YUNUS SURESİ'NDEN UYARILAR!

Kerim kitabımız, 14 asırdan beridir insanlığı; Allah'ın azabına, îkabına, mahkemesine, ceza gününe karşı uyarmaktadır. İlahi emre kulak tıkayanlar olduğu kadar, kulak verip iman edenler de olmuş ve olmaya devam etmektedirler. Ne ki, ilahi ikaza kulak tıkayanlarla birlikte yaşamak zorunda kalan bir kısım kulak verenlerin; işlenen cürüm ve münkerata karşı kulak tıkamaları var ki, o da gelen azabın onları da kapsama alanına almasına sebep olmuştur/olmaktadır. Kur'ân'i Kerim'i dinleyelim:

"Şunu da söyle: “Ne dersiniz, ya O’nun azabı bir gece veya gündüz vakti üstünüze inerse!” Günah içinde boğulmuş olanların böyle âcilen olmasını istedikleri bunların hangisidir? (Yunus.50) 

İnsanlık tarihi, bir yönüyle de kavimlerin/toplumları helâk ve yok oluşların tarihidir denilse yeridir... İnkâr ve günahta ısrar edenlerin azıp, davetçi elçilerle alay etmede sınırı aştıkları bir zamanda; ilahi azaba ansızın yakalanıvermişler. Elçilerin tebliğ ettikleri davetle, Allah'ın hükmüne teslim olmaları gerekirken, taşkınlıkta sınır tanımadıklarından dolayı; âd, semud, eyke ve kureyş halkı gibi kavimler; ilâhi cezayı dünyada boyladıkları gibi, ebedi hayatlarını da perişan etmişlerdir. 

Olacaklar olduktan sonra mı buna iman edeceksiniz? O anda, öyle mi? Hani azabın çarçabuk gelmesini istemiştiniz! (Yusun.51)

Olacaklar, olduktan yani, insanın yola gelip tevbe etmesi için; illaki Allah'ın azap mı göndermesi lazım? Azabın gelip çatmasıyla, yola gelenleri gördüğümüz gibi, asla gelmeyenlerin varlığından da haberdarız. Ama öyleleri var ki, gökten yağmur yerine taşlar yağsa yine de yola gelmezler! Çünkü onların, kalpleri, gözleri ve kulakları mühürlenmiştir bir kere. Uyarı ve ikazlara rağmen, inkâr ve inatlarında ısrar edince; tabir caizse irsaliyeleri işte böylece kesilmiş olur:

 "Sonra o kötülük edenlere şöyle denilir: “Tadın bitmeyen azabı! Vaktiyle yaptıklarınızdan başka şeyler sebebiyle mi cezalandırılıyorsunuz?” (yunus.52)

Bakıldığında, dünyada ve ülkemizde; Allah’ın göndermiş olduğu bunca deprem, hastalık, sel, kasırga, tsunami ve toplumsal felaketlere rağmen; az bir kısmı hariç, insanların bırakın yola gelmeleri, daha da azıttıkları görülmektedir...

 “Sahi bu doğru mu?” diye sana soruyorlar. De ki: “Elbette! Rabbime yemin ederim ki bu söylenenler kuşku götürmez bir gerçektir. Siz de bunları önleyemeyeceksiniz!” (yunus.53) O zaman, iman ispat ister! İspatı olmayan bir inanç, arızalı ve defolu bir inançtır. En büyük keramet, insanın istikamet sahibi olmasıdır. İstikameti olmayanın kameti, kameti olmayanın kıymeti yoktur. Onun için, Kavli ve kevni ayetleri okuyup, üzerinde uzun uzun düşünmeliyiz! Kimin/kimlerin yanında ve kimin/kimlerin karşısında olduğumuza dikkat etmeliyiz. İlahi ceza iki türlüdür, biri dünyadadır ki, geldimi yaş kuru ayırmadan herkesi kapsar; ancak herkes inancı ve niyeti üzerine dirilir. Bir de uhrevi cezadır, bu da geçici ve ebedi olmakla; sonucu Allah'ın merhametine kalmıştır. Dilediğini affeder, dilediğini de ebediyen cezalandırır!

22 Nisan 2024