nedense aklıma geldi işte neyse en çok sen ağlayacaksın peygamberler şehrine sahip çıkamayan urfalı fırıncı, kasap, vs esnaf kardeş

Avatar
Emin 7 ay önce

Eline sağlık güzel konulara değinmişsin haklı eleştirilerin var ama betonlaşma konusunda sana katılmıyorum üretim yapmak için kuru bi betonlaşmaya gerek yok bence...

Avatar
Erdal 7 ay önce

Yine onikiden vurmuşsun. Karizma bir yazıda olmuş. Gel gür ki üreticiler yüksek maliyettten (özellikle vergiler - bir ton Ekim gübresi 3000 TL) üretimi bırakma noktasına geldi. Herşey güzel olacak diyoruzda gel gür ki hep batiyoruz.

banner8

banner6