Karamsar değilim ama, düşlediğim dünyayı sadece hayal etmekteyim!

                           Kocaman beton yığınlarıyla, tabir caizse işgal istila edilen ekin arazileri, dağ başlarına kule gibi dikilen yüksek binaların ve sair meskûn yerlerinin; insanı ve toplumu birbirinden uzaklaştırıp yabancılaştırdığını kim inkar edebilir ki?… Artan insan nüfusuyla birlikte, şehirleşmenin hız kazandığı dünyada, artık eskisi gibi ufak tefek, kalelerin içindeki küçük şehirler, kasabalar insanların ihtiyaçlarını karşılamamakta! Kurulmakta olanyeni Şehirler için, yeni alanların ha bire imara açılmaları, ve insanların da durmadan yüksek binalar inşa etmeleri; farkına varılmadan, beraberinde manadan kopuk, maddeye olan esirolan, birbirinden habersiz yaşayan insan kalabalıklarınıçoğaltmaktan başka ne işe yaradı ki?! Şehirlerin olmazsa olmazlarından olan,aile parkları, dinlenme ve oturma yerleri, her birihem insanlarınhem de şehirlerin nefes almasını kolaylaştıran yerler olması gerekirken; şimdi gececi tayfanın mesken tuttukları yerler haline gelmedi mi?.

                           Ne ki, yaşadığımız yirmi birinci yüz yılın modern ve kapital dünyasında; dünyaya, şehirlere, duble yollara; organize sanayii bölgelerine, fabrikalara, barajlara, okul ve akademik mekanlara yapıldığı kadar; kainatın süsü ve Allah’ın: “Halife” olarakisimlendirdiği insanın ve insanlığın kemal bulabilesine yatırım yapılmadı, yapılmamaktadır ne yazık ki… “Ne güzel söylemişti Aliya Izzetbegoviç: Önce insan olmalıyız!İnsan olma sınavını kaybedenler, her şeylerini kaybettiklerini bir türlü öğrenemediler! Evet, önce insan olmayı başarmalıydık, sonra da ihsan sahibi… Dünya hayatının düzeni ve sıhhati açısından, önce insana yatırım yapılmalıydı, yapmalıydık… Modern dünyada, Küresel Emperyalist güçlerin, düzenledikleri yozlaştırma projelerinden sonra; son bir asırdan bu güne, Müslüman nesiller büyük ölçüde kendi mazilerinden, kendi özlerinden ve öz kimliklerinden uzaklaştılar...

                           Uzatmadan; gelinen noktaya bakıldığında, doğaya, insanlara, şehirlere, yol ve parklara zarar vermekten haz,hız ve zevk alan bir neslin türediği görülmektedir… Camilerin,kamunun, onun bunun mallarını çalacak kadar, yoldan çıkmış rotası meçhul bir nesil! İsimleri hasan, Ahmed memed olan bu neslin; hem dünyaya hem de insanlığa böyle zararlı halegelmesine iten sebeplerinaltında yatan nedenlerineden düşünmedik? Hani, memleketi baştanbaşa okul ve eğitim! Yuvalarıyla donatmakla, cehaletin ve yozlaşmanın önüne geçecektik, geçilecekti! Ne oldu, peki, neden başarılı olamadık? Önce egemen kadrolar, sonra da bizler; elimizdeki tüm imkân ve olanakları insanın inşasına değil, süslü püslü meskenlere, son model arabalara, gelinlerin çeyiz bohçalarına; şatafatlı ve müsrif düğünlere, kozmetik ve kuaför salonlarına,evlerin mefruşat takımlarına, yani insanı yok eden tüketimhastalıklarına yatırdık hepsini… Ve insanı kaybetmekle birlikte, hem insanlığı hem insanlığımızı kaybettik fark etmeden…

                           İnsanın inşa olmadığı, olunmadığı bir dünyanın beş para yapmadığını, harap ve türap olduğunu, akıl etmediğimiz için, her şeyi dünyadan ibaret sanan nesillerin yetişmesine sebep olduk. Tehlike en yakınımıza kadar gelmişkenbile, biz hala farkındadahi değiliz. Mesele, geçenlerde İkamet ettiğimiz mahallede, bize en yakın olanCamii’mizin; üst üste iki kere, Klimalarının gaz ve dışardaki ekipmanları çalındı. Kim veya kimler mi çaldı dersiniz? Bu şehrin, bu mahallelerin ve bu insanların yetiştirmiş oldukları çocukları! Yani, bizim,benim, senin, yetiştirdiğimiz, eğittiğimiz, büyüttüğümüz çocuklar… Adaletli bir toplumdan zalim bir topluma, vicdanlı insanlardan merhametsiz ve acımasız bir insanlığa doğru yol almaktaolduğumuzun farkında mıyız bilemiyorum? İyiye doğru gidiyoruz, diyen var mı? Dün bu günden, bu gün de yarından iyi olarak kalacak hafızalarda unutmayalım!

                           Yatırım, yatırım ve bir daha yatırım ama hepsi dünya içinse! Takip edilen Politikalar, izlenen yol ve yöntemler, geliştirilen projeler, sarf edilen mesai ve maddi imkânların yüzde doksan küsuru hepsi dünyanın inşasına harcanırken; dünyanın kendisi için yaratıldığı insanın insan olabilesine geride ne kaldı sanki? İnsanı inşa etmediğimiz müddetçe, tüm dünyayı okul ve Üniversitelerle donatsak da, yine de tehlikelerin, olumsuzlukların ve kötü gidişatın önüne geçemeyeceğiz. Peki, insan neyle inşa olunmalı veya olunacak? Tek kelimeyle, yaratılış fıtratı gereği, İlahi emir,nehiy ve belirlemiş olduğu ilkeler doğrultusunda; eğitilmeli ve bu yolda hiçbir fedakârlıktan kaçınılmadığı zaman, ufak tefek firelerle birlikte; pırlanta gibi inançlı ve erdemli bir neslin yetiştiğini göreceksiniz!...

                           Yoksa felaket üstüne felaketler gelecek başımıza, iki yakamız da bir türlü bir araya gelemeyecektir… Şair ne güzel de izah etmiştir hali pür melalimizi: “Bir insanda olmaz ise hayâ edeb/ Neylesin ona medrese mektep. Okuyup âlim olsa da/ Yine merkep yine merkep.” Demek ki, Hakkın muradına göre, eğitilmeyen nesiller, insanlar, toplumlar ve devlet düzenleri; istedikleri kadar okul açıp insan okutsalar da, dünyayı baştanbaşa nakışlarla süsleseler de;kâmil manada insan inşa edip yetiştirmedikten sonra, buncaemek ve çabalar, rüzgârda savrulun çer çöp misaliheba olup giderler… Sözün hülasası şudur: “Önce insan, sonra Cihan/ Bundan başka yol bilemem/ Zıt iddianın sonu hüsran! Kalın sağlıcakla. 05 Kasım 2018.

                          

                          

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.