İnsanoğlu, Allah’ın kendisini yoktan var ettiğini, sayısız nimetler bahşettiğini, akıl nimetisayesinde üstün meziyet ve yetenek sahibi kıldığını; en kısa anlatımla unutan en önde gelen varlıktır. Göz nimeti sayesinde, kâinatı ve dünyadaki olup bitenleri temaşa ederken; gözleri veren yaratıcısına şükür edeceği yerde, müstağni kesilmesi kadar, başka bir bedbahtlık, nasipsizlik, nankörlük var mıdır acaba?.

                            İnsanoğlu, dünya malını, imkân ve olanakları, evlat ve iş sahalarının çokluğuna kavuşunca; çoğu kere, kendi yaratılışını unutur. Unuttuğu zaman, şeytan ve nefsi emaresi; ona, sağından ve solundan, önünden ve arkasından yanaşıp vesveselere gark edip onun, kimselere muhtaç olmadığını, elindekileri kendi becerileri ve aklı sayesinde elde ettiğini telkin edip, Halik’ı Azim olan Rabbine karşı isyana sevk eder, teşvik eder, gaflet kuyusuna atar!...

                            Mu’cizül beyan Hz. Kur’an; insanın nisyan (unutkanlığını) ve isyanını şu şekilde beyan etmekle, bizi söz konusu tehlike konusunda uyarmaktadır: “İnsanı bir nutfeden/damla sudan yarattı. Birde bakarsın ki o, apaçık bir hasım/düşman oluvermiş. Hayvanları da yarattı. Sizin için onlarda ısıtıcı (korunma maddeleri) ve pek çok faydalar vardır. Ve onların bir kısmından yersiniz.” (Nahl/4,5)

                            Evet, insanın bidayeti bir nutfeyle/damla suyla başlamakta! İnsan, yaratılış hakikatini unuttuğu andan itibaren; apaçık düşman olan Şeytan, hemen ona yanaşır ve onu isyana teşvik eder. İnsan, bir kere isyana kalkıştı mı; onu kontrol etmek çok güçleşir. Haliyle agresifleşir, doyumsuz olur, nefsinden başka kimseyi beğenmez; insanların elindekine tamah edip kıskanır, hep kendi kazanmak ister, diğer insanlara hiçbir şeyi layık görmez, dolayısıyla insan olma sıfatının dışına çıkar!

                            Hayvanlardan davar,atve sığır sürülerine sahip olduğunda, sahibine karşı cömert ve Şakir olması gerekirken; çoğu kere, nankör ve cimri kesildiği görülür. Tıpkı, daha önce ekmeğe muhtaç olduğu halde, kısa bir zaman zengin olunca da; “zekâtı vermekten imtina edip onu haraca benzeten nasipsiz Sa’lebe gibi oluverir! Hâlbuki dünya ve içindeki her şey, yüce Allah’a aittir. Mülk sahibi odur. İnsanoğluna vermiş olduğu her şey birer emanettir. Kimin daha iyi işler yapacağını denemek için, kimine yoksulluk, kimine de zenginlik verir. Nasipleri taksim eden odur. Hiç kimse çok akıllı olduğundan dolayı zengin olmadığı gibi, iş bilmediğinden de fakir düşmemekte!

                            Çünkü, Allah (c.c)! Dilediğine çok, dilediğine az verir. Mülkün sahibi, mülkünden dilediği gibi tasarruf eder. Hiç kimse Allah’tan hesap soramaz. Lakin yüce Allah, yaratmış olduğu kullarından; kendilerine vermiş olduğu nimetlerin, sıhhatin, zamanın, emanetin, ubudiyetin hesabını soracaktır. İnsanın, insan olma sıfatını kaybetmemesi için; daima teyakkuzda olması, şeytan ve nefsin asılsız dürtülerine kulak asmaması lazımdır. Önceliğimiz insan olmalıdır. İnsana, asli vazifesi olan Allah’a kulluk hatırlatılmalıdır! Nisyan, isyan ve tuğyan gibi, insanı yoldan çıkaran, zararlı iç ve dış etkenlerden sakındırmak; aydın, mütefekkir, müellif ve her ilim erbabı olan zatların görevidir.

                            Özet olarak, “Ümmetin maddi ve manevi her şeyinden sorumlu olanların, Emri bil maruf ve Nehy-i anil münkeri zinde ve kavvi tutmaları gerekmektedir. Bu asli vazife terk edildiğindendir ki, işte bu gün,kendinive haddini bilmez bir sürü sürtük sözüm ona sanatçı müsveddesi; çıkıp Müslüman hanımların tesettürüyle alay edebilme cesaret ve cüretini kendilerinde bulabiliyor ve saldırıyorlar. “Meydanı boş bulunca ehli haviye/havlayıp duranlar çoğalırlar haliyle.”

                            İşin aslı ve özeti şudur: “Malda yalan mülkte yalan, al biraz da sen oyalan!” Yunusun dediği gibi; hiç kimse mal ve evlat çokluğuna kanıp da; Allah’a karşı kendini müstağni görmesin. Unutulmasın/unutmayalım/unutmasınlar ki; ebedi olmasını temenni ettikleri/ettiğimiz şu fani dünya, bir gün içindekileriyle birlikte yok olup gidecektir. Ebedi âlem ahirette, herkes Allah’ın yüce divanında; dünya hayatında yapıp ettiklerinin hesabını bir bir vereceklerdir! Ehli takva da hesap verecek, ehli takla da! Alay edende, alay edilen de hesap verecek! Ancak! Her kim ki, dünyadayken Allah’a, Onun dinine, Resullerine ve has kullarına karşı husumet beslemişse/beslemişlerse; işte onları, elem verici ve sonu vaveyla ile biten bir ceza günü beklemektedir… Kulluk makamında kalın, muttakilerle beraber olun. Selam ve dua ile efendim! 29 Haziran 2020   

                           

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.