Nurani mevsimin önemli bir menziline daha varmak üzereyiz. 10 Mart Çarşambayı Perşembeye bağlayan gece, Receb ayının 27. gecesi olan mübarek Mi’rac gecesidir. Bütün Müslümanlara kutlu olsun!

“Habibullah” (Allah’ın en çok sevdiği) unvanının sahibi olan Peygamberimiz (ASV) iki risaletin de sahibidir. Yani iki elçilik görevi bulunmaktadır. Birisi: Allah’ın dinini insanlara tebliğ etmekle Allah’ın elçisi olmasıdır. Diğeri ise: insanlar, cinler hatta tüm mahlûkat adına kâinat halkının temsilcisi olarak Allahu Teâlâ ile görüşmesi, halkın elçisi olmasıdır. Başka bir deyişle, Muhammed (ASV) Allah’tan insanlara gelen Allah elçisi olduğu gibi, insanlardan Allah’a giden insanlığın elçisidir.

Hira’da ilk aldığı vahiyle Allah elçisi olduğu mucizelerle ve Kur’an’la belgelenmiştir. Mirac gecesinde de bütün yaratılmışların adına, onların elçisi sıfatıyla Yüce Allah’la görüşmüştür. Böylece Mi’rac onun bu ikinci risaletinin de tescillendiği gece olmuştur.

Mescid-i Haram’dan Cebrail (AS) refakatinde mahiyetini bilmediğimiz “Burak” adı verilen ve şimşek gibi ışık hızıyla yol alan bir binekle önce Mescid-i Aksa’ya gitmiş, orada bütün ümmetlerin imamlarına imam olarak tüm peygamberlere namaz kıldırmıştır. Ardından da “Mi’rac” denilen ve yine mahiyetini bilmediğimiz ilahi bir araçla göklere yükselmiştir.

Bu dünya hayatında insan ruhu bedenine bindirilmiştir. Bu nedenle beden hızıyla hareket etmektedir. Mi’rac gecesinde ise Peygamber (ASV)’ın mübarek vücudu onun ulvî ruh-u şerif’ine tabi kılınmıştır. Bunun içindir ki ışık hızından daha hızlı ruh hızıyla hareket etmiş, milyonlarca ışıkyılı uzaklıktaki mesafeyi bir gecede kat’ edip dönmüştür. Yedi kat göğü aşmış, Arş’ı, Levh, Kalem ve Kürsi’yi görmüş ve Sidretü’l-Münteha’ya ulaşmıştır. Bu isimleri dünyamızda bazı nesneler için kullanırız ancak isim benzerliğinden başka bir benzerlikleri yoktur. Sözgelimi üzerinde oturduğumuz iskemleye “kürsi” deriz oysa Allah’ın Kürsi’si, Kur’an’da “gökleri ve yeri kaplamıştır” (Bakara 1559 şeklinde tanıtılmaktadır. Bu nedenle bu kavramların mahiyetlerini bilmemize imkân yoktur. Tuhub’u hiç görmeyen kimse, oradaki mevkiler olan “Zehteryê, Şkeftokâ, Selebê, Seré Qesré, Kevır Belo” gibi kavramları bilemez, nasıl yerler olduğunu anlayamaz. Aynen bunun gibi, Miractaki kavramları ancak gören bilir. Bize düşen, gördüğünü haber veren Resulullah’a (ASV) şeksiz inanmaktır.

Astronomi’nin “uçsuz-bucaksız” dediği uzayın, aslında bir sınırı vardır. İşte kâinatın son sınırı Sidretü’l-Münteha’dır. Yaratılmışların son sınırıdır. Cebrail (AS) buradan öteye gidememiştir. Fakat Yüce Allah’ın en yüksek makam sahibi aziz misafiri olan Muhammed (ASV) “Refref” adı verilen araçla bu sınırı da geçmiş, “Kab-ı Kavseyn” tabir edilen göz kapaklarının göze olan yakınlığı kadar Allah u Teâlâ’ya yaklaşmıştır. Zat-ı Akdes’i gözleriyle görmüştür.

Yüce Allah’ın zatını görür görmez selama durmuş: “Ettehiyyâtu’l-Mübârekâtu’s-Salavâtu’t-Tayyibâtu lillâh” ("Bütün zîhayatların hayatlarıyla gösterdikleri tesbihat-ı hayatiye ve Sâni'lerine takdim ettikleri fıtrî hediyeler, bütün medar-ı bereket ve tebrik ve bârekallah dediren ve "mübarek" denilen ve hayatın ve zîhayatın hülâsası olan mahluklar, hususan tohumların ve çekirdeklerin, danelerin, yumurtaların fıtrî mübarekiyetlerini ve bereketlerini ve ubudiyetleri, zîhayatın hülâsası olan bütün zîruhun ibadat-ı mahsusaları; zîruhun hülâsaları olan kâmil insanların ve melaike-i mukarrebînin, salavatın hülâsası olan tayyibat ile nurani ve yüksek ibadetleri ey Rabbim sana mahsustur. Ben dahi bütün onları tasavvurumla ve imanımla sana takdim ediyorum." Bediüzzaman)

Cenab-ı Hak, Resulünün bu selamına karşılık “Esselâmu aleyke eyyuhe’n-Nebiyyu ve rahmetullâhi ve berekâtuhu” (Selam senin üzerine olsun ey peygamber, Allah’ın Rahmeti ve O’nun bereketi de senin üzerine olsun!) buyurdu. Bunun üzerine Resulullah (ASV) ümmetinin Salihlerini de unutmayarak: “Esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-Sâlihîn” (Selam bizim üzerimize ve Allah’ın salih kullarının da üzerine olsun!) dedi. Sidretu’l-Münteha’da bekleyen Cebrail (AS) bu selamlaşma üzerine şehadet getirdi: “Eşhedu el-lâ ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muammede’r-Resulullah!” Namaz müminin miracı olduğundan, her mümin namazda Rabbinin huzurunda diz çöküp oturduğunda bu selamlaşmayı okuyarak, Allah’a ve Resulüne olan bağlılığını göstermektedir.

Peygamber (ASV)’ın Mirac gecesinde gördüğü ve hem ayetlerde, hem hadislerde ifade edilen kavramların mahiyetini bilmemize imkân yoktur. Resulullah’a gösterilen bu ayetler İsra Suresinde şöyle ifade edilmiştir:

“Bir gece kulunu, Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya ayetlerimizi O’na göstermek için götüren Allah her türlü noksanlıktan uzaktır. Şüphesiz O, her şeyi işiten ve görendir. (İsra,1.)

Hepimizin temsilcisi olarak Yüce Allah ile görüşen kainatın efendisi o mübarek peygamberimize binler salât ve selam olsun! Okuyucularımın ve bütün ehl-i imanın Mir’ac gecesini tebrik ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.