“Muhakkak sizi biraz korku ve açlık ve biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden noksanlık/azaltma ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara/155) Sizi biraz korkuyla sınayacağız diye buyuruyor yüce Rabbimiz! Korku… Endişe… Asayişsizlik… Güvensizlik… Belki de savaşlar, yıkımlar,ölüm ve göçler… Allah’u alem. Saadet asrında ve öncesinde, Allah’a ve onun elçilerine iman eden yiğitler; değil korku, canları pahasına da olsa “korku” iktidar ve muktedirlerine asla boyun eğmemişlerdi… Bir Ashab-ı Uhdud, bir Bilal ve tarihin her devresinde onların izinden giden yiğitler; korku iktidarlarının birer korkuları haline gelmişlerdi/gelmektedirler… Dünyanın yeniden huzura ve gerçek refaha erişebilmesi, Bilal’in inandığı gibi inanan ve sadakatinden ödün vermeyen bir neslin yetişmesine bağlıdır!... 

                               Evet, İnsanın başına gelmeyinceye kadar, her şey çok kolay görünebilir öyle değil mi?! Bazı şeyler vardır ki, insanın ona uzaktan bakmasıyla; o şeyin keyfiyetine ve künhüne vakıf olması mümkün değildir. Kişinin söylemi, eyleme dönüşmediği müddetçe; karşıtolan cenahlardantepki alıp almayacağını, nasıl anlayacak ki? Hayatında hiç açlık çekmemiş bir insana, açlığın ne demek olduğunu anlatabilmek çok zor bir iş değil midir mesela? Peki, ya insanın; duyguları, hayalleri, düşünce ve hülyaları alt üst eden korkuyla imtihan olunması nasıl bir şeydir düşünebiliyor muyuz acaba? Başa gelmeyinceye kadar, asla!...

                               Korku, imtihanı insanın karşısına çıkmadığı müddetçe; çevresi, dostları, yaren ve gönüldeşleri bir hayli kalabalık olabilir. Lakin ne zaman ki, söz konusu kişi ve kimseler; korku denilen şeyle imtihana tabi tutulduklarında, işte o zaman hakiki ve sahte dostların kimler olduğu kendiliğinden meydana çıkar. Dün, sizin için ölüme bile gelirim diyen dostlarınızın; korku imtihanıyla yüz yüze geldiklerinde, onlardan birçoğunun kaçıp ortalıktan kayboldukları görülecektir. Hata sizinle karşılaşırlarsa, size selam dahi vermekten korkar hale gelir ve sizden uzak durmaya, sizinler aralarına mesafe koyamaya çalışırlar. Evet, sizi uzaktan görseler, eğer imkânlarıolsa, sizinle karşılaşmamak için yollarını değiştirirler.

                               Zira onlar, dar günün değil; bedavadan adam olmanın havada uçuştuğu bol günün dostlarıdır. Bu hakikatin bir müşahidi olarak, bundan yıllar önce; dava adamlığı güden birçok kimsenin, korkuyla sınandıklarını gördüklerinde bizden selam kelamı nasıl kestiklerini bu gün gibi hala hafızamızda taptaze…! Evet, bir kısım Müslümanın, rahatve rehavete hala âşık olmadıkları,yirmi otuz sene öncesine kadar;cebinde minibüse verecek parası olmadıkları halde,ders, sohbet ve konferanslara yayan giden, ama daha sonra pul ve kul arasındaki dengeyi koruma konusunda sınandıklarında,korkuya yenik düşen nice yiğitler (!) biliriz. Dünyayla tanıştıktan sonra, rehavete kapılan birçok Müslüman; korkunun, endişenin, şüphenin, zorun ve yokluğun olduğu semt ve muhitlerle alaka ve ilişkilerini kesmeye başladıklarını gördük.

                               Evet, isterseniz korkunun insanın başına neler getirdiğini/getirebileceğini bilmek için; tarihten bir tabloyla hafızalarımızı tazelemeye çalışalım: “Mısır’ da Seyyid Kutub ve ilesine baskılar yöneltildiğinden Kutub ailesinin bir dirhem borç alabileceği tanıdıkları kalmamıştı. Üstad Şehid Abdullah Azam’ ın (ruhu şad olsun) kendilerinden işittim ifadesiyle: ”Tüm insanlar bizden uzaklaşmıştı. Borç istediğimiz dostlarımız dahi; “biz sizi tanımıyoruz. Bize gelmeyin. Bizde size gelmeyeceğiz” demişlerdi. Cesaret edemiyorlardı. İnsanları etkisi altına alan “KORKUNUN” boyutu tasavvur edilemez ölçüdeydi. Çünkü o gün çağdaş Firavunlar, ellerindeki güç ve yetkilerini; bir korku iktidarı haline getirmekle insanları kendilerine itaat etmeye zorluyor ve çalışıyorlardı

                               İşte korku böyle bir şey! İnsanların kaç ayar olduklarını öğrenebilmek için, onların mutlaka korkuyla sınanmaları gerekmektedir. İnsan korkuyla sınanmadığı müddetçe, onun nasıl bir iradeye sahip olduğu tam anlamıyla anlaşılamaz. Özellikle yaşadığımız toplumda, 1980darbesi, 28 Şubat ve diğer birçok zorluk dönemine tanıklık etmiş birçok kişinin; o gün taşıdıkları kararlılık ve cesaretlerini,ne yazık ki bu gün kaybetmiş durumdalar. Bunun nedeni, başta Seküler hayatın onların yaşantılarına galebe çalmasının yanında, birde korku imtihanına yenik düşmeleri!...

                Hâlbuki eskiye nazaran, şimdi kalem oynatan o kadar çok yazarlarımız, edebiyatçılarımız, akademisyenlerimiz ve donanımlı entelektüel kesimimiz olmasına rağmen; ama tarihte yaşanmış olan korku iktidarlarına kıyam etmiş değerli birçok şahsiyetin, kitleler üzerinde bırakmış oldukları etkiyi bu gün bırakamıyorlar. Peki, neden? Çünkü, “anlatılmaz yaşanılır” sözü sanki bu konunun tercümesi!... Huzurla kalın, huzurlu kalın. Dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6