İrfan geleneğimizde, insan yani Müslüman ve Ramazan; biri muhatab-i teklif-i Rahman, diğeri ilahi beyan! Kadim Medeniyetimizde, ecdadımızın Ramazan ayına bakış açılarıyla; günümüzün özellikle, son yüz yıl Müslümanlarının bakış açıları arasında dağlar kadar fark vardır denilse yeridir…Asırlık çınar mesabesindeki, bu gün hayatta olan yaşlılarımıza; günümüzün Ramazanlarını nasıl buluyorsunuz diye bir soru yöneltildiğinde: “Nerdeee o eski Ramazanlar” diye cevap verecekleri kesindir. Günümüzün modern dünyasında, eskisi kadar; manevi değerlerin kadr-u kıymeti de takdir edilmiyor artık.

                           Çünkü erozyona uğramış olan sosyal dokuyla birlikte, iletişim ve ulaşım araçları da;insanları, insanlığı birbirinden koparıp dağıttı. İnsanlar birbirlerinin evlerine gidip, eskisi gibi birlikte oturup sohbet ortamı oluşturamıyorlar. Çünkü, teknolojik olanakların seline farkında olup veya olmadan; kapılan insanların çoğu artık yalnız yaşamaktadırlar… Kadim ve irfan geleneğimizde, Müslümanlar Ramazan ayına üç ayların girmesiylebirlikte hazırlık yapar, onu şevkle, aşkla, iştiyakla; beklemeye dururlardı. Öyle ki, adeta yıllarca görmedikleri bir kıymetlinin yolunu gözler gibi gözlerlerdi Ramazan ayının yolunu…

                           Peki, Şimdi de öyle mi? Hayır. Eskiden Ramazan ayı müddetince, gün boyu kapalı olan Lokanta ve diğer aş evleri; yerini günümüzde kapıları ardına kadar açık olan Lokanta ve Restoranlara bıraktı. Çarşının ortasında, hiç kimseden çekinmeden sigara tüttürenlerden tutun,lokanta kapılarında; buyurun aile yerimiz mevcuttur diye insanları içeri davet edip bağıran garsonlara kadar, işin dozajını kaçıran veledler türedi içimizde! İnsanların, hayâ ve birbirlerinden çekinme diye bir dertleri kalmadı sanki.İnsan can çekişiyor, insanlık ise gün geçtikçe değerini kaybediyor. Her gün TV. lerde yapılmakta olan İftar ve sahur programları, insanın ruhunu okşayamıyor, onu manevi olarak doyuramıyor. Çünkü, İnsanların kahır ekseriyetinde; bu gün o samimiyet ve gönülden gelen kadim kelamların yerini; süslü ve yaldızlı kavramlar ile edebiyat içerikli içi boş sözler aldı…

                            Çoğunu Müslümanların teşkil ettiği bir memlekette, manevi değerlerin böylesi bir şekilde; hafife alınması ve es geçmesine kahroluyor insan… Oysa Ramazan ayında, İnsanın tekâmül sınavını vermesi gerektiği yerde; Şeytanın ve şeytan dostlarının adımlarına ayak uydurup kendini kaybetmesi, sokak ve çarşıların o kadim ve estetik dokularının yitirmesine neden oldu. Evet, bir kısım insan oruç tutar fakat Namaz kılmaz, bir kısmı ise Namaz kılar ama mal varlığı olduğu halde Zekât vermez. Yani, insan yaratılış gayesinden fersahlarca uzaklaşmış durumda. Sevgi ve muhabbetin yerini; gösteriş için birliktelikler ile samimi olmayan dostluklar aldı…

                           Ne o güzelim köy odalarında, yaşlıların candan yaptıkları sohbetleri kaldı, ne de onları can kulağıyla dinleyen edepli ve saygılı genç nesiller. Kayboluyoruz adeta, kaybettik kendimizi, nereye kadar? Bunun adı karamsarlık ve tek taraftan bakmak diye adlandırılsa da; toplumun oluşturduğu hal-i hazırdaki tablonun resmi budur. Oruç tutup ve her akşam teravihleri kaçırmadıkları halde, ama Ramazan ayı bitince; beş vakit namaza ve camiye elveda edercesine, bir dahaki seneye kadar namazsız ve abdestsiz gezip yaşayanlar, nasıl bir inanca sahip olduklarını sorgulayan her hangi etken bir güç ve otorite de kalmadı ne yazık ki. Dileyen dilediği gibi yaşadığı halde, ama söz konusu İslami konu ve meselelere gelince; birçok kimsenin; her konuda fikir yürüttüğü, kendine toz kondurmadığı ve hitabette papağan kesildiği görülmektedir.

                           Evet, İnsan; nisyanınkaranlık kuyusunda nefsin sonu gelmez isteklerine kurban olan insan. Şeytana uyan insan. Kendini sorgulamaktan kaçan,kaçak insan. Başkasının gözündeki çöpü gördüğü halde, kendi gözlerindeki merteğigöremeyecek kadar kör olan insan… İslam’ı ve Müslümanlığı, yalnız Ramazan ayına münhasır kılan insan, müstağni ve kendini la yüs’el gören insan!... Bir elinde zerre kadar ihsan, ama diğer elinde bir sürü isyan ve tuğyan. Yola bir türlü yolcu olmayı başaramayan insan, sağa sola yalpalayan insan, söz konusu kulluk olunca cahil, ama maddiyat söz konusuolduğunda, uzman olan insan… Ramazan geldi ve gitti gidecek, peki, bize ne verdi veya biz ondan ne kadar feyiz alıp olgunlaştık acaba? Şehirlerde hayatın akışı hızlı devam etse de, köylerde hayat durma noktasında. İnsanlar uyuşuk ve lakayt… Geçenlerde, camisi olan bir köye, Cuma namazını kılmaya gidince; öğlen ezanı okunduğunda, İmam dâhil beş kişiyle Cuma namazını kıldık. Evet, hem de Ramazan ayı olduğu halde. Dört kişilik bir cemaat ve İmam. Hatta İmam efendinin telefonla birkaç kişiyi, camiye gelmeleri için aradığını ama gelmediklerine şahit olduk… İnsan ve Ramazan ayı, taşrada böyle olsa da; şehrin kalabalık kitlelerine bakıp da; her şeyin rayında olduğunu sanmayın… Bir farkla ki, şehir insan selinin kaybolduğu yerlerdir. İyi olanları da içinde barındırır, kötü olanları da! Fakat köyde durum farklı ve vahim...

                           Siverek havzasında, hala birçok köyün camisiz, camisi olanların da cemaatsiz olması; modern dünyada Dinin ve bir nebze dini yaşayanların nasıl da garip olduklarını göstermektedir… Kısaca İnsan ve Ramazan, eskiden olduğu gibi artık iç içe değil; birinden uzak iki yabancı gibi durmaktalar! Peki, suç kimin? Tabi ki, nisyanına kurban giden insanın… O eskimez Ramazanların, ruh ve heyecan günlerine kavuşmamız duasıyla hayırlı iftarlar…

27 Mayıs 2019/ 22 Ramazan 1440. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.